Tavurizm

Siyasette ve toplumsal yaşamda yeni kavramlar üretilmesine uygun bir dönemde ve ülkede yaşıyoruz. Siyasette yeteneksiz kesimlerin ön plana çıktığı, siyasi liderlerin çevrelerini kişisel hesaplar peşinde koşan yeteneksiz çıkar gruplarının aldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Siyaset halkta koptu. Halk, siyaset ve siyasetçi deyince arkasına bakmadan kaçmak istiyor. Halk, siyasete ve siyasetçiye olan güvenini yitirmiş durumda. İnanmasak da, görmezden gelsek de, başımızı kuma gömsek de bu gerçeklerle birlikte yaşamak durumundayız.

Birçoklarına göre siyasetçi demek, yalan söylemek demek, boş konuşmak demek, güvenilmez insan demek. Üzücü, ancak bu gerçeği görmemiz gerekiyor.

Bu noktada, yalnızca siyasetçiyi yargılayarak köşeye çekilirsek, bir yanlışa da ortak oluruz. Bu yanlış, gelinen noktada siyaset ve siyasetçi kurumunun yozlaşmasından halkın da sorumlu olduğudur.

Yüzyıllar öncesinde Montesquieu, “her ulus, layık olduğu biçimde yönetilir” demiş. Üstelik bu düşünür, demokrasi yerine monarşinin en iyi yönetim biçimi olduğuna inanmış, halka güvenmediği için.

Siyasetin ve siyasetçinin halktan koptuğu, güvenini yitirdiği, sorun çözme fonksiyonlarını kaybettiği bir ülkede/dünyada yaşıyoruz. Bu durum, gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerde görüldüğü gibi, birçok gelişmiş ülke de aynı sorunu yaşıyor.

Şimdi gelelim yazımızın başlığına.

Tavuri, KKTC’de herkesin tanıdığı bir isim. Hayatı tokatçılıkla geçmiş meşhur ve renkli bir kişilik. Son zamanlarda gazetelere, köşe yazılarına, karikatürlere konu olmuş. Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanında haklı olarak yazdığı gibi, “suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar” sözünü hatırlıyorum. Suç, bireysel olarak görülse de her suçluyu, toplumun ve toplumsal koşulların bir ürünü olarak değerlendirmek gerekir.

Tavuri, geçenlerde Rum tarafına giderek yeni bir hırsızlık olayına karışmış ve yargılanıp tutuklanmış. Bu süreçte dikkatimi çeken bir olay gelişiyor. Mahkeme önüne çıkan Tavuri’ye hakim soruyor :

 Neden çaldın?

Tavuri’nin yanıtı ise mükemmel:

 KKTC’yi tanıtmak için.

Gerçekten de siyasetçiler, söylemleri ve eylemleri ile Tavuri’yi andırmaya başladı. Bu durum, siyasette “Tavurizm” olarak isimlendirilebilecek bir durum yaşandığını gösteriyor.

Siyasetçilerin bazıları KKTC’yi tanıtmak için, bazıları barış ve çözüm için, bazıları ülkeyi refaha kavuşturmak için, bazıları milliyetçilik, bazıları eşitlik ve adalet, bazıları sosyalizm, bazıları liberalizm için yola çıksa da hepsinin sonu aynı : Halkın güvenini kaybetmek, inandırıcılıklarını yitirmek, amaçlarını araçlara kurban etmek.

Peki, halktan kopmuş, halkın güvenini kaybetmiş, siyasetin bir oyuna çevrildiği, siyasetçiliğin bir mesleğe dönüştüğü Kıbrıs Türk siyasetinde, ülkenin geleceğini nasıl yaratacağız? Gençler ve işsizler için, her geçen gün artan/açılan gelir adaletsizliğini düzeltmek için, gelecekten ümitli olabilmek için siyaset kurumuna olan güveni nasıl tesis edeceğiz?

Yukarıdaki soruyu kendisine soran siyasi parti, sivil toplum örgütü, siyasetçi, devlet adamı ya da gazete/TV patronu olduğuna inanıyor musunuz?

Bu sorunun yanıtını gerçekten merak ediyorum.

_____________________

* Siyaset Bilimci Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.