Telif

Ülkemizde geç çıkmış yasalardan birisi de Telif hakları ile olan ımış. Çünkü 1951 senesinde yasa çıkmışsa da, meslek birliklerinden birisi olan MESAM’ın kuruluşu 1987 yılında ölmüşdü. Çok iyi hatırlıyorum, ben Konservatuarda öğrenci idim, 5.yılımda kanun hocam olan değerli Nevzat SÜMER bu konuda çok emek vermişti. O zamanlar var olan bir kaç bestem için, Repertuar Hocalarımdan birisi olan değerli besteci Erol SAYAN Hocamın, beni yüreklendirmesi ve teşvikiyle MESAM’a üye olmuştum. MSG, MUYORBİR gibi çeşitli meslek birlikleri son yıllarda kurulmuştu ve zaman zaman tek bir meslek birliği çatısı altında toplanmanın daha faydalı olacağı bilgilerini de duyuyoruz TV ekranlarından.

Telif, Arapça bir kelime olup, uzlaştırma, barıştırma anlamındadır. Telih ise Tanrılaştırma anlamına gelmekte, Telin ise, lanet okuma anlamını taşımaktadır, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügatı hazırlayan Ferit DEVELLİOĞLU’ na ne kadar teşekkür etsek kafi gelmez ki, bilhassa Hukuk insanları, ne çok borçlular…

Kısa süre önce bir TV programında, MSG Yönetim Kurulu Üyelerinden Sanatçı Murat EVGİN, Telif Haklarının doğuş hikayesini anlattı, bazı önemli bilgiler verdi, çok bilgilendim, kendisine teşekkür ederim. Fransa’ da bir restaurant’ ta çorba içen sanatçı, o esnada kendi müziğinin yayınlandığını farkediyor, yemeği bittikten sonra sıra hesap ödemeye gelince, ödemek istemediğini, çünkü mekanınız da benim müziğimi çaldığı halde bana ücret ödemiyor diyerek düşüncesini dile getiriyor, sonunda mekan aleyhine dava açarak, haklı çıkıyor ve tarihte ilk kez 1850′ lerde Telif Hakları kanunlarda yer alıyor. Aklıma gelmişken söyleyeyim, Ameliyatlarda kullanılan Laporoskopi yöntemini bulan da bir Fransız Doktormuş. Acil olarak kaldırıldığım Hastanede, bu yöntemle Akut Apandisit Ameliyatımı gerçekleştiren çok değerli Profesör Mehmet Ali YERDEL Beyefendi’ den duymuştum bunu, 2007 de öğrendiğim bu bilgide, Fransız Doktorun ismini unutmuşum, ne yazık ki. Meraklısı arayıp sorabilir, bir zamanlar Japonya’ da bu konuda ilk makaleyi yazan Türk doktorumuz olan sayın Profesör M.A.YERDEL’ e.
1900′ lerde Fikri ve Sınai haklar Avrupa’ da, Türkiye’ de 1951 de yasa çıkıyor, değişen ülke ve dünya koşullarına göre kanunların düzenlenmesi gerekiyor ama kaplumbağa yürüyüşü hızıyla, daha kimbilir ne kadar zamana ihtiyacımız vardır.

Bir Sanatçının vefat tarihinden itibaren 70 yıl süresince, toplanan telif hakları maddeten, varislerine ödenirmiş, yasa böyle söylüyormuş, sonrasında Anonim olurmuş. Japonya’ da bu süre 25 yılmış.

Beni en çok ilgilendiren konu ise, sanatçıların yaşarken kendi haklarından huzur içinde faydalanamaması. Hep mahkemeleşmelerin içine sürüklenmesi, alınteri soğumadan ücretini alamaması, her zaman varolan bazı fırsatçıların gazabına uğraması, sanatçı yüreğiyle hissettiği, göz göre göre hançerlenmesi, ve çoğunlukla hep kahır içinde geçirerek sürdürdüğü hayatının, Yüce Yaradan’ın yanında huzura ermesi. Bu zamanında çıkartılamayan, çıksa da uygulanamayan yani hep geç kalan kanunlar için bir çare düşünmek gerek. Bu yavaş adımlarla, yahut iki ileri-bir geri adımlarla vals yapar gibi, yahut iki ileri adım atıp- bir adım durarak Mehter takımı yürüyüşü gibi hızla, Telif konusunda pek yol alamayız gibi geliyor bana.
İlk olarak Sanat nedir, Sanatçı nedir, kimdir, bunları düşünmeliyiz. Sanat, ustalık, hüner, marifet, bir şeyi güzel yapmaktır. Sanatkar ise, sanatçı, usta, artist’tir. Sanatger ise esnaf’tır. Mesela, Yazar, Düşünür, Tiyatro Sanatçısı, Aktör, MÜJDAT GEZEN SANAT MERKEZİ Okulu’ nun kurucusu ve Hocalarından Müjdat GEZEN, bir kitabında ” GALİBA BEN SANATÇI’YİM” diyor… Artık herkes kendi içine bir baksın ve kendisini doğru anlatsın yaşadığı zamana ve müstakim ( doğru,düz, dik ) tarihe.

Ve ilkin sanatçılar,sanatçıları korumalı yaşarken, çünkü sanatçı bedenen yok olsa da bir gün, ismi ve eserleri hep yaşayacak, bu yüzdendir, hiç bir sanatçıya Allah Rahmet Eylesin diyemeyişim…Manevi ve Maddi olarak Sanatçıyı korumak önemlidir yaşarken, O gittikten sonra, varislerini koruma kampanyaları sizce de Traji-komik değil mi?

