‘Terörün panzehiri ekonomik gelişmedir’

-Hocam son günlerdeki en önemli gündemimiz terör. Aslında Türkiye 24 yıldır PKK terörüyle iç içe yaşıyor. Ben yine de söze terör olgusunu nasıl algılamak ve son günlerde Türkiye’de yaşanan terör olaylarını nasıl değerlendirmek gerekir diye sorarak başlamak istiyorum.


-Tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’deki terör olayını da, arkasında mutlaka bir devlet ya da benzer bir güç desteği ile yürütülen, belirli bir siyasal amacın gerçekleştirilmesi için girişilen silahlı şantaj ya da dayatma olarak görüyorum. Bu tanımlama çerçevesinde Türkiye’deki terör olayını da, buzdağının üstündeki silahlı güç olarak görmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Hal böyle olunca, asıl amaç olarak teröristin hedefini değil, arkasındaki devlet ya da örgütün hedefini netleştirmek gerekiyor. Çoğu durumda teröristin hedefi ile arkadaki devlet ya da örgütün hedefi örtüşür, ancak hedefler arasında ufak farklar olabilir.


Türkiye’de son günlerde yaşanan terör olgusunu tekil bir olgu olarak değil de, 25 yıla yakın süredir yaşanan ve giderek yükselen şiddet kullanılarak dayatılmaya çalışılan siyasetin, değişen dünya ve bölge koşullarına bağlı olarak artık olgunlaşma aşaması olarak algılamanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira, Sovyetler yıkılmış, ABD tek güç olarak dünya sahnesine çıkmıştır. Irak’ta tam bir kaos yaşanırken, oluşan otorite boşluğundan yararlanmak isteyen Kürt gruplar asırlardır ulaşamadıkları devlet olma çabasına tutkuyla yönelmiş bulunmaktalar. Türkiye, yaşanan ağır ekonomik koşullar yanında, işbaşındaki siyasal iktidarın zaafları ile siyasal bütünsellikten yoksun bir manzara içindedir. Bu durumda, Kürt devleti için koşullar oluşmuş gibi algılanmakta ve bunun için dayatma yapılmaktadır.


– Yaşananların siyasi boyutu nedir?


-Terörün arkasındaki siyasal boyutu, zaman içinde değişen koşullara bağlı olarak değişen şekilde karşımıza çıkan ve komşu ülkelerle güç ve toprak paylaşımı sorunu olarak nitelemenin yerinde olduğu kanaatindeyim. Söz konusu siyasal boyut, tüm zamanlar için Türkiye’nin bölgede kurmak istediği hakimiyeti kırmak, günümüzde ise, Türkiye’yi ABD ve İsrail’in bölgedeki hakimiyetine boyun eğdirmek olarak tanımlanabilir. Ermeni Diyasporasının bir zamanlar estirdiği cinayet dalgası yanında, onu izleyen dönemde sahneye sürülen Kürt kozu, birincisine göre çok daha ciddî ve aşılması neredeyse imkânsız derecede zor sorun Türkiye’yi siyasal olarak zorlamakta ve zorlamaya devam edeceğe benzemektedir.


Türkiye’de yaşanan terörün arkasında sadece Kürt sorunu yoktur, onunla beraber Türk-Kürt çatışmasından fayda uman Batılılar ve, daha da önemli olarak, Büyük Ortadoğu Projesi ile gün gibi ortaya çıkan ABD’nin amacı gizlidir. Irak, İran ve Türkiye toprakları arasında bir Kürt devleti kurmak Kürtlerin ne kadar amacı ise, Müslüman Arapların arasına sıkışmış olan İsrail’in yanında, Ortadoğu’nun denetimini ele geçirmek isteyen ABD için de Türkiye’nin alternatifi olarak (yumurtaları farklı sepetlere koymak açısından) bir Kürt devletinin kurulması o derece büyük bir amaçtır. Belki de Türkiye’nin sınırları böyle çizildi. Bölgede bir Kürt devleti kurulmasını bir zamanlar İngiltere de desteklemiştir. Kürt isyanlarının arkasında İngilizlerin olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle, mesele sadece gerilla gruplarını askerî olarak bastırmakla bitmez, hatta Kuzey Irak’la masaya oturmak dahî, tabi eğer böyle bir yola gidilecekse bile sorunu çözmez. Çünkü nihaî amaç bir Kürt devletinin kurulmasıdır. Bu süreçte, önce demokratik haklar görüntüsü altında federatif sistemleri zorlamak, daha sonraları da ileri adımlar atarak son aşamaya ulaşılmak istenmektedir.


