Tübandan… Kaosa…

PAYLAŞ

kararını onaylaması, dinci basın ve tutucu çevrelerde beklenen ve şaşırtıcı olmayan tepkilere neden oldu.


Anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç’ın dışarıda türbanla dolaşmasını yasal açıdan uygun bulmayan Danıştay ilgili dairesi, öğretmenin müdür olmasını sakıncalı bulan yerel mahkemenin kararını onaylayarak önemli bir karara imza atmış oldu.


Vakit gazetesi’nin, yerel mahkeme kararını onaylayan Danıştay 2. daire yargıçlarının fotoğraflarını manşetten yayınlayarak, adlarını kamuoyuna duyurmasında neyi amaçladığının bilemeyiz ama bunun bir hedef gösterme olduğu iddiasında bulunacaklara, nasıl bir yanıt verilebilir doğrusu bilemiyoruz.


Ortada kasta yönelik bir plan ve tavır olmasa bile, olur ya, tamamen tesadüf eseri, gazete haberinden birkaç gün sonra, yargıçlardan biri “fanatik” ve “kontrol edilemeyen” kişi ya da kişilerce saldırıya uğrar ve hayatını yitirirse, bunun vicdanen muhasebesi nasıl yapılabilir? Gazetenin hedef göstermesi sonucu olay gerçekleşti iddialarına ortaya atanlara karşı,  nasıl bir savunma yapılabilir?


Bir başka açıdan değerlendirmelerde;
Bu tür yayınlarla, türban konusu davalara bakan yargıçlara gözdağı verilmek isteniyor şeklinde iddialarda bulunulursa, böyle bir iddiayı, yaşananlar karşısında boş ve hayalcidir diye niteleyebilir misiniz?


Nitekim bu satırlar yazılırken, gazete hakkında Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı’nca soruşturma başlatıldığına dair haberler, internet sitelerinde yayınlanmaya başladı (İnternethaber-13 Şubat 2006)


Olayın hukuki cephesini hukukçulara bırakarak; işin sosyal, siyasal ve yönetimsel boyutları ile ilgili görüşlerimizi aktarmak istiyoruz.


Öncelikle şunu açıkça belirtelim. Kimseyi inançlarından ötürü bu zamana değin eleştirmedik. Böyle bir düşüncemiz kesinlikle söz konusu değil. Kişi gidip dağın eteğinde ki bir kayaya dahi tapsa, “sen ne yapıyorsun, insan taşa kayaya tapar mı” diye eleştirimiz olmaz. O Bireyin kendi bileceği bir iş. Yeter ki bundan ötürü toplum kurallarına karşı gelmemiş ve sosyal yaşamda kimseye zarar vermemiş olsun.


Sosyal yaşamda, kişilerin düşünce, kanaat ve ibadet özgürleri kadar, toplumun koymuş olduğu kurallara, ki bunlar çoğunlukla yasalardır, uymak zorunlulukları vardır. Askerin, yargıcın, polisin, vs. görevleri sırasında giymek zorunda oldukları kıyafetleri vardır. Bireyler, bu ve benzeri görevleri yaparken, hayır ben istediğim gibi giyinirim, bana kimse karışamaz diyemedikleri gibi, özel yaşamlarında da görevlerinin gerektirdiği ciddiyete gölge düşürmeyecek biçimde toplum içerisinde yerlerini almaları gerekir.


Askeri komutan, görevi dışında şalvarlı ve cübbeli olarak sokaklarda, caddelerde gezebilir mi? Kadın yargıçlar, son yıllarda moda sayılan göbeği açık giysilerle sokağa çıkabilirler mi,  toplum içersinde dolaşabilirler mi?


Devlet görevi yapanlar, görev içinde ve dışında, her zaman ve her tür davranışlarında, devleti temsil etmenin sorumluluğu altındadırlar ve bu bilinç içerisinde hareket etmelidirler.


