Tilki avından yola çıktık

Muhafazakar Parti liderini seçmeye çalışırken her türlü ‘muhafazakar’ politika eski sandıklardan saçılmaya devam ediyor. Johnson ve Hunt yaklaşık 120 bin Muhafazakar Parti üyesinin gönlünü çelebilmek için milyonların kalbini kırmaya devam ediyorlar.

Eminim vicdan sahibi pek çok kişi şu lider seçimi bir an önce bitse de caddelere akan cerahat kesilse diye düşünüyordur. Oylamanın sona ereceği 22 Temmuz tarihini iple çekiyoruz.

İki birbirinden zararlı adamın son yarışma alanı 2004 yılında İşçi Partisi tarafından çıkarılan kanunla 2005’ten bu yana yasak olan köpeklerle tilki avlanmasının yeniden yasal hale getirilmesi. Aslolarak kanun sadece tilki değil memeli herhangi bir hayvanın avlanmasını suç haline getiriyor. Sadece sınırsız para cezası öngören kanunun daha da sertleştirilmesini ve hapis cezası getirilmesini savunanlar hiç de az değilken muhafazakar lider adaylarının avlanmayı serbest bırakma hevesini anlamak zor.

Bu arada avlanma yasağı ile ilgili kanunda bir sürü delik olduğunu unutmamak gerek. Yani avlanmak büyük oranda ‘serbest’. Sadece bir tür avlanma yasak. Zaten Muhafazakarların genel olarak hakim olduğu güneydeki geniş otlak bölgelerde avlanma yasağını uygulayacak bir güç de yok. Birini suçüstü yaparsanız da genelde ‘kaza ile bir tilki vurmuşuz’ şeklinde olay kapanıyor.

Ancak bu yeni bir Muhafazakar meselesi değil. Avlanma yasağı kanunu 15 yıl önce meclise geldiğinde Muhafazakarlar her türlü engellemeyi denemişlerdi. Bunlar arasında ‘ülkenin daha önemli sorunları varken avlanmayı tartışarak vakit harcanmaması’ gerektiği de vardı. 

Ancak bugünlerde yeniden alevlenen tartışmanın Muhafazakar Parti’nin hep gündeminde olduğu kesin. David Cameron seçildiği iki dönemde de bunu seçim programına koymuştu. Aynı şekilde Theresa May avlanma yasağının kaldırılması için mecliste serbest oylama yapacağı vaadiyle gelmiş ve seçildikten sonra vazgeçmişti.

Her iki lider adayı da şimdiye dek sadece muhafazakar varsıl küçük bir kesimi mutlu etme yönünde vaatlerde bulundular. Bunlar arasında refah toplumu ve yeniden dağıtım mekanizmasının gevşetilmesi tabii ki en temel konulardan birisi. Bu sosyalizmin yüzyıldır inşa ettiği ve pek çoğumuzun üzerinde pek düşünmediğimiz kazanımların yıpratılması demek. 

Bunlardan bir tanesi üst gelir grubundan alınan gelir vergisinin yüksek oranı. Tedrici vergilendirme dediğimiz var olan sistemde yıllık kazancınızın ilk 11 bin Sterlini vergiden muaf. Gelirinizin 11 bin ila 46 bin Sterlin arası kısmından yüzde 20 vergi kesilirken, 46 bin ila 150 bin arasına ise yüzde 40 vergi kesintisi uygulanıyor. Johnson bu son dilimin alt sınırını 80 bine çıkarmak istiyor. Kişi başına düşen ortalama gelirin kabaca 35 bin Sterlin dolayında olduğunu hatırlarsak bu değişikliğin en varsıl yüzde 10 için heyecan verici olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer aday Hunt ise yaşlı bakımı ile ilgili sorunları geniş ailelere havale etmeyi düşündüğünü müjdeleyerek bir kez daha sınıfsal konumunu belli etti. Eğer nineler dedeler, çocukları ve torunlarıyla birlikte yaşarsa yaşlı bakım derdi ortadan kalkacakmış! 

Johnson ve Hunt’ın ya herhangi bir genel seçimi kazanmak gibi bir kaygıları yok ya da 120 bin muhafazakarı kandırmak için her türlü yalanı söylemeye yemin etmişler. Zaten şu ana dek vaadettiklerinin uygulanabilirliği sıfır. Ancak gerçek renklerini ve kimin için aday olduklarını görmek açısından iki adayın da ne olduklarını sıklıkla dile getirmek gerek. 

İyi haftalar ve bol şanslar…

_________________

sirkecii@regents.ac.uk

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.