Günümüzde şiddetlenerek yaşanan terörün arkasındaki güç, daha evvel sözünü ettiğim gibi, son yılların yeni komşumuz konumundaki ABD manipülâsyonu ile hareket ederek, asırlardan beri devlet kurma arzusu ile yanan Kürt gruplardır. ABD’nin minnet duygusuna ve gücüne dayanarak Türkiye’nin güneydoğu yöresine dek uzanan devlet kurma arzusunun Türk yöneticilerine ve kamuoyuna kabul ettirilebilmesi, böyle bir kabulden daha ağır gelebilecek askerî ve insanî zararlar oluşturmakla mümkün olacağı düşüncesi terörü besleyen strateji olsa gerek.


Bu stratejinin zamanlaması da çok uygun gözükmektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar yanında, siyasal iktidarın gücünü dış çevrelerden alıyor olması terörü beslemede çok önemlidir. AKP’nin Güneydoğu bölgesinden anormal yüksek oy alması da böyle bir beklentiye yönelik olabilir.
 
-Terörün uluslararası boyutu nedir?


-Terörün uluslararası boyutu, terörü amaç olarak kullananlara göre çok farklıdır. Terör Türkiye’yi güçsüzleştirdikçe AB ülkelerinin işine yaramaktadır. Şöyle ki, ABD’nin sıkı müttefiki ve “stratejik ortağı” olmasından gurur duyan Türkiye bu hali ile AB ülkelerini kızdırıyor olabilir. Bunun için AB Türkiye’nin terörle ufalanmasına olumlu bakabilir. Diğer taraftan, terör olaylarının Türkiye’yi Kuzey Irak ve arkadaki ABD’nin taleplerine boyun eğdirmesi ise, ABD’nin çıkarına olduğu derecede de AB bundan rahatsız olur. Zira, terörden rahatsız olan Türkiye, Irak üzerindeki kontrolü nedeniyle ABD’ye daha da yanaşıyor olabilir. Kurulması muhtemel bir Kürt devleti, muhtemelen, ABD’nin Ortadoğu’daki karakolu ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin başlangıç noktası olarak görülmektedir. Böyle bir güç dengesi içinde, ABD’nin Kürt devleti kurulmasında çıkarı olduğu kadar, Kürt milliyetçilerinin de, çok doğal olarak, bu oluşumda büyük arzusu olduğu açıktır.  


-Peki terörün ekonomik boyutu nedir?


-Bu boyutta bir terörün Türkiye’de boy göstermesinin çok önemli bir nedeni Türkiye’nin coğrafî konumu olmakla beraber, ikinci boyut ise Türkiye’nin henüz kalkınmasını yapamamış olması, bölgesel gelir dağılımı dengesizliği, yaşanan yoğun işsizlik ve yoksulluk yanında, Türkiye’nin ekonomik olarak güçlü Batı’ya göbekten bağlı olması ve bundan dolayı da siyasî, hatta askerî manevra alanının daralmasıdır. 
 
-Sizce bu iktidar doğuyu kalkındırabilir mi? Böyle bir amaçları ya da programları var mı?


