Tepeskop’un takipçisiyim…

Güneş tutulması belki de birçok insanın hayatında bir defa göreceği muhteşem bir doğa olayı. Biz 11 Ağustos 1999’da bu muhteşem güzelliği gördük, ama arkasından gelen bir başka doğa olayı yüzünden o güzelliği hafızalarımızdan sildik. Çünkü her iki doğa olayı arasında bağ olduğu söylentileri canımızı sıktı. Bilim adamları böyle bir şey yok dese de o korku içimize işledi bir kere.


Hatırlıyorum, 11 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen tam güneş tutulmasını ülkemizden yerli ve yabancı yüzbinlerce kişi izlemişti. 29 Mart 2006 tarihinde yaklaşık 4 dakika sürecek tam güneş tutulmasını da yine ülkemizden yüzbinlerce yerli ve yabancı kişi izledi.


Bu tutulma, Brezilya’nın doğu kıyısında güneşin doğuşu ile başladı ve Atlas okyanusu boyunca ilerleyerek, Gana’dan Afrika kıtasına çıktı. Buradan Nijerya ve Libya boyunca Sahra çölünü geçip Akdeniz’e ulaştı. Antalya kıyısından yurdumuza giren tutulma gölgesi saatte yaklaşık 3250 km hızla Ordu ilimize kadar uzanan 165 km genişlikteki bir hat üzerinde yoluna devam etti. Buradan Karadeniz’e geçerek Gürcistan’a, oradan Hazar Denizi’nin kuzeyine ve Kazakistan’a geçti ve günbatımında da Moğolistan’da sona erdi.


Gerçekten de, ülkemiz bir kez daha muhteşem bir doğa olayına tanık oldu. Ama yedi yıl öncesinden kötü deneyimimiz olduğu için güneş tutulması birçok kişi için sancılı bir süreçti. Bu sancılı süreç tutulmanın üzerinden on – onbeş gün geçmeden de bitmeyecek.


Çünkü medyada güneş tutulmasından sonra yeni bir deprem olabilir mi konusu çok sık gündeme geldi, gelmeye de devam ediyor. Sonunda Kandilli Rasathanesi Müdürü 29 mart güneş tutulmasının depreme yol açmayacağını, bu tür haberlere itibar edilmemesi gerektiğini açıklamak zorunda kaldı. Sadece açıklama yapmakla kalmadı bu tür haberleri “bilimsel sorumsuzluk” olarak nitelendirdi.


17 Ağustos 1999’dan bu yana deprem konusunda epey bilgilendik. Pek çoğumuzun deprem uzmanı kesildiğini bile söyleyebilirim. Hatta bilisel gerçek “deprem önceden bilinemez” olmasına rağmen, bazı bilim adamları “depremler önceden bilinebilir mi?” sorusunu sormaya başladı.


Bilim yine de bu sorunun cevabını “hayır bilinemez” diye veriyor. Açık bir kapı bırakmak koşuluyla tabii.  Bilim adamları diyor ki; “eğer çok sayıda işaretçi parametreyi ölçersek depremi de önceden bilebiliriz”.


Ben bu çok bilinmeyenli denklem konusunda bilim adamlarının söylediklerini takip ediyorum. Tam yedi yıldır takip ettiğim biri daha var. Tepeskop’un mucidi Ertuğrul Tepe.


Ertuğrul Tepe bilim adamı değil… Aslında genel kabul görmüş tanımıyla bilim adamı değil demek daha doğru olacak. Ertuğrul Tepe’nin mesleği kuaförlük. O geçimini bayanları güzelleştirerek kazanıyor. Bilim ise hobisi… Hobisi onu 17 Ağustos’tan bir hafta – on gün kadar önce havadaki elektriğin yoğun olmasından yola çıkarak Tepeskop’u icat etmeye kadar götürdü.


Tepeskop, piezo elektriği ölçen bir cihaz. Bu cihaz havadaki piezo elektriğinin yükseldiğini tespit ediyor ve böylece depremi önceden belirleme konusunda alarma geçiyor.


Ertuğrul Tepe, ilginç bir adamdır. 30 yıldır kadın kuaförüdür ama elektrostatik kitapları okur, elektronik mühendisi ve öğretim görevlisi arkadaşlarıyla kuantum fiziği konusunda sohbet eder. Tepeskop’un öyküsünü şöyle anlatıyor benim sevgili kuaförüm:


“17 Ağustos depreminden bir hafta – on gün önce fön çekerken, bayanların saçlarında normal zamanlardaki değerlerin belki bin katı kadar fazla bir elektriklenme gözlemledim. Depremden sonra bu elektriklenme düştü. 12 Kasım Düzce depreminden bir hafta önce de bu yoğun elektriklenmeyi fark ettim. Bayanların saçları yine çok fazla elektrikleniyordu. Fön çekmekte zorlanıyordum. Depremden sonra bu elektriklenme yine kayboldu. Ben de bu elektriklenmelere deprem öncesi havada meydana gelen bir elektrik yoğunluğunun sebep olduğu düşüncesinden yola çıkarak, havadaki elektrik yoğunluğunu ölçen bir cihaz yaptım.”


Tepeskop’un ilk modelinden son haline kadar geçirdiği bütün evrelerin canlı şahitlerinden biriyim. Kuaförüme her gidişimde çalışmaları hakkında bilgi aldım. Deprem öngörülerini takip ettim. Sonuçlar hep doğru çıktı. Havadaki elektriğin yoğunluğuna göre çalışan Tepeskop, nerede deprem olacağı konusunda sonuç vermese de, uzaklarda ve yakınlarda olacak olan depremin şiddeti konusunda verdiği doğru verilerle yıllar içinde güvenimi kazandı.


Ertuğrul Tepe’nin bu çalışmalarından birçok kişinin ve kurumun haberi var. Rahmetli Aykut Barka, Tepeskop’un verilerini dikkatle takip ederdi. Ertuğrul Bey, TÜBİTAK, İTÜ ve Kandilli Rasathaneleri olmak üzere birçok kurumun ilgili departmanına buluşu hakkında müracaat etti ama bırakın olumlu olmasını herhangi bir yanıt dahi almadı.


Tek cevap aldığı yer Cumhurbaşkanlığı kurumu oldu. Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen cevap, konunun Başbakanlık Acil Durumlar Genel Müdürlüğüne iletildiği şeklindeydi. Aradan yıllar geçti ama Başbakanlık Acil Durumlar Genel Müdürlüğü yetkililerinden bir cevap gelmedi henüz.


Halbuki, Ertuğrul Bey’in bu çalışmasına destek verilirse, bilimin olanaklarından yararlanması sağlansa belki de depremleri önceden öğrenebileceğiz.


Devlet ve bilimsel kurumlar tarafından Ertuğrul Bey’in bu buluşu görmezden gelinse de, ilgilenenler için Tepeskop’un öngörülerine yer veren bir site var.
http://www.siriusufo.org/tepeskop adresinden Tepeskop’un öngörülerini takip edebilir ve mucidine ulaşabilirsiniz.


Depremsiz günler dileğiyle…


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.