Tek kurşunla üç oyuncu…

Söyleşilerimi genellikle oyun başlamadan önce, kuliste, sahnede veya seyirci bölümünde yaparım. Bu esnada o, ya sahnede sağa sola koşuşturur, ya da merdiven tepesinde bir şeyler yapıp durur. Işıkları yakıp söndürür, ayarlar, “olmadı” der; yeniden merdivene tırmanır; yerini değiştirir. Oyun başladığı andan itibaren seyircilerin arkasında olan yaklaşık iki kişinin zor sığdığı barınağına geçer. Her şeyi oradan idare eder; sesten ışığa ve müziğe… kadar; her oyunu elindeki teksten takip eder; her sahneyi ezbere bilmek zorundadır; oyunun kalbi sayılır. Anlattığı kadarıyla; işi sadece bunlar değil; oyuncuların ve oyunu seyreden seyircilerin de güvenliğinden o sorumludur. Evet, sizlere, Berlin’deki Tiyatrom’un yıllardır ışık ve tekniğinden sorumlu Önder Baykul ile yaptığım söyleşimi aktarmak istiyorum. Önder Baykul 1965 Kırklareli doğumlu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. 1989 yılından beri Berlin’de. 1990’dan bu yana da Tiyatrom’un Teknik Sorumlusu olarak görev yapmakta.

İstanbul Üniversitesi’nde felsefe okuduktan sonra Berlin Teknik Üniversitesi’nde master çalışmaların oldu. 1990’dan bu yana da Tiyatrom’un teknik sorumlusu olarak çalışmaktasın. Nereden nereye… Tiyatroyla tanışman ve teknigi seçmenin hikayesi?..

İstanbul Üniversitesi öncesinde bir de Teknik Lise Elektrik eğitimim var benim, yani şu an yaptığım işte elektrik, elektronik bilgisi önemli rol oynuyor. Sanattaki temel soru  “Güzel nedir?” felsefenin kollarından birisi olan estetiğin temel sorusudur. Aslında felsefe, bir sanat dalı olarak tiyatroyla ve diğer sanat dallarıyla ilgilidir.

Işık kitaplarına baktığımızda bir çok filozof ve bilim adamının „ışığın“ fiziksel ve sanatsal yanına ilişkin teorilerini görmek mümkündür. Bunlardan bazılarını anmak gerekirse: Newton, Goethe, Schopenhauer. Her üçünün de ışığın oluşum ve rengine ilişkin değerli açıklamaları vardır. Uzun sözün kısası: Teknik bilgisi, estetik sevgisi ve tiyatro ilgisi birleşince kendimi tiyatro tekniğinde buluverdim.

Tiyatro sanatında teknisyenin, ya da teknik sorumlunun görevi nedir?

Tiyatro, oyun metninden sahne tasarımına, rejiden ışığa, marangozdan oyuncuya birçok birimin buluştuğu sanat dalıdır. Teknik sorumlu, tiyatrodaki teknik birimler arasındaki koordinasyonu sağlamakta ve tüm teknik sorumluluğu üstlenmektedir. Aslında bir teknik sorumlunun  en önemli görevi, seyircinin güvenliğini ve daha sonra oyuncunun ve teknik kadronun güvenliğini sağlamaktır. Biraz açayım isterseniz: Rejisörler genelde uçmayı seven, fantezileri bol olan insanlardır (ya da olmalıdır). O yüzden sahnede olmadık şeyleri denemeye çalışırlar: Oyuncuyu tepeden iple indirmek, sahnede yüzlerce mum yakmak, ölüm sahnesinde oyuncunun elindeki kuru sıkı silahı patlatması… gibi. Rejisör bunları isteyebilir, oyuncu da bunu kabul edebilir, işte tam o sırada teknik sorumlu (Meister) devreye girer ve tehlike analizini, olabilirliğini araştırır, son sözü söyler. Olur ya da olmaz diye. Çünkü Alman kanunlarında tüm bu olanlardan rejisör ya da oyuncu değil; ilk etapta tiyatronun, varsa sahibi daha sonra görevlendirilmiş teknik sorumlusu (Meister) sorumludur. Ve sahnede bütün olup bitenler kesinlikle seyirciye zarar vermemelidir. Sonra da oyuncuya ve diğer çalışanlara zarar vermemelidir. Bunun sorumlusu teknik elamandır. Bu cevabı da toparlamak gerekirse şunu söylemek mümkün: Benim görevim, içindeki coşkuyu sınırlamakta zorluk çeken rejisörlerin ayağını yere değdirmek için debelenip durmak ve istenilenin güvenlik kuralları çerçevesinde sahnede oluşmasını sağlamaktır. Bazen rejisörler fantezilerini engellediğimizi, işi yokuşa sürdüğümüzü düşünerek bize kızar, bazen de iyi ki sen varsın derler… Böyle bir meslek işte.