-Benim buna vereceğim en kısa yanıt “Hayır” olacaktır. Bunun birçok nedeninin olduğunu düşünüyorum. Bir kere, terörist gruplar, bölge halkını da baskı altına alarak, bölgede yürütülecek kalkındırma faaliyetlerini sabote edebilir. Çünkü, terörün arkasındaki amacın gerçekleştirilebilmesi için terörün sürdürülmesi, terörün beslenip sürdürülebilmesi için de bölgede yoksulluğun sürmesi gerekir. Zaten, terörün alanı bölgesine boş bulmasının bir nedeni de uzun süre bölgenin ekonomik olarak ihmal edilmiş olması, sosyolojik olarak baskı altına alınmış olmasıdır.


Bu iktidarın bu denli sermaye yanlısı olması ve finansal serbestleştirmeye yönelmesi, bölgeye sermaye akışını güçleştirmektedir. Bölgedeki kısmî feodal yapının çözülmesinden zarar görecek olan siyasî liderler de kalkınmanın yanında olmazlar.


Küreselleşmenin dinamiğinde siyasal olarak güçsüzleştirilmiş geri bölgelere uzanmak ve oraları sömürme mantığı yatmaktadır. Nitekim, “Bölgesel Kalkınma Ajansları” böylesi sömürü politikasının resmî adıdır. Bu projeye göre, programa alınan bölgeler karşıt bölgelerle kıran kırana rekabete girecek, bölgede ülke genelinden düşük asgarî ücret ödenecek vs. merkezî idareden kopartılmış olan yerel idareler hem ekonomik ilişkilerle hem de borç batağına itilerek büyük merkezlerin sömürge yörüngesine alınmış olacaktır.


Küreselleşmeyi güçlü merkezlerin çıkarı doğrultusunda okuyan ve uygulayan bu iktidar bölgesel kalkınmayı değil, ülkesel kalkınmayı dahî gerçek anlamda gerçekleştiremez.


Ancak, bu sorunu şu anda işbaşında bulunan siyasal kadroya fatura etmek fazla doğru ve ahlakî olamaz. Zira, küreselleşmeyi ve onun alt uygulama araçları olan devletin küçültülmesi ve ekonomiden çekilmesi ya da özelleştirme gibi çökertici politikaları siyaset sahnesinde sözü edilen hemen hiçbir siyasal örgüt reddetmemektedir. Oluşan “Zaman Ruhu” olgusu tüm dokuları öylesine sarmış ki, günümüzün sömürgeci küreselleşmeye karşı çıkarak halkçı politikalar önermek, ya da aşırı bireyselci yaklaşımları reddedip kamasalcı yaklaşımı benimsemek entelektüel davranışla uyumlu görülmemektedir.
 
-Sizin de bildiğiniz gibi tezkere yaşanan son saldırıdan önce çıkmıştı ve sınır ötesi operasyondan söz ediliyordu. Sizce sınır ötesi operasyon ekonomiyi nasıl etkiler


-Sınır ötesi operasyonun ikili etkisi olabilir. Bir defa, böyle bir operasyon bütçeye ek yük getirebilir. Bütçe açığını ve borç yükünü yükseltme potansiyeline sahip böyle bir politikanın etkisi kısmen enflâsyonist olabilir, sonuçta döviz kuru ve faiz yükseliyor olabilir. Tabiatıyla, tüm bu etkiler operasyonun boyutu ve süresi ile ilgili olarak ortaya çıkar.


Sınır ötesi operasyonu, operasyonun şiddetine bağlı olarak, finansal riskleri de kısmen yükseltebilir. Bu durumda döviz kuru ve faizler yükselir, tabiatıyla bu durum enflâsyonu tetikler.


Sınır ötesi operasyon durumunda ya da böyle bir operasyon olmadan da, politik tepki olarak Habur sınır kapısının kapatılması ya da Irak’la ekonomik ilişkilerin dondurulması, hem sınır ticaretinin engellenmesine, hem de Irak’ta taahhüt ileri yapanları ve o yoldan kısmen ekonomiyi etkiliyor olabilir. 


