Tüm darbecilerden hesap sorulmalı…

Tüm darbecilerden hesap sorulmalı…

0
PAYLAŞ

Eğer geçmişteki hataların, insanlık dışı eylemlerin, insan hakları ihlallerinin, toplu katliamların, tekil planlı cinayetlerin hesabını sormazsanız, hafızanıza kazınmış karanlık dönemleri silmezseniz huzura değil, demokrasiye de kavuşamazsınız.

Özetle, eli kanlı darbecileri hesaba çekmezseniz, darbelerin de önünü alamazsınız.

12 Eylül hiyerarşik askeri darbesinin üstünden tam 30 yıl geçti.

“Netekim” Ahmet Kenan Evren ve arkadaşlarının “gel, gel” yaparak davet ettikleri darbe öncesininin karanlık sayfalarını hatırlatanlara hemen şunu söylemek gerekir.

Evet 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye çok kanlı olaylara sahne oldu.

Sağdan soldan gençler öldürüldü.

Bilim adamları katledildi.

Sabahın aydınlığında, gecenin koyu karanlığında kimin sırası geldi diye düşündüğümüz o uzun saatleri kimse inkar etmemeli.

Evet siyasetciler basiret gösteremediler.

Partilerinli,derleri ızlaşıp akan kanı durduramadılar.

Ülkenin birçok kentinde sıkıyönetim idareleri olmasına rağmen de kan durmadı.

Büyük kentlerde insan avının önü alınamadı.

Bombalamalar bitmedi.

“Acaba evladım bu gece eve dönebilecek mi?” diye pencere diplerinde bekleyen ana-babaların gözyaşlarını kimse görmezden gelmemeli.

Hepimiz aynı korku, endişe ve kuşkuları yaşadık.

Ölenlere üzüldük, gözyaşları döktük.

Ama 12 Eylül sabahı yönetime el koyan askerlerin iktidarı ele almalarıyla ülkede bir günde, bir saatte hatta bir dakika içinde kanın durmasını nasıl izah edeceğiz?

İhtilalden sonra ülkede bir yaprağın dahi oynamamasını nasıl izah edeceğiz?

Ben bir gazeteci olarak büyük olayların tamamına yakınının içinde bulundum.

Kanlı Kahramanmaraş olayları ve duruşmalarını izledim.

Çorum olayları sırasında esir alınmış meslekdaşın Hürriyet muhabiri Saygı Öztürk’ün kurtarılması için ekip halinde gittiğimiz bu kenntte, dükkanların nasıl yağmalandığını, “alevi bölgesinde cami kundaklandı” diye sunni-alevi çatışmasını kimlerin tahrik ettiğini de sonradan öğrendim.

Konya olaylarının bizzat içindeydim.

Her saniyesini yaşadım.

İhtilal sonrası Konya olayları askeri duruşmalarının tek gazeteci tanığıydım.

Gelelim 11 Eylül gecesine.

“Ülkedeki kanı durdurmanız için ne istiyorsanız yapmaya hazırım paşam” diyen Demirel ve bakanlar kurulundaki tüm arkadaşlarının imzaladığı ve “Madde madde yazın paşam, asker istiyorsanız yeni bir tertip asker alalım, tank istiyorsanız tank, top istiyorsanız top alalım.Yeter kan gölü büyümesin” mealli tarihi belge nasıl unutulur?

Evren ve arkadaşları umursamadılar verilmek istenen yetkileri.

Sokaktaki kanı durmasını istemediler.

Sıkıyönetim idaresi olayları adeta seyretti.

Sonunda askerler darbeyi gerçekleştirdiler.

Darbe öncesi akan kana, askeri yönetimin ipe gönderdiklerini eklerseniz ülke genelinde yaşanan insanlık dışı olayların bilançosu ortaya çıkar sanmayın.

Ölenler geri getirilemez belki ama milyonlarca insan darbenin mağduru haline getirildi.

Her beş kişiden biri darbecilerin haksızlığına uğradı.

Üniversitelerde öğretim üyesi katliamları yaşandı.

Nerdeyse yarısı kapının önüne kondu.

Kimi hapishanelere tıkıldı.

Şimdi gelin de “siyasilerin pisliğini askerler temizledi, iyi ki ihtilal yapıldı” deyin ve 12 Eylülcülerden hesap sormaya karşı çıkın.

Öncesi belli.

Sonrası belli.

Öncesi kanlı, sonrası daha kanlı ve acı verici.

Binlerce insan öldü veya öldürüldü.

17 bin faili meçhulü olan bir ülkede yaşıyoruz.

Komünizmin 70 yıllık tahakkümü sırasında, üç maden işçisinin ölümünden sorumlu tutulan Polonyalı general cezaevine tıkılıyor.

Ne zaman?

Olaylardan 40 yıