Terbiye başka şeydir

Terbiye başka şeydir

0
PAYLAŞ

Çok zengin miydi bilemem ama yoksul mahallesinin en zenginiydi, duruşu bakışı yürüyüşü daha başkaydı. Bizim arkamızda otururlardı. Adamın zalim bir yanı vardı besbelli: gencecik karısının belini bükmeyi başarmıştı. Kadın sinir küpüydü, sinirini bütün gün en çok on ikisinde olan kızına boşaltıyordu. Küçük kızın adı yaşamın cilvesi gereği Gözde’ydi. O Gözde’cik annesinden günde beş kere on kere sopa yerdi. Dayak yemek onda alışkanlık olmuştu. Dövüleceğini anladığı zaman bağırmaya, daha doğrusu böğürmeye başlardı. Annesinin elinden kurtulunca sokağın uzak bir köşesine kaçar, orada bir süre ulur, gel bir şey yapmayacağım sözünü alınca eve döner, yeniden işin başına geçerdi. Allahın günü döşeme tahtalarını ova ova silmek onun işiydi.
Bir gün yaşamlarında bir değişiklik olduğunu şaşarak gözledik: eve yeni bir kadın gelmişti. Yeni gelen kadın çok güzel ve çok alımlı bir kadındı. Kulağı delik olan mahalle kadınları onun meslekten bir fahişe olduğunu öğrenmişlerdi. Bu durum mahallede önce yadırgandı. Kuma getirmenin hoş karşılanmayacağı bir ortamdı mahallemiz. Ancak kadın öfke çekecek derken kısa zamanda ilgi çekti. Çocukluk günlerimin anıları arasında özel bir yeri vardır. Beyaz teni, karagözleri karakaşları bir yana, zarifliğiyle büyüledi insanları. Güler yüzüyle boynu bükük duruşunu, ayaklarını iskemlenin altında incelikli bir biçimde kavuşturuşunu, abartılı olmayan el kol sallayışlarla bir şeyler anlatışını, bütün bunları yaparken karşısındakileri büyüleyişini dün gibi anımsıyorum.
O gelince evin meraklıları arttı. O güne kadar o eve adım atmamış olanlar bile bu ilginç kadını görmeye gidiyorlardı. Onu kutsal bir resim gibi belleğime kazıyabildiğime göre ben de bu görmeye gidenler kervanına annemle katılmış olmalıyım. Sanıyorum ilkyaz günleriydi. Portakal bahçeleri arasındaki bu çamurlu yoksullar mahallesinin her yıl yirmi gün kadar yaşadığı güzel günler zamanıydı. Çocuk ruhum o kadında neler buldu bilemiyorum ama ona sanki aşık olmuştum. Belki de çevremde arayıp da bulamadığım terbiyeli insanı onda buluvermiştim. Biz kalıcı olur sanıyorduk, kadın bir ayın içinde bizde izler bırakarak geldiği gibi gitti. Onun gidişiyle umutsuz aşkım karanlığa gömüldü. Kadınlarla yaşadığım sayısız düş kırıklığının belki de ilkiydi bu.
Ne kadar terbiyeli olduğumu bilemem ama terbiyeli insana olan tutkum o kadının varlığıyla başladı. Yoksullar dünyasının bitmez tükenmez içtenliği ve bir o kadar da zengin ikiyüzlülüğü ve hödüklüğü içinde gözlerim nice özverilere ve sayısız öküzlüklere tanık olurken, ister inanın ister inanmayın, o kadın benim yol göstericim oldu. Kaç geceler onunla konuştum, sıkıntılarımı anlattım ona, o güzel varlığıyla dünyamı doldurdu. Benim gerçeğim olmuştu, düş de olsa benim gerçeğimdi. Yaşamım boyu insanlarda ve elbette öncelikle kadınlarda onun inceliğini aradım. Yapmacıklı kalaslarla, ormandan çıkmış ve bir daha geri dönmemiş ayılarla, ağzından bal akıtan öküzlerle, kafasından çok kuyruğunu kullanarak yaşama yön vermeye çalışan maymunlarla, dostluk için canını verir görünüp yolunu bulmaya çalışan yılanlarla, en küçük bir olumsuzluk karşısında edepsizlik etmeye hazır finolarla karşılaştıkça o kadının bende bıraktığı duygulara sığındım.
Küçük yaşlarımda öğrendim ahlakla terbiyenin aynı şey olmadığını. Bu yolda bana esin kaynağı olan o kadındır. Ahlaksız mıydı? Bir şey diyemem. Dünyanın en eski mesleğini bihakkın yapıyor olması onu ahlaksız diye belirlememiz için yeterli midir? Ama şunu bir yaşam kuralı diye benimsedim: ahlak başka terbiye başka şeydir ve kimse ahlaklı olmak zorunda değildir ama herkes terbiyeli olmak zorundadır. Altüst olmuş edebiyat dünyasında ve ancak kıyısında durabildiğim başı sonu belirsiz üniversite dünyasında tanık olduğum değer kaymaları ve davranış bozuklukları gene de bu iki insanlık durumu arasında bir ilinti olduğu inancını verdi her zaman bana. Ben ahlak bozukluklarıyla çokça ilgilenmedim, neden derseniz ahlak sorunları tek kişilik sorunlardır, ahlakdışı davranışlar kınanmaktan toplumdışı bırakılmaya kadar uzanan bir genişlikte değerlendirilir. Kimse kimsenin ahlakından sorumlu değildir. Ama hepimiz terbiyeli olmak zorundayız. Haklı olmak terbiyesiz olmayı gerektirmez. Öküzlüklerimiz zayıflıklarımızı kapamaya yetmiyor, tersine onları dışa vurduruyor. Kimse kızmasın, ömrüm boyu o kadının inceliklerini aradım. Şu inancı inatla korudum: er geç bir yerlerden çıkıp gelecektir. Şu son günlerde iyice anladım, onu boşuna beklemişim.

BİR CEVAP BIRAK