Tayyip’in Numan atağı

TAYYİP’İN NUMAN ATAĞI: CEMAATİN 2014 PLANINI BOZMA ÇABASIDIR

Numan Kurtulmuş’un AKP’ye geçmesine ilişkin süreç fiilen başladı. Erdoğan ile yapılan görüşme sonucunda atılan adımlar Türkiye’nin politik gündemine bir süre meşgul edecek gibi görünüyor. Erdoğan’ın Numan’ı AKP’ye davet etmesi öylesine sırdan bir girişim olmadığı kesin. Özellikle Gülen Cemaati ile Erdoğan grubu arasındaki rekabet ve çatışmanın önemli bir halkasıdır.

Erdoğan’ın bütün çabası cemaatin sistem içindeki etki gücünü kırmak ve kendisine yönelmeye başlayan ‘cemaatin tehlikesini’ bertaraf etmektir. Gülen ekibinin devletin kurumsal yapılarında çok ciddi oranda etkili olduğunun farkındadır. Bunun için kendisini güvenden hissetmiyor. Özel Yetkili Mahkemelerin giderek kendisini hedeflemeye başladığını anlamıştı. Kendisini güvenden hissetmeyen Başbakan, önce 3.Yargı Paketiyle Özel Yetkili Mahkemeler(ÖYM) değiştirdi. Bu mahkemelerde görev alan savcıların çok önemli bir kısmını da etkisiz görevlere atadı. Cemaat’in İstanbul Emniyetindeki örgütlenmesini çok önemli oranda dağıttı. Sistem için dengeleri kendi lehine çevirmek için önemli adımlar atan Erdoğan, ‘sivil’ ve ‘politik’ alanda da aynı yönelim içine girdi. Cemaatin 2014 planını bütünlüklü olarak bozmak isteyen Erdoğan, bu kez eski/yeni dostu HAS Parti Genel Başkanı’nı Numan Kurtulmuş’u AKP’ye davet etti. Böylelikle hem AKP’ye yönelik ortaya çıkabilecek muhalefeti etkisizleştirmek, hem de cemaatin 2014 planlarını bozmak ve olası bir seçim sürecine hazırlıksız girmesini sağlamaktır. Erdoğan ile Numan arasındaki ilişki de tahmin edilenden çok daha eski ve derindir.

Peki, bütün bu karmaşık politik denklem içerisinde Numan’ın ismi neden bu kadar ön plana çıkıyor. Bu soruya verilecek yanıtın bir kısmı, Kurtulmuş ailesini politik geçmişinden yatıyor. Bu aile geçmişten beri İslamcı cemaatlerle iç içedir. İsmini dedesinden alır. Adı Numan olan dedesi bir Osmanlı subayıdır. Çanakkale, Erzurum, Batum ve Azerbaycan’da binbaşı rütbesiyle görev yapar. En son olarak Sakarya Savaşında yaralanır ve torun Numan da, dedesinin ‘gazi’ olmasıyla sürekli övünür. Babası İsmail Niyazi Kurtulmuş ise İlim Yayma Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden biri olup kurucularındandır. Türk-İslam ideolojisinin oluşturulmasında önemli bir rol oynar. Politik İslamcı hareketin gelişmesinde ciddi bir işleve sahip olan İlim Yayma Cemiyeti, 11 Ekim 1951 tarihinde İstanbul’da kurulur. 10.02.1953’te, 4/169 sayısı Bakanlar Kurulu kararıyla ‘umumi hizmetlere hadim’ yani kamu yararına faaliyet gösteren dernek statüsünü kazanır.

Erdoğan’ın İYC’nin 60.kuruluş yılına gönderdiği mesajda « Benim de mezun olduğum ve okumaktan her zaman büyük onur duyduğum imam hatip okullarının açılmasında İlim Yayma Cemiyeti öncü rol oynadı» diyor. Numan Kurtulmuş da, İYC’nin kendisi için önemini şu cümlelerle ifade etmişti : “Biz beş kardeştik. İlim Yayma Cemiyeti altıncı kardeşimizdi” Erdoğan ile Numan’ın yollarının ilk kesiştiği yer; ikisinin de beslendiği Türk-İslam veya İslam-Türk sentezinin ideolojik gıdasının merkezi İYC’dir.