Ancak, operasyonun sınırlı kalıyor olması durumunda kamu harcamalarını etkilenesi dışında çok büyük etkisi görülmeyebilir.


-Operasyonun siyasi sonuçları ne olabilir?


-Operasyonun siyasî boyutlarını operasyonun kısa dönemli sonucu belirler. Bir defa, şunu netleştirmemiz gerekir ki, uzun dönemde yeni devlet oluşturma projesi sürüyor olabilir. Bu nedenle, ancak kısa dönemi görebiliriz. Operasyonda minimum kayıpla olaylar geriletilebilirse AKP bundan kârlı çıkabilir. Aksi halde, AKP’nin işi biraz zora girer.


Böylesi karmaşık dönemlerde su yüzüne çıkmış görüntülerin baskılanması olayın temelden çözülmüş olduğunu değil, sadece baskılanmış olduğunu gösterir. Böyle bir baskılamanın sonucu siyasiler tarafından halka başarı olarak gösterilince, bir siyasî başarı elde edilmiş olabilir. Ama bu kısa dönemli bir başarıdır. Siyasetçiler genellikle kısa dönemli ve yalancı görüntülerle avunurlar.


-Bu durum AB ile olan ilişkileri zora sokar mı?


-PKK terörünü AB ülkeleri terör örgütü olarak kabul etmekle beraber, bu örgüte her türlü desteği vermekten de çekinmemektedir. Bunun nedeni, yukarıda da belirttiğim gibi, Türk-Kürt çatışmasından AB ülkelerinin medet ummasıdır. Günümüzün küreselleşme koşullarında da etnik milliyetçilik öne çıkarılmakta, toplulukların sınıf bilincinden uzaklaştırılarak etnik bilincin yükseltilerek, aralarında çatışmaya girmeleri kışkırtılmaktadır. Böylece, hem küreselleşmenin çevreyi sömürme görüntüsü perdelenecek ve çevresel ekonomilerin gücü kırılmış olacaktır. AB üyeliğine giderken bir yandan Türkiye’yi ufalamak, diğer yandan da ortaklığı olabildiğince erteleyerek Türkiye’yi kapıda daha fazla tutabilmek için Türkiye’nin terörle mücadelesini insan hakları kavramlarına bulayabilirler.


-Sizce terörün panzehiri nedir?


-Terörün panzehiri ekonomik gelişmedir. Nitekim, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde bugün süregelen yoksulluk yaşanmamış olsaydı, terör bu bölgeden böyle bir destek bulamıyor olabilirdi.


-PKK’nın İngiltere’deki IRA, İspanya’daki ETA hareketinden farkı nedir?


-İngiltere’de IRA, İspanya’daki ETA PKK’dan iki açıdan farklıdır. Birincisi, her iki ülkedeki bölge de genellikle ana ülke ortalamasından daha zengin olduğundan, ana ülkeden bağımsız olmak istemektedir. Oysa, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde durum tam tersinedir. Eğer Güneydoğu bölgesi Türkiye ortalamasından daha yoksulsa niçin Türkiye’den ayrılmak istemektedir ya da, daha doğru olarak, Türkiye’den kopartılmak istenmektedir! İkinci neden ise, İngiltere ve İspanya’daki ayrılıkçı bölgeler ABD emperyalizminin eteğine sarılarak, ABD’ye hizmete yönelik değil, kendi otonomilerini elde etmek istemektedir. Türkiye’deki mesele, bu nedenlerden dolayı her iki ülkedeki ayrılıkçı bölgelerin hedefi  Türkiye’dekinden çok farklıdır. Kürtlerin kendi devletini kurmak istemesi kendi otonomileri için mi yoksa ABD’nin emellerine hizmete mi yöneliktir!


-Sizce İngiltere ve İspanya’nın bulduğu çözümler hükümetçe inceleniyor mu?


