Tembellik çalışkanlık

Tembellik çalışkanlık

0
PAYLAŞ

Tembellerin ortasında kalmış çalışkan biriyseniz yandınız demektir. Deli olmanız işten bile değildir. Aşağılanmamak için çalışkan görünmemeye bakın isterseniz, bir şey değişmiş olmaz, çünkü yaptığınız işler ortadadır. Eski bir arkadaşınız bir gün şöyle bir belirlemede bulunabilir: “Bilimsel çalışma diye bize yutturmaya kalktıkları şey biraz oradan biraz buradan alıp yalan yanlış bir makale ya da kitap yazmak değil de nedir? İkide bir Gaston Bachelard dedi ki diye diye yazdıkları şeylerin bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur.” Haklı olduğunu söyleyin ona. “Aydın olmak kitap yazmak değildir” dediğinde de evet deyin, ona yerden göğe hak vermiş olun. Bu gibi durumlarda alınmayacaksınız, söylenenleri üstünüze almayacaksınız. Üniversitede bilgi üretmekle yükümlü olan dostlarımız bile kitap yazmak diye bir sorumlulukları olmadığını söylerken, efendim, yıllar içinde hem solcu hem özgürlükçü sıfatıyla yavaş yavaş küpünü doldurmuş bazı iyi niyetli kardeşlerimizin bu görüşleri bizi tedirgin mi edecek? İşin garip yanı sizin çalışmalarınızı yaparken bir gösteri içinde olduğunuza inanmalarıdır. “İşte bir kitap daha yazıyorum, oh olsun, düşmanlarım çatlasın” gibi ucuz bir duygusallık elbette adam olan adama yakışmaz, birileri doğru bir şeyler okusun diye çırpınan birinin ne ahlakına ne terbiyesine uyar bu.

Tembellik kişilerin yaşamında etkisini aşama aşama gösterir. Birinci aşamada insan gençtir ve umutludur. Tasarıları vardır. Zaman geçer, kişi bu tasarılarından yalnız birini, örneğin profesör olma ya da zengin olma tasarısını gerçekleştirebilir. Öbür tasarılar ertelemeye bırakılmıştır. Tembel kişi değişik aşamalardan geçerek sondan bir önceki aşamaya ulaşır. Tembelliğin sondan bir önceki aşamasında insan çalçene bir olgun insana dönüşür: durmadan konuşur. Tembelliğin çeneye vurmasıdır bu. Tembelliğin sonuncu aşamasında gevezelik de biter, bundan böyle konuşmak bile kişiye yük olur, böylece bir yeni dönem, söylemeye üşenmedin mi dönemi başlar. Biz bu toplumun insanları bu manzaraya alışığız. Sondan bir önceki aşamada yani gevezelik aşamasında insanlar özellikle televizyonlar için uygun duruma girmişlerdir. Sevgili hanım kardeşimiz ya da değerli ağabeyimiz, bilgisi görgüsü kendinden menkuldür, televizyon için her an hazırlıklıdır, çağırılmayı bekler. Okumakla araştırmakla ilgisi olmadığı için o hep aynı adamdır, fenni sünnetçi gibi oradan oraya gider gelir, böylece yurduna olmasa bile belli bir kesimin insanına karşı ödevini aralıksız yapıyor olmanın esenliğini ve dinginliğini yaşar. Her gittiği kanalda yıllardır aynı şeyleri söylüyor olması kimseyi yadırgatmaz, zaten onun görevi durmadan aynı şeyleri söyleyerek bilinçleri koşullamaktır.

Bu kardeşlerimizin televizyonlarda hep birlikte bağıra çağıra konuşmaları, her an çok önemli şeyler söyleyecekmiş gibi kasılı durmaları, söylevlerine üç cümle daha eklemek için değnekçiden izin istemeleri izleyicileri ama özellikle siyasete çok meraklı izleyicileri üst düzeyde heyecanlandırır. Heyecanlandırır mı? Üç kuruşluk maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışanları heyecanlandırmasa bile tuzu kuru iyimserlerin yurtsever ve insancı duygusallıklarını biraz olsun kımıldatır. Televizyon yöneticilerinin bu heyecanı sağlamak için buldukları bütün yollar değil ama tek bir yol çok önemlidir: bir kuruluştan hakkıyla gazetecilik sıfatını elde etmiş çok genç ve çok güzel “bayan”ları uzman olarak tartışmalara katmak. İnsanları heyecanlandırmakla görevli bu baydıranlar özellikle erkeklerin ilgisini çekiyor. O ne bakışlar öyle, o ne süzülmeler, o ne alaycı gülmeler, o ne güzel öfkelenmeler, o ne usturuplu hakaretler, o ne ikide bir gözün önüne düşen isyancı saçları edalı edalı geriye atmalar… Erkek sıfatına yaraşır olmaya çok özenmiş ama bunu incelikli ölçülere götürememiş erkeklerin az sayıda olmadığı toplumumuzda bu tür görünümlerin her şeye karşın belli ölçülerde de olsa iş yapacağını düşünenler sanırım yanılmıyorlar. Benim gibi kişilere yani gündelik siyasetin getirisine götürüsüne aldırmayanlara bu programlar bir şey söylemez. İş yorgunluğunu cam karşısında atmaya çalışan biz ilgisizlerin olan biteni malak gibi anlamadan izlemeleri ya da hiç izlememeleri televizyoncuların umurunda değildir. Bendeniz de “an itibariyle” bu edilgin bile denmeyecek izleyicilerdenim efendim. Ne olursa olsun, biz tadını alamamış olsak da tembellik iyidir. Oturup sağı solu gözlemek, şu kadın nereye gidiyor böyle diye merak etmek, komşunun aylık geliri ne kadardır diye düşünmek, bugün derste Amsterdam anılarımı anlatıp çıkayım rahatlığında olmak, iki günün biri bugünü kendime dinlenme günü ayırdım kararlılığını göstermek insana tazelik verir ruhu gençleştirir. Yalan mı?

BİR CEVAP BIRAK