Erdoğan ile Numan’ın sürekli övündükleri bir başka nokta da İmam Hatip Lisesi mezunu olmalarıdır. İkisinin yolları bu kez, İstanbul İmam Hatip Lisesinde kesişir. Aynı sırada oturdular mı bilinmez ama aynı sınıftaydılar. İkisinin ortak özelliği; Hatipli olmalarını yeri geldiğinde politik çıkar ilişkilerinde sıkça kullanırlar. Numan, bir elit tabaka, Erdoğan orta sınıf çocuğudur. Erdoğan Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi’ni, Numan daha sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazanır. İlişkileri kesintisizce devam eder.
Erdoğan, genç yaşta aktif bir militandır, İstanbul Akıncılar derneği yöneticisi olarak elinde sopalarla grevcilere saldırır. Numan ise aile ortamından olsa gerek, Erdoğan gibi sokak eylemlerine pek yönelmez. Üniversite bitiminde hemen sonra, Erdoğan Erbakan hocasının yanında hemen siyasete, Numan ise akademik çalışmaya yönelir. Ama her ikisinin stratejik hedefi aynı olduğu için aralarında özel iletişim devam eder.

1998 yılında doğrudan politik faaliyetlere yönelen Numan, Erdoğan’ın önerisiyle Fazilet Partisine girdi. Ayrıca Babası İsmail Niyazi Kurtulmuş ile Erbakan arasında önemli bir dostluk ve güven ilişkisi bulunduğu için kısa sürede hem Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanı oldu, hem de Genel İdare Kurulu üyeliğine getirildi.

2001 yılında Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra, yakın arkadaşı ve dostu olarak tanımladığı Erdoğan başta olmak üzere Gül, Arınç ve Şener, hocaları Erbakan’dan koptular. Numan ile Erdoğan arasında çok özel bir ilişki bulunmasına rağmen bu gruba dâhil olmadı. ‘Milli Görüş gömleğini çıkardık’ diyen Erdoğan, Numan’ın da ‘yenilikçi harekete’ katılmasını çok istedi, buna rağmen Erbakan’ı destekledi ve Saadet Partisi’ne katıldı. Erdoğan ile Numan ikisinin da ortak özelliği var; birinci derece lider olmak. Erdoğan bunu çok açık, Numan sessiz derinden yapar.

Numan’ın kritik bir dönemde Erbakan’a vermiş olduğu desteğin mükafatını da kısa sürede aldı. Saadet Partisi’nin kongresinde, 946 oyun geçerli olan 924 oyunun hepsini alarak Genel Başkanı seçildi. Numan, “Şimdi vira Bismillah deme zamanıdır. Şimdi, Saadet vaktidir… Şimdi, Dünya’nın ve Türkiye’nin, Saadet’in; Millî Görüş’ün fikirlerine, bizlerin sesine ihtiyaç vardır… Millî görüş sadece bir siyasi partinin adından ibaret değildir. Millî Görüş evrensel bir medeniyet, evrensel bir insanlık projesidir…”

Numan’ın Saadet Partisi’nin başına geçmesi, bir bakıma Milli Görüş’ün yeniden canlandırılması olarak görüldü. Katılmış oldukları ilk yerel seçimlerde oy oranını % 5’e çıkarttı ve daha sonraki kamuoyu yoklamalarında %7’ler civarında görünüyordu. Kamuoyundaki politik etkisi artmaya başlayan Numan, sistemin politik güçleri tarafından dikkatle izlenmeye başladı. Artan politik etkisini Saadet Partisi’ni bütünlüklü olarak ele geçirmenin bir aracı olarak kullanmaya yöneldi. ‘Partide liderlik ve başkanlık sorunu yoktur’ çıkışıyla dikkatleri üzerine çekti. 4. Kongrede özellikle Milli Nizam Partisinden beri Milli Görüşçülerin geleneksel temsilcileri olarak bilinen Şevket Kazan, Oğuzhan Aslıtürk, Recai Kutun gibi birçok kişiyi ‘Genel İdare Kurulu’na almaması fiilen bir tasfiye hareketi olarak algılandı. Bu gelişme Saadet Partisi’nde politik bir depreme yol açtı ve yeniden bir bölünme yaşandı. Numan’ın bu yönelimi erken bir girişim/doğum olarak değerlendirildi. Erbakan, öğrencisi Erdoğan’dan sonra en yakın dostunun oğlu Kurtulmuş tarafından da ihanete uğradığını açıklamıştı.