Teknikten sorumlu kişi neler bilmek zorundadır? Örneğin; edebiyat, tiyatro tarihi… gibi

Bir sanat dalıyla uğraşan kişi, görevi ne olursa olsun o sanat dalına ilgi duymak zorundadır ve o sanat dalını sevmek zorundadır. Bu kural, görevi ne olursa olsun her çalışan, emek veren için geçerlidir. Yoksa sanatın ve sanatçının kaprisleriyle uğraşmak çok zor olur. Bir prömiyerin çıkması, bir çocuğun doğması kadar önemlidir. Tek vitamini seyircinin alkışı olan sanat dalı tiyatroda, emeğinin karşılığı olarak gelen alkışla yetinmeyi kaç kişi becerebiliyorsa onlar çalışıyorlar genelde bu işte.
Teknikten sorumlu kişinin, tiyatronun her birimiyle bağlantı içerisinde olacağından, her birim üzerine yeterli bilgisinin olması gerekmektedir. Alet kullanımından, kumaş türlerine ve özelliklerine, makyaj özelliklerinden ışık çeşitlerine, elektrik bilgisinden çeşitli efektlerin özelliklerine,  bulunduğun şehrin ya da ülkenin kanunlarından haberdar olmaya kadar, birçok konuda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Yoksa bu konulara yabancı olarak bir sahne tasarımcısına, bir demirciye, bir ışık tasarımcısına derdinizi nasıl anlatabilirsiniz, eğer derdinizi anlatamazsanız nasıl teknik sorumlusu olursunuz? Rejisör, sahne tasarımcısı ya da herhangi bir uzman, teknik sorumluyla oyun üzerine konuşurken ortak uzmanlık dili ve bilgisi olmazsa, o çalışmanın bir yerleri hep eksik kalır, vasat bir çalışma olur. Birileri tiyatro tarihinden bahsederken temel ögeleri bile anlayamayan bir tiyatro çalışanın işi gerçekten zordur. Bütün bunlar olmadan bu iş olmaz mı?.. Olur tabii; eğitim almadan sahneye çıkan oyuncu, iki akor ezberleyerek gitarist, hiç kitap okumadan yazar, şair olunuyorsa; bu neden olmasın?

Sahne ışığının belli başlı kuralları var mı?

Işık başlı başına kurallar bütünüdür aslında. Fiziksel olarak ışığın tanımından, görsel ve duygusal etkilerine kadar birçok teori ve kurallar vardır. Bunun dışında elektriksel hesapları ve kuralları vardır. 5000 Wattlık bir lambanın kaç amper akım çekeceği, halojen lambanın renk değerleri, kullanılan filtrenin geçirgenlik katsayısı, temel renklerin birleşerek ya da eksilerek hangi renkleri oluşturduğu hep kurallarla belirlenmiştir. Bunlara yaratıcı özelliğinizi eklerseniz iyi bir ışık tasarımcısı olabilirsiniz. Son yıllarda ışık kaynaklarının yüksek teknolojiyle donatılması, ışık tasarımcısını, sürekli teknolojiden haberdar, bilgisini yenileyen, araştıran kişi olmaya itmektedir. Dijital teknoloji bizim alana da girdi. DMX sistemleri olayın sınırlarını ışık ve efekt alanında çok ötelere taşıdı. Artık tiyatro ve görsel diğer etkinliklerde teknisyen ya da tasarımcı olmak hiç te kolay değil, eğitim ve kurallar bütününü bilmek şart.

Sahne ışığı başlı başına sanat mıdır?

Gidişat o yöne doğru ama bence henüz değil. Işık, olan bir şeyi istenilen biçimde göstermek için vardır. Yani önce sahnede bir sanat olayının temeli olacak, siz de o sanatsal objenin bir ögesi olarak aydınlatma, ışıklandırma kişisi olarak görevinizi yapacaksınız ki, gerçek anlamda sanat ortaya çıksın. Bir çok insanın kendi mesleklerini yaparak oluşturduğu, yarattığı çalışma ortaya çıktığında adı ancak “Tiyatro sanatı” olabiliyor. Tiyatro sanatının içinde aslında birçok sanatsal nüveler bulunmakta. Ama üst tanım olarak tiyatro sanatından bahsediyorsak, alt tanımlardaki sanat dallarına ilişkin nüveler arka planda kalmalı diye düşünüyorum. Bu söylediklerim yeni sanat dallarını oluşturmakla ilgili. Yoksa tiyatroda, edebiyat, müzik, dans gibi sanat dallarının önemini biliyoruz. Demek istediğim, tiyatro başlı başına sanat olarak kalmalı. Işık sanatı, sahne tasarımı sanatı, ton sanatı, reji sanatı, terzilik sanatı diyerek, ekibin bozulması içimi acıtıyor, galiba o anlamda biraz tutucuyum.

