Tecavüz

PAYLAŞ

Dünya ölçeğinde tecavüze uğrama şansını yüzde yüz yitirmiş bir kadının bile burada tecavüze uğrama şansı yüzde yüze yakındır. İnsanların cinselliklerini insani ölçülerde gerçekleştiremedikleri bir ortamda, yani özlemle ve tutkuyla iki ayrı cins olarak birbirlerini sevemedikleri bir ortamda tecavüz kaçınılmaz bir olgudur. İlkel toplumlar da içinde, dünya toplumlarında cinselliğin bu kadar çok aşağılandığı ikinci bir toplum belki vardır ama ben bilmiyorum. Özellikle ilkel insan bir takım törensel gereklilikler çerçevesinde de olsa cinselliğini rahat rahat yaşayacaktır. Bizde durum vahimdir. Geçenlerde çok genç bir adamın seksen yaşında bir kadına tecavüz ettiğini gazetelerden öğrenince hiç şaşmadım.
Sizler belki tecavüzcüye çokça kızıyorsunuz hatta onu belki de linç etmek istiyorsunuz. Ahlaki kaygılar güder gibi yaparak insanları tecavüzcü ya da başka bir şey diye linç etmeye kalkmanın bir toplumdaki ahlak kaymasını göstermek açısından çok önemli bir örnek oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. “Verin bize, cezasını biz verelim!” Sen önce kendi cezanı ver. Çünkü buralarda ahlak gösterileri yapan sen bir gün komşunun çocuğunu ağzının suyunu akıta akıta şefkati pederane okşamaya kalkabilirsin, senin böyle bir işe kalkmayacağını kim söyleyebilir? Dünyanın hiçbir yerinde seksen yaşına gelmiş az çok görgülü bir adamın masanın altından ya da daha başka bir yoldan bir kadına sarktığını ya da sözle sarkıntılık ettiğini gören olmamıştır. Seksen yaşında bir yaşlı delikanlı bir genç kızla aşk yaşayabilir dünyanın bir yerinde, ama onu herhangi bir kadına yan bakarken göremezsiniz. Göremezsiniz, çünkü buna gerek duymaz. Yaşadığı toplum ona birçok konuda olanaklar sağlarken cinsellik açısından da insan olma koşullarının dışına çıkmamak kaydıyla nice kolaylıklar sağlamıştır.

Sevişemeyen toplumların, sevişmenin ne olduğunu bilmeyen toplumların işi çok zordur dostlarım. Çünkü insan toplumsal varlık olmadan önce doğal bir varlıktır ve doğallığını gerçekleştirmek ister, doğallığını gerçekleştiremediği yerde bunalıma düşer ve saçmalamaya başlar. Dünyanın orasından burasından gelen filmler bile insanın birbirini cinsel anlamda ve hem de cinsel olmayan anlamda nasıl sevebileceğini ya da hatta nasıl sevmesi gerektiğini bize gösteriyor da biz bunu görmek istemiyoruz. Beni kınamayın, ben kimsenin özel yaşamını merak etmemekle birlikte bazı bildik kişilerin o madeni yapılarıyla nasıl seviştiklerini içten içe merak etmişimdir. Bazılarımızın sevişirken kravatımızı sökmek gereği duymadığımızı söylemek aşırıya kaçmak mı olur?

İşin en acı yanı bu toplumda çok büyük bir çoğunluğun birbirini cinsel anlamda sevmekten ya da kısaca sevişmekten yalnızca kaba bir biçimde cinsel ilişkide bulunma edimini anladığını biliyoruz. Sevmenin bir ömür boyu buna karşılık sevişmenin bir dakika olduğunu bangır bangır şarkıya dökmüş olan bir toplumda insanların cinsel yaşamı belli bir boşalım etkinliğinden ötede görmemeleri ne kötü! O zaman gerçek anlamda aşk yaşamakla tecavüz etmek arasında bir ayrım bulunmuyor. Sevmenin tadını almak için insan olmanın tadını almış olmak gerekir. Bir insanı sevmek onu bir bütün olarak sevmektir, onun ruhunu olduğu kadar bedenini de sevmektir, ruhunun bütün kıvrımlarını olduğu kadar bedeninin her yanını sevmektir. İnsan için cinsellik aşkta anlatımını bulur. Gerçek aşk bedenin bütününde dokunuşların sağladığı içtenliği yaşayabilmekle olasıdır. Bu olmadığı zaman hangi koşulda olursa olsun bir tecavüzcü ruhsallığını aşma olanağımız yoktur.

Bu toplumda aşkta elini kirletmemiş pekçok insan daha başka pekçok alanda ellerini çok kötü kirletmiştir. Günde otuz posta ellerini yıkayan insanlar görürsünüz. Onlar bir otuz kere daha yıkasalar ellerini, kendilerini temiz duyamayacaklardır. İyice kaşarlanmış bir tip değilseniz, rüşvet aldığınızda ya da ne bileyim birinin ekmeğiyle oynadığınızda olduğu gibi sizinle hiç ilgisi olmayan karşı cinsten birine tecavüzcü ruhsallığıyla baktığınızda da kendinizi kirlenmiş duyacaksınız. O zaman ellerinizi bol sabunlu suyla günde kırk kere yıkasanız da kirlenmişlik duygusundan kurtulamayacaksınız. Kendi kızına yan gözle bakan adamın, gerçekten iyiden iyiye kaşarlanmış değilse, nasıl bir ruhsallık taşıyabileceğini düşünün bir. Dört çocuk doğurmuş ama cinsel anlamda hiçbir şey yaşamamış bir kadının titizliğini de düşünün: tahtaları on günde bir tahta fırçasıyla ovacak, üç günde bir camları “güzelce” silecek, tuvalete pis bir terlik koyup herkesin onu giymesini isteyecek, yemek pişirirken sebzeleri kırklayacak ama süzerken yanlışlıkla musluğa döktüğü haşlanmış makarnayı olduğu gibi yeniden tencereye koyacak… Gittiği herhangi bir evde bardakların yeterince temiz olamayacağı duygusuyla bir bardak çayı öğüre öğüre içecek, ikinci bardağı önerdiklerinde midesinin rahatsız olduğunu söyleyecek…

 

CEVAP VER