Bunların dışında, isteyen her vatandaş kendi özel yaşamında başörtüsünü tabi ki özgürce kullanmalıdır. Özellikli resmi sıfatı ve görevi olmayan her hangi bir türbanlı hanıma, “neden sokakta türban takıyorsun” diye hesap soran olmuş mu? Olamaz ve olmamalı… Ayni şekilde, türbanlılar ya da türbanı savunanlar da; başı açık bayanlara, başınızı niçin örtmüyorsunuz ve toplum içersinde böyle geziyorsunuz demek durumunda olamazlar ve hesap sormazlar!


AKP hükümetinin; kendileri ne derse desin, din ve türban özlemli düşünüş ve uygulamalarıyla, sürekli olarak toplumun karşısına çıkmakta oldukları bilinen bir durum. Üzerlerinde kamuoyu baskısı olmasa, bir gün içersinde türban  yasağını kaldıracakları konusunda ki toplum kanaat yaygın.


Partinin oy deposu, türbanlı kesimi kolay kolay gözden çıkaramayacağı bilinen AKP’nin, seçim yaklaştıkça, tabanına mesaj verici radikal karar ve davranışlarla  halkın karşısına çıkmaya devam edeceğini söylemek ve iddia etmek, ütopya sayılmaz.


İşsizliği yenmede, ekonomik sıkıntıları gidermede ve geniş halk kitlelerini geçim koşulları açısından yüzünü güldürmede başarısızlığa uğrayan ve gittikçe 3 Kasım 2002 seçimlerinde almış olduğu oy oranının altına doğru düşüş kaydeden AKP’nin, seçim için en büyük kozu ve dayanağı; türban, imam hatipliler, içki yasağı ve benzer radikal adımlar…


Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça ülkede gerilimin gittikçe artacağı ve türbanın neredeyse ülkenin birincil sorunu haline geleceği hiç de uzak olasılık değil.


AKP’nin bu zamana değin, kendisini halka kabul ettirmek, toplum dinamiklerinin tepkisini erkenden çekmemek ve ülke yönetiminde kadrolaşma gibi önemli icraatları fazla zorlanmadan yapabilmek için, türban konusunda atak ve kararlı davranmamış olmasının sonuna gelindiğine inanıyoruz.


Öyle ki, bu ve benzer nedenlerden ötürü bir düşünce adamımızın dediği gibi, 2006 yılı için; “keşke böyle bir yılı hiç yaşamamış olsaydık” diyebileceğimiz sürece giriyoruz. Gerilimli günler yakın. Daha doğrusu ülkede yapılacak yeni seçime kadar, önemli olay ve gelişmelere tanık olacağımız kaçınılmaz.


AKP’de parti içersinde ki tepkilerin giderek artması, partiden kopmalar, siyasette yeni fotoğrafların ve yapılanmaların ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılacaktır. Bu koşulda, AKP’nin çaresiz türbana ve benzer radikal kararlara dayanarak siyaset yapma taktik ve kararlılığı, ne yazık ki ülkede ciddi anlamda kaos ortamı yaratabilecektir.


Ülkemizde, siyasetçiler hangi partiden olurlarsa olsunlar, türban karşıtlığını ortaya koyarak politika yapamazlar, yapmazlar! “Annemin başı da örtülü” diye söze başlamayı taktik edinmiş siyaset takımının, bu konuda ortaya çıkıp gerçekleri yüreklice söylemek, hiçbir zaman işlerine gelmez.


Siyasi parti liderlerinin ağzında ayni politik söylem:   
Nedir o? “iktidara gelince türbanı biz çözeriz”.
Peki, çözmenin biçimi nedir? Yasağı mı kaldıracaksınız,  yoksa ülkenin anayasası var yasaları var, kimse resmi kurumlarda, üniversitelerde, yasaların uygun görmediği yerlerde türban takamaz diye kesin tavrınızı mı ortaya koyacaksınız? İşte onu hiç biri yapamaz ya..  Buna net bir yanıt yok.
Kaçamak politik söz ve davranışlar.


Türkiye’de siyaset bu yapıda olduğu sürece; hiçbir siyaset adamı ortaya çıkıp, “türban sorununu biz çözeriz” diye kahramanlık edebiyatı yapmaya kalkmasın ve halkı aldatmasın!
Türbandan… Kaosa…
Ülkenin değişmez kaderi!…
Ama bu ülke bizim!..


burhanaozbey@yahoo.com 

CEVAP VER