“Siyaset bizim için uzun bir yoldur” diyen Numan, 53 il başkanı, 65 belediye başkanı ve çok sayıda partiliyle birlikte ‘Saadet Partisi’nden siyaset yapma imkânı kalmamıştır’ gerekçesiyle 1 Ekim 2010 tarihinden istifa etti. Daha sonra Halkın Sesi Partisi’ni kurdu ve 28 Kasım 2010 tarihinde Ankara Atatürk Spor Salonunda gerçekleştirilen 1. Olağan Kongresinde Genel Başkanlığa seçildi.

İlginçtir Numan’a ilk politik desteği veren ve sürekli ön plana çıkartan cemaatin basını oldu.. Hakkında yazılan yazılar, yönelim bakımından ipuçlarını vermeye başladı. Özellikle AKP ile Cemaatin iktidar çatışması arttıkça, yeni politik senaryolar hazınlandı. Cemaatin AKP ile olan ilişkilerinin durumuna bağlı olarak HAS Parti’yi desteklemeye yöneleceği ve hatta bu yönlü çalışmaların devam ettiği konuşuluyor. Yani Cemaatin 1999 yılında DSP’ye verdiği desteğin bir benzerini HAS Parti’ye vermesi olasılığından söz ediliyor. Gülen’in böyle bir karar vermesi durumunda, Türkiye’nin iç politik denkleminde çok ciddi bir değişiklik gündeme gelecektir.

Erdoğan ile Gülen arasındaki politik hesaplaşmanın finali 2014 yılındaki cumhurbaşkanı ve yerel seçimlerdir. Çok özel bir sürpriz olmazsa Özellikle Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olacak. İlk turda % 50 oy alarak kesinleştirmek istiyor. İkinci tura kaldığında kaybetme riskinin çok daha yüksek olduğunun farkındadır. Bu bakımdan kendisine alternatif olabilecek potansiyel güçleri farklı biçimlerde etkisizleştirmeye yönelmiş durumdadır. Gülen için Has Parti hazır bir potansiyel. Erdoğan’a karşı bir güç olarak kullanılması şansı oldukça yüksektir. Bir bakıma Erdoğan’ın politik planlarını ve sistemde tek olma projesine bir darbe vurmak için en uygun kişi ve parti olarak değerlendirilmesi mümkün.

Erdoğan cemaatin bu planı gördü ve daha şimdiden bozma kararı aldı. Eski dostunu resmi bir görüşmeyle AKP’ye davet etti. Çağrının özü şudur: Has Parti kendisini feshedecek ve AKP’ye katılacak. Sorunun Has Parti olmadığı da biliniyor. Cemaatin desteği olmadan Has Parti’nin çok önemli bir başarı elde edemeyeceğini bilmeyen yok.

Türkiye’nin politik tarihinde çokça görüldü, sistem içinde birçok partinin birleşmesi oldu ve birleşen iki parti de dağıldı veya beklenildiği gibi oy oranlarında bir artış olmadı. Yani Has Parti’nin AKP’ye katılması, Erdoğan için yeni bir oy potansiyeli oluşturmayacaktır. Ayrıca bu partinin politikalarında da hiçbir değişiklik yaratmayacaktır. AKP sistemi bütünlüklü olarak işleyecektir. Yani Kurtulmuş’un AKP’nin ve Erdoğan’ın politikalarına getirdiği eleştirilerin hiç birinde bir farklılaşma olmayacaktır. Kurtulmuş’un AKP’ye değiştirme şansına sahip olmayacağına göre, kendisi AKP’lileşecektir.

Örneğin AKP ve Erdoğan hakkında Numan’a sorulan bir soruya şu yanıtı veriyor: ‘AKP’ye gitmem imkânsızdı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasetlerinde, çok temelde eleştirdiğimiz birçok husus vardı, var. Dolayısıyla öyle bir teklifin kabul edilmesi benim açımdan imkânsızdı.” Bugün şu soru gündeme geliyor: farklı görüşlerden dolayı AKP’ye gitmek imkânsızdı. Peki değişen hiçbir şey olmadığı halde nasıl oldu da bu olasılık oluştu.