Bilenler bilirler, üç kez sanatçılarla evli oldum, iki boşanmamda nafaka talep etmedim, üçüncü evliliğim esnasında kocam vefat edince, her Türk kadınının hakkı olan 1/4 miras hakkımı aldım. Ve kocamın sağlığında bana verdiği vekaletnameler ölümünden sonra geçerli değilmiş meğer, kanunlarımıza göre, bu yüzden yuvamızı , müze-ev yapamadım, medyanın hakaret ve cehalet dolu manşetlerini de delil kabul eden kanunlarımız sayesinde, gerçeği de çok az insan görebildi, ne çare?Cem KARACA’ nin ardından MESAM haklarından doğan ödemeyi bana yapmak üzere seçilen avukat bey, kayyum avukat sıfatını taşıyor ve bana telefon açıp,Cem KARACA’ nin ”Tamirci Çırağı” şarkısının sözü-müziği bizim değil mi, İlkim hanım?” diye soruyor, soruya bakın Allah Aşkına, sözü-müziği bizim mi? Yani, varisi olan, nüfusundaki oğlu, nüfusundaki karısı ve onları temsil eden kayyum avukat ”biz” oluyoruz. Soru canımı acıtıyor, Sanata ve sanatçıya olan saygımdan, bir de, hukuk adamlarının belki de bilmeyerek yaptıkları bu yanlışlıktan canım acaip yanıyor. Kayyum avukat bey bile hemen sahiplenmiş, ne garip diye düşünüyorum. Hemen kibarca düzelterek cevap veriyorum, ”Tamirci Çırağı” şarkısının sözü de bestesi de Cem KARACA’ ya aittir, bize değil, aman dikkat edelim. ( Belki dikkatinizi çekmiştir, üç ayda bir değiştirebileceğimiz, bir de Kayyum doktorlar atadılar bizlere, kanunlarımız gelişecek ve değişecek ve bizler hangisi bizim faydamıza sadece yaşayarak göreceğiz, Yüce Allah’ın izniyle..)

Bizler faniyiz, kanunlar kadar faniyiz, demek istiyorum. Ama Sanatçılar hiç Anonim olmayacaklar bence, tarihin taş defterine nasıl bir çizik attıklarını, onlar yaşarken bilecekler. Cem KARACA böyle söyler, ”Tarihin taş defterine bir çizik atmışım”…der.

Ben de ilk şarkı sözümün bestenmesinden doğan telif ücretimin bana ödeneceği söylendiği halde ödenmediğini açıklarken, maksadım hiç kimseyi karalamak değildir, sanatçıların, yapımcıların, herkesin bilinen ve bilinmeyen haklarına saygı göstermesine dikkat çekmek içindir. Cem KARACA’ ya ait olmayan besteleri, sahiplerine MESAM kanalıyla teslim ederken, bir vasiyeti ve güzel bir örneği oluşturmak içindir. Hiç kimse ve kuruluştan alkış beklediğim için de değildir, zira ben en güzel alkışı ve teşekkürü Cem KARACA yaşarken, kendisinden almıştım, kendimin doğru anlaşılması benim için en büyük ödüldür, en güzel huzur da bu olsa gerek. Bir kadın, sadece sevdiği insanın O’ nu doğru anlamasını önemser, an gelir kendi ailesi bile tanıyamaz insanı, ama tüm çıplaklığıyla hayatı paylaştığı sevdiği insan, doğru tanır insanı.

Ve hayat tüm yanlış anlaşılmaları düzeltecek kadar uzun değil ki, bu konuyu da tarihe bırakmak gerek. Her konuda olduğu gibi tarihin yardımcısı yine insan’dır. Her konuda gecikmeyi yaşamamak için, ambulans, itfaiye, ilk yardım gibi, kanunların çıkartılıp-uygulanması yahut uygulanamaması gibi… Medeniyetin gereklerinden biri olan paylaşmak ve bilgilenmek gerek. Şiirin yolumuzu ipince aydınlattığını hiç unutmayarak, Yazar-Şair- Aktör- Yönetmen-Fotoğraf Sanatçısı-Şarkı Sözü Yazarı- Besteci- ismini Fenerbahçe’li Fikret’ ten esinlenerek, kendi adını kendisi koyan, Tiyatro Sanatçısı Fikret HAKAN’ in 1981 de İstanbul’da yazdığı,”Yanlış Ödenmişler Müzesi II” isimli şiirinin son dört satırını, yeryüzündeki susmayı destekleyen, gerçeğin ışığını karartmak için çaba gösteren, bütün herkese ithaf ederek, sizlerle paylaşmayı bir insanlık telifi sayıyorum, Allah Kabul etsin.

”Gerçekler söylenmez / Yanlışlar bilinmez / Ölüler eleştirilmezse / Neye yarar / Öldükleri?”

Ve yeryüzünde, gerçeğin peşinde olan herkesin anlayıp, basına taç ettiği bir dörtlük de yine, kahirdan yana nasibi bol olan Şairimizi hatırlayarak, Nazım Hikmet RAN’ dan olsun.
”Sen yanmasan/ Ben yanmasam / Biz yanmasak / Nasıl çıkar / Karanlıklar aydınlığa.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.