Teknoloji, aydınlatma, pyroteknik, ton alanında o kadar gelişti ki, artık yavaş yavaş pyroteknik, ışık, ton ve multimedyayla dramaturjik kurgular oluşturmak mümkün. Ama bu nasıl bir sanat dalı olur bilemem, istesek te istemesek te yaşayıp göreceğiz, sahnesinde real insan olmadan yapılan sanatın nasıl bir şey olduğunu

Yanılmıyorsam felsefeden sonra bu yaptığın işin de eğitimini aldın.

Bu konuyla ilgili değişik alanlarda eğitim aldım. Örneğin pyroteknik. Avrupa Birliği normlarına göre kapalı alanda ya da açık havada pyroteknikten (havai fişek, çeşitli özel efektler, patlamalar, duman oluşturmalar vs) yararlanabilmek için, o alanda eğitim görmek ve çeşitli güvenlik soruşturmalarından geçip sertifika almak gerekiyor. Özellikle 11 Eylül’den sonra bu belgeyi almak çok zorlaştı. Geçen yıllarda pyroteknik eğitimi aldım, ardından iki yıl önce başladığım, Türkçesini tam bulamadığım ve görsel sanatlar teknik uzmanlığı olarak çevirebildiğim (Veranstaltungsmeister) bölüm bitti, önümüzdeki baharda projemi verip diplomamı almayı planlıyorum. Yeri gelmişken belirtmek isterim; Avrupa Birliği tam bir kanun ve norm kargaşası yaşıyor şu sıralarda. Her gün bir şeyler değişiyor, bir şeyler ekleniyor. Örneğin sahnede taşıyıcı olarak, teknisyenin vidalarla monte ettiği çelik teller Avrupa’da yasak, iki ucunun da fabrikasyon olarak balantıya hazır hale gelmesi gerekiyor ki, kullanılabilsin. Sahnedeki güvenlik kuralları çok sıkılaştırıldı. Yangın söndürme sisteminden, acil çıkışlara, sahnelerde kullanılacak kumaşların geç yanıcılığına, kapıların yanmazlığına kadar her şey gözetim altında. Şu sıralar Avrupa’da tam bir karmaşa yaşıyoruz bu alanda.

Bir sahne ışıkçısı kendini nasıl yeniler, geliştirir?

İlk etapta çok oyun seyrederek ve çeşitli kitaplar okuyarak diyebilirim. İnternet sayesinde artık tüm yeniliklere ulaşmak mümkün. Bunun dışında düzenlenen fuarlar da çok etkileyici. Her yıl Berlin’de Showtech Fuarı yapılıyor. Işıkla ilgili arkadaşlar kesinlikle görsünler derim. Her türlü yeniliğe dokunmak, uzmanlardan bilgiler almak, prospekt toplamak mümkün.

Teknik sorumluluk ve sahne ışığı dışında tiyatroda başka görevler de üstleniyorsun galiba?

Evet, örneğin 10’a yakın oyunda reji asistanlığı da yaptım. Amacım tiyatronun diğer dallarını tanımak, öğrenmek ve mümkün olursa ileride teknik ve reji konusunda öğrendiklerimi bir oyunda, kendi rejim altında sunmak, toplamak, haykırmak.

Tiyatroyla ilgili unutamadığın bir anın var mı?

Her prömiyer bir anı aslında. Prova bolluğundan ,duyarak tekstini ezberlediğim oyunlar oldu yaşamımda. Severek ve gülerek anlattığım bir anım var onu sizinle paylaşayım : Sayın Rutkay Aziz’in Tiyatrom’da yönettiği Sakıncalı Piyade adlı oyunun finalinde, reji gereği üç genç bildiri dağıtıyor ve polisler saklandıkları yerden gençleri mermi yağmuruna  tutuyorlar. Gençler ölmeden ellerindeki bildirileri havaya atıyor ve “Kahrolsun faşizm!” diyorlar ve ölüyorlar. Sonra Ugur Mumcu’yu canlandıran Meray Ülgen ağabeyimiz kalkıp konuşmasını yapıyor “Ah bir savcı olsam neler yapardım neler” diyerek.

Bir gün oyunda polislerin silahları patlamadı ve gençlerin de oyunun bitmesi için ölmeleri (!) gerekiyordu. Teknikte bulunan, bir başka sahnede kullandığım kuru sıkı silahı hemen kapıp silahı bir el ben patlattım. Sahnede ölmeyi bekleyen üç oyuncumuz, bildirileri havaya atarak “Kahrosun faşizm” deyip öldüler ve ben bir kurşunla üçünü de vurmus oldum. Oyun kurtuldu ve böyle bir anı olarak hafizamda yerini aldı.

adem-dursun@versanet.de

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.