Tekel işçileriyle restleşti

Türkel, TÜRK-İŞ Genel Merkezi önünde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin gözünün 50 gündür Türk-İş’in önünde olduğunu söyledi.

Hükümetin, 4/c’ye ilişkin önerilerinin TÜRK-İŞ kendileri tarafından görüşmeye değer bulunmadığını belirten Türkel, kendilerine A ve B planları sorulduğunda, ”özlük haklarla tayin hakkı” dışında başka bir planları olmadığını açıkladıklarını bildirdi.

Türkel, özlük haklarıyla işçi statüsünde başka kamu kurumlarına gönderilmek istediklerini söyledi.

Gittikleri yerdeki işçi ücretlerini kabul etmeye hazır olduklarını vurgulayan Türkel, ”Biz, ‘işçilik dışında 4/c denilen köleliği görüşmüyoruz’ dedik. İşçilik hakkını bize İş Kanunu’nu, Sendikalar Kanunu’nu çıkaran parlamento vermiştir. Bizim elimizden bunu almak isteyenleri tanımıyoruz. Bizi köleliğe, 4/c’li çalışmaya mahkum etmeye güçleri yetmez” diye konuştu.

Tüm Türkiye’nin kendileriyle birlikte olduğunu, TÜRK-İŞ’in önünde marjinal gruplar bulunmadığını dile getiren Türkel, ”Burada her dinden, her etnik kökenden işçiler ve sınıf kardeşlerimiz var. Hiç kimse emeğin gücünü hafife almasın” dedi.
Sağlık durumları el veren ve ilaç kullanmayan işçilerin 1 günlük kitlesel açlık grevi yapacağını belirten Türkel, 200 kişinin de 3 gün sürecek daha sonra yeni gruplarla devam ettirilecek açlık grevine başlayacağını bildirdi. Türkel, ”Bu süreçte, bundan sonra yaşanacakların tüm sorumluluğu bir kişinin burnunun kanamasının, başına bir şey gelmesinin sorumluluğu başta Sayın Başbakan olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinindir” şeklinde konuştu.

Türkel, eylem süresince işçilerin eş ve çocuklarının da ”yasta” olacaklarını söyledi.

Açlık grevine Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’in yanısıra Genel Sekreter Mecit Amaç ve eşi Asuman Amaç da katılıyor. Türkel’in 1 gün, Mecit Amaç’ın ise 3 gün açlık grevi yapacağı belirtildi.

İşçilerden 3 günlük açlık grevine katılacaklar başlarına siyah kurdele, 1 günlük açlık grevine başlayanlar ise beyaz kurdele bağladı. Bir günlük açlık grevi yapacak işçiler eylemlerini TÜRK-İŞ önündeki çadırlarda gerçekleştirecek.

TÜRK-İŞ’İN ORTAK EYLEMİ 4 ŞUBATTA

İşçi ve memur sendikaları konfederasyonları ”üretimden gelen gücü kullanma” eylemini 4 Şubat perşembe günü yapmayı kararlaştırdı.

Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK yöneticileri, Türk-İş Genel Merkezi’nde bir araya gelerek, daha önce aldıkları eylem kararını gözden geçirdi.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, daha önce Tekel işçileriyle dayanışma amacıyla 3 Şubat Çarşamba günü yapmayı kararlaştırdıkları ”üretimden gelen gücü kullanma” eylemini, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 4 Şubatta uygulama kararı aldıklarını bildirdi.

Kumlu, eylemin 08.00 ile 17.00 saatleri arasında gerçekleştirileceğini kaydetti.

Mustafa Kumlu, 4 Şubatta 6 konfederasyonla yapacakları ”üretimden gelen gücü kullanma” eyleminden sonra 5 Şubat cuma günü 14.00’de KESK Genel Merkezi’nde tekrar bir araya gelerek daha sonra yapılacakları kararlaştıracaklarını bildirdi.
Türk-İş Genel Başkanı Kumlu, Tekel işçilerinin sorununun masa başında çözülmesi için diyalogdan yana olduklarını ifade ederek, sorunun diyalogla neticelenmemesi halinde 3 Şubat Çarşamba günü ”üretimden gelen gücü kullanma” eylemi yapacaklarını açıkladıklarını anımsattı.

Dün geç saatlere kadar yaptıkları müzakerelerden olumlu bir netice alamadıklarını, müzakerelerin anlaşmazlıkla sonuçlandığını ifade eden Kumlu, ancak 4/c statüsünde belli bir noktaya gelinmiş olmasını ise önemsediklerini söyledi.
Kendilerinin Tekel iş yerleri kapatıldığı için daha önceki örneklerde olduğu gibi buradaki işçilerin başka kamu kuruluşlarına geçirilmesini istediklerini dile getiren Kumlu, bu konuda hükümeti bir türlü ikna edemediklerini kaydetti.

