Timsah gözyaşları

Psikolojimizi her türlü zorluğa rağmen sağlam tutarak metanetli toplum olmamızdan dolayı da mı gurur duymalıyız ! Bir iki haykırış ve ardından ferahlayan içimizle kursağımızdan inemeyen lokmacıkların lezzetle buluşmamıza tekrar vesile olması, ne büyük bir meditasyon, patentine sahip olabildiğimiz bir yoga.


Hepsi birer baba olan devlet adamlarımız gitti geldi, onları evlatları, biz olarak gördü, ağladı ağlattı ölenlerin bizim kardeşimiz olduğuna ayakları havada yeminler etti. Katliama bu kadar sessiz kalmak ne büyük bir utanç. Yüzümüze haykırarak “ölüyorum” seslerini bir ağıt havasında işitmek sanırım büyük bir haz. Sonsuza kadar sürse de umursamayacağımız kan kokusu. Hassasiyeti yüksek olanlar duyabiliyor mu bu kokuyu?


Ölenlerin ortak tanrısı adına söyleyin, katliama yavaş yavaş alışmadık mı hepimiz? Artık iç sayfalara taşınan katliam haberleri sırayla çeviri haberlerine dönüyor ve en sonunda yok olmuş bir filistin olunca tekrar taşınacak ilk sayfalara. Tarihçiler, siyasetçiler, haberciler, yeni bir konunun kitaplara geçmesiyle, bir çalışma konusu olmasıyla kariyer edinecek bu yok oluştan. Büyük bir prim söz konusu olacak. Çocuklarımıza, “onlar öldü biz izledik” şeklinde anlatırken utanmayacağız. Tavuğun sol bacağından kalan parçayı dişimizin arasından serçe parmağımızın tırnağıyla çıkarırken, “vicdansız baba!” sesiyle reflekse bağlanıp: “yok oğlum hayat bu: “büyük balık küçük balık, onları izleyen de büyüğün kıçından ayrılamayan balık” muhabbeti yapacağız. Belki, İslam, arap… bilmem ne kardeşliğinden ötürü küçücük siyah timsah gözyaşları dökeceğiz, tekrardan ferahlayacak, freş bir iç huzura kavuşacağız. Ardından silivereceğiz billurlaşan yaşlarımızı, şahadet getirip yaşadığımıza şükredeceğiz. Kâh gülüp kâh ağlarım hallerimizle sirküle olan yaşamımızın tatları dimağımızdayken silah sesleri sükûn yaşamımızda melodi oluverecek. Biz ağlayacağız onlar çalacak, onlar çalacak biz ağlayacağız. Vur patlasın çal oynasın olacağız sonra. İşte budur bizim halimiz, şükrederiz hepimiz.


Lütfen uyumadan sütümüzü içmeyi unutmayalım; kahvaltısız da evden çıkmayalım. 


Gece açık kalan kıçımızı örterken dahi, çığlık seslerini duymayalım. Tanrı hep “bizi” korusun. 


Aha! son dakika bir gelişme: Filistin’deki kadınlar yalnız değilmiş; Emine Erdoğan’ın da yanlarında olduğunu kendi ağzından televizyon ekranlarından dinliyorum. İçim rahatladı! Artık oradaki kadınlar da çocuklar da korkmayacak. Biz hep yanlarındayız, değil mi?


blgslsnm @gmail.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × five =