-Bunu bilmiyorum. Ancak, şunu söyleyebilirim. Bu tür dünya deneyimlerini üniversiteler inceler, hatta bunlar doktora konuları olur. Siyasetçilerin üniversitelerle ilişkileri bu açıdan çok önemlidir. Ne yazık ki, görebildiğim kadarı ile, Türkiye’de siyasetçiler üniversitelerden bu açıdan yararlanmamakta, üniversiteleri bastırmaya çalışmaktalar. Siyasetçiler üniversitelerle işbirliği yapmadığı gibi ve onun için her olayı ancak ortaya çıkınca ele alıp alelacele bir çözüm üretmeye çalışmaktalar.  
 
-Hocam Açık Gazete’de yayınlanan “Konu karmaşıktır” adlı yazınızı şöyle bir soru sorarak sonlandırmışsınız? Aynı soruyu ben size sorabilir miyim? Acaba amaç, Türkiye’yi bu denli sıkıştırarak, PKK’yı imha etmek amacı ile Irak bataklığına girmesi ve çok sayıda ölü vermesine karşın yeni anayasa düzenlemesi esnasında Türkiye’de Güneydoğu Bölgesi’ne otonomi verilmesi seçenekleri ile karşı karşıya getirmek  midir?


-Bu soruya bir tür bakış böyle olabilir. Fakat, şu noktayı da gözardı etmemek gerekir. Bir terör örgütü olarak PKK zaman zaman kontrolden çıkmış da olabilir. Örgüt içinde liderlik mücadelesi olabilir ve bu mücadele örgütün mücadele politikasına yansıyor olabilir. Bu konular stratejistler tarafından analiz edilmelidir. Ancak, kısa dönemli bu tür gel-gitler yanında, Kürt devleti kurulması projesinin bir gerçek olduğu ve dünya, Türkiye ve Ortadoğu konjonktürünün bu yönde şimdilerde çok elverişli olduğudur. Bu elverişli koşuldan başta ABD, onun eteğine sarılmış olan Kuzey Irak da yararlanmak istemektedir.


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


-‘Türkmenlerin hakları, bizim Kürtlere de tanınmalı’
– ‘Mahalle baskısı değil, ideolojik baskı’
– ‘Meclis’teki partilerin kadın politikası yok’
– Ersümer: Merkezde bir yeniden yapılanma olmalı…
– Fotoğrafın büyücüsü: Aykan Özener
– Savaş karşıtı eylemlerin fotoğrafçısı: Hüsnü Atasoy
– Ufuk Uras: Desteği için Baykal’a teşekkür ediyorum!
– ‘AKP’yi sola karşı yaratanlar yok edecek’
– ‘Muhabirlerin telifle çalıştırılması yasalara aykırı’
– Yeşiller bağımsızları destekleyecek
– Türkiye sağlık turizminde atakta
– ‘Hayallere tanık olmak istedik’
– ‘İngiltere’de işkence yaptılar…’
– ‘Kürtler, Türkler’i ikna etmeli…’
– ‘Düşünceye militarizm de engel…’
– Boyalı bank nöbetini terkeden ‘sosyalist’ asker
– ‘Kategorizesiz bir dünya hayalim’
– ‘Toplumsal varlıklar elimizden kayıp gidiyor’
– Ermeni tarihçi: Asıl sorumlu emperyalizm
– Hrant Dink: Ruh halimin güvercin tedirginliği
– ‘Vicdansızlığın İslamcısı, solcusu olmuyor…’
– ‘İsrail bir devlet değil, bir projedir’
– Orhan Suda: Yaşasın edebiyat
– Türkiye’nin Papa’ya sormayı unuttukları!
– Sol Kendini Arıyor VII: Ömer Laçiner
– Sol Kendini Arıyor VI: Hayri Kozanoğlu
– Sol Kendini Arıyor V: Aydemir Güler
– Sol Kendini Arıyor IV: Oğuzhan Müftüoğlu
Sol Kendini Arıyor III: Aydın Çubukçu
– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 + 17 =