Hükümetle aralarındaki görüş farklılığının işçilerin yeniden nasıl istihdam edileceği konusundan kaynaklandığını ifade eden Kumlu, ”üretimden gelen gücü kullanma” eylemini gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 3 Şubat yerine 4 Şubatta yapmayı kararlaştırdıklarını bildirdi.

SORULAR

Bir gazetecinin, 4 Şubattaki bir günlük iş bırakma eyleminin ardından nasıl bir yol izleneceği şeklindeki sorusunu Kumlu, şöyle yanıtladı:

”4 Şubatta üretimden gelen gücün kullanılmasından sonra oturup ne yapacağımızı konfederasyonlarla değerlendireceğiz. Konfederasyon başkanı arkadaşlarımızın altını çizdiği husus; biz her zaman masa başında bu işin bitirilmesi için diyalogdan yana olduğumuzu her fırsatta söylüyoruz.”

Kumlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın işçi ve memur konfederasyonlarının birleşmesi yönündeki çağrısının hatırlatılması üzerine de bu öneriyi televizyondan duyduğunu, Memur-Sen konfederasyonunun yaptığı bir toplantıda Başbakan Erdoğan’ın bu çağrıyı yaptığını anımsattı. Kumlu, bunu kendi aralarında değerlendirmediklerini ifade etti.
Bir başka gazetecinin, 4 Şubattaki bir günlük iş bırakma eylemine katılımın ne boyutta olacağı sorusuna Kumlu, ”En etkili şekilde uygulamaya çalışacağız” yanıtını verdi.

”Başbakan Erdoğan’ın Türk-İş önündeki eyleme 1 aylık süre tanıdığı aksi takdirde müdahale edileceğini söylediği” hatırlatılan Kumlu, ”O bizim işimiz değil. O hükümetin yapacağı bir şey. O konuda müdahaleyi yapacak ben olsam, ‘şu şöyle olacak’ diye sizinle paylaşırım. Müdahaleyi edecek veya etmeyecek hükümet. Onun kararını hükümet verecek” diye konuştu.

BAŞBAKAN: TEKEL İŞÇİLERİNİN EYLEMİ AMACINI AŞTI

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçilerinin eyleminin amacını aştığını, hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüştüğünü; yasal olmayan eyleme ay sonuna kadar sabredeceklerini bildirdi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında, TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirdi.

“Ülkem, milletim adına kendilerine teessüf ediyorum. Dürüst davranmadılar. Tüyü bitmemiş yetimin parasının emanetçisiyiz. Olay ajite ediliyor” diyen Erdoğan, TEKEL işçilerinin maaşlarının ödendiğini, kıdem ve ihbar tazminatlarının hesaplarına yattığını, 1 ay içinde müracaat ederlerse de 4/C’den istifa edeceklerini anlattı.

Erdoğan, TEKEL işçilerine yönelik iyileştirmeyi, Türk-İş yöneticilerinin son görüşmede kabul etmediğini ifade ederek, “Kusura bakmayın. Biz, yapılması gerekenin azamisini fazlasıyla yaptık” dedi.

İşçilerin sorununa her seferinde olumlu yaklaştıklarını, çözüm için gayret gösterdiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“Ben sendikacılıktan geliyorum. Ben, hayatımın çok ciddi kısımını işçi olarak yaşadım. Şuanda Türk-İş’in içinde olanların bir kısmı da beni bu noktada tanır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde kendilere ne tür haklar kazandırdığımı çok iyi bilirler. Şuandaki uygulamaları yapanlar dürüst, samimi davranmıyorlar.”

Erdoğan, hükümetin gösterdiği olumlu yaklaşımın, işçi tarafında karşılık bulamadığını belirterek, şunları kaydetti:

“Çünkü olay ideolojik grupların, aşırı uçların istismarına dönüşmüştür. TEKEL işçilerinin eylemi tamamen amacını aşmıştır. Amaç, hak arayışı değil, Hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür. Pankartlara, sloganlara bakın. Şahsımı, partimi hedef alan edep dışı, terbiye dışı bir üslup kullanılıyor. CHP, bu işçi kardeşlerimi istismar ediyor.”