Erdoğan için ‘Hem “Gömleğini giy, dön” hem de “Dönmesi mümkün değil” diyorsunuz. Ne bekliyorsunuz? Sorusuna ise şu yanıtı veriyor: Geri dönüşleri çok mümkün gözükmüyor. Siyaset ve ekonomiden bahsediyorsak model konuşuyoruz. Hükümetin sekiz yıldır kurduğu model, bizim tasvip etmediğimiz bir ekonomi ve dış politika modeli. Örneğin ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını kabul etmiş. Bunu parti meclis grubunda Başbakan kendi söylemiş, sadece söz olarak değil icraatı ile de ortaya koymuş. Türkiye’nin AB’nin terbiye salonunda oturtulmasına razı olan bir ilişki, NATO Genel Sekreterliği konusunda hükümetin tutumu keza yine yanlış. Dolayısıyla tüm bunlar bir modelin sonucudur. Ve bu modelden vazgeçmeleri çok mümkün gözükmüyor. Ama her insanın nihayetinde pratik olarak yaptıklarından pişman olma, vazgeçme, tövbe etme imkânı vardır. “Gömleğini giy” o anlamda söylediğim bir şey. Bir temenni, ama mümkün gözükmüyor.”

İşte mesele budur. Kurtulmuş, hazır loptan AKP’nin başına geçme veya başbakan olma olasılığını hesapyarak Erdoğan’a benzemeyi kabul etmiş gibi görünüyor. Erdoğan, ‘Milli Görüşe dönmedi’ ama Kurtulmuş, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin mimarı olan AKP’lileşmeye doğru gidiyor.
Erdoğan, Kurtulmuş’un bu değerlendirmelerini gayet iyi biliyor. Buna rağmen davet etmesinin arka planı, uzun vadeli kişisel hesaplar ve çıkarladır. Erdoğan’ın planı, Has Parti üzerinde cemaati vurmaktır. Atılan ilk adım aynı zamanda son adımdır. Çünkü Kurtulmuş’un böylesi bir yönelime girmiş olması, birleşme olsun veya olmasın hem Has Parti’yi etkisizleştirecek, hem de kendisinin prestijini sıfırlayacaktır.
Has Parti fiilen bölünme sürecine girmiş bulunuyor. Has Parti’nin kadrolarının önemli bir kısmı iktidarın nimetlerinden, rantından yararlanmak için AKP’ye katılacaklardır. Kurtulmuş da, gemiyi ilk terk eden fareler gibi AKP yolunu tutacaktır. Çünkü işin içinde başbakan olma olasılığı var. Erdoğan’ın cemaatin planlarını bozmak için ‘başbakan’ olma rüşvetini masaya koymuş durumda. Bu rüşvet ileride tutar mı, yıllarca AKP’ye emek veren kadrolar bunu hazmeder mi bilinmez ama kulağa hoş gelen bir rüşvet. ‘Mal, mevki, hırs peşinde olmadığını’ söyleyen Kurtulmuş, kendisini ‘başbakanlık’ hayaliyle çok erkenden pazarladı ama bir bakanlık veya belediye başkanlığıyla kendisine yer bulursa da büyük başarıdır.

Cemaatin de, dağılan ve politik etki gücü zayıflayan bir partiye yönelmesi de sanırım zor olacaktır. Bu durum, cemaati yeni arayışlara yönlendirecektir. Erdoğan bir adım önce geçti. Ancak cemaatin yeni arayışlar devam edecektir. Hatta Erdoğan’ı etkisizleştirmek için Saadet Partisini ve hatta CHP’yi destekleme kararı alması sürpriz olmaz.

Fakat Erdoğan’ın en zayıf halkası en yakınındaki kişidir. Bütün yaşamını paylaştığı kişi yani Emine hanımdır. Erdoğan, ‘Gülen’e dön çağrısı’ yaptı. Gülen’nin yanıtı çok netti: ‘o kişi beni davet etti. Ama gelmem,’ Çünkü kendisini güvenden hissetmiyor. Erdoğan’ın kendisine yönelik hamlelerini haber veren Emin’dir. Emine eski bir cemaat çalışanıdır ve halen Gülen’e bağlıdır. Gülen’in ihbarcısı Erdoğan’ın burnun dibindedir.

Cemaat ile Erdoğan ekibindeki iktidar çatışmasında kimin ne roller üstleniyor, bütün bunları yazamaya devam edeceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

six + seven =