BU ÜLKE YOL GEÇEN HANI DEĞİL

TEKEL işçilerine de seslenen Erdoğan, şöyle konuştu:

”Kullanılıyorsunuz. Buradaki olay hak arayışı içinde, masum talepler peşinde bir işçi eylemi olmaktan çıkmış, Hükümete karşı yeni bir senaryonun parçası olmuştur. Kamuda çalışmaya devam etmek isteyen arkadaşlarımız gitsinler sözleşmelerini imzalasınlar. Eylemdeki işçi arkadaşlarıma da eylemlerine artık sonlandırarak evlerine dönme çağrısında bulunuyorum. Şu anda yapılan eylem, yasal değildir. Fakat biz şu anda bu demokratik davranışımızı, bu ay sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu yasal olmayan sürece, bu ay sonuna kadar sabrediyoruz. Ama bu ay sonu, 4-C ile ilgili işlem bittikten sonra yasal olan adım neyse, bu adımı bu defa biz atacağız. Kusura bakmasınlar. Bu ülke yol geçen hanı değil, sahipleri var.”

SİVİL SİYASETİ SAVUN

Erdoğan, ortada karanlık iddialar, çirkin, kirli bir senaryo bulunduğunu belirterek, ”Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, bu senaryonun açık açık tartışılması, her boyutuyla masaya yatırılması, özgürce eleştirilebilmesi, en önemlisi de hukukun konusu olabilmesidir” dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bu plan ve iddialar karşısındaki tavrını eleştiren Erdoğan, ”Sayın Baykal, bu planların, iddiaların tek hedefi, AK Parti iktidarı değildir, Türk demokrasisidir, sivil siyasettir, milli iradedir. AK Parti’yi gözden düşürecek, devre dışı bırakacak karanlık hesaplar, sanma ki senin önünü açar, seni iktidara taşır. Bırak bu tür ucuz hesaplar yapmayı da bir kez olsun demokrasiyi, hukuku, sivil siyaseti savun” diye konuştu.

HASSASİYETİMİZ ÇAĞDAŞ STANDARTLARA ULAŞMAK

Erdoğan, devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmek zorunda olduklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Devletin kurumlarını gaza getirmeye, bizim devletin kurumlarıyla çatışma içine girmemizi arzu edenler var… Ama biz onlar kadar sorumsuz davranamayız. Çünkü biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. Hassas olmak, sağduyulu olmak durumundayız. Bizim hassasiyetimiz, milli iradenin, demokrasinin, hukukun kurumsallaşmasına, sistemin çağdaş standartlarına ulaşmasına yöneliktir. Bu bir koltuk kavgası değildir, bu bir demokrasi ve hukuk mücadelesidir.”

DELİ SAÇMASI, MASAL…

Erdoğan, bu ve benzeri iddialar karşısında CHP Lideri Baykal’ın takındığı tavrın, ”tarihe karanlık bir leke olarak kazınacağını, asla unutulmayacağını ve siyaset tarzlarına konu olacağını” belirterek, şunları kaydetti:

“Gerek ‘Ergenekon’ davası konusunda, gerek darbe iddiaları konusunda, Sayın Baykal’ın kullandığı şu tanımlamaları affınıza sığınarak burada hatırlatmak isterim; ‘skandal, fiyasko, safsata, tuzak, pusu, intikam operasyonu, Cumhuriyet ile hesaplaşma, abuk subuk işler, deli saçması, masal bunlar, geri zekalıların bile inanmayacağı şeyler, Aşk-ı Memnu dizisi…’ Bu sıfatlar ve tanımlamalar niçin kullanılıyor? Çete iddiaları niçin kullanılıyor? Yargıda olan bir dava için kullanılıyor, darbe iddiaları için kullanılıyor. Biliyorsunuz, bununla da kalmadı, çok daha ileri gitti ve çetelerin avukatı olduğunu ilan etti.”

POTANSİYEL SUÇLU İLAN EDİLEMEZ

Erdoğan, hiç kimsenin doğuştan edindiği dili, rengi, etnik kökeni, din ve mezhep tercihleri dolayısıyla tehlike olarak görülemeyeceğini belirterek, şöyle konuştu:

”(Bu Alevidir), ‘bu Sünnidir’, ‘bu Türk’tür’, ‘bu Kürt’tür’, ‘bu Roman’dır’, ‘bu Müslümandır’, ‘bu Hristiyandır’, ‘bu Musevidir’, ‘başını örter’, ‘namaz kılar’, ‘alkol kullanır, vesairedir’ diyerek, kimse ama kimse potansiyel suçlu ilan edilemez. Adının yanına da not düşülemez, fişlenemez, tehdit olarak görülemez. Eğer bu özelikleri taşıyan kişiler illegal faaliyetlerde bulunur, Anayasal nizama karşı somut bir karşıtlık içine girerlerse, ancak o zaman hukuk çerçevesinde değerlendirmeye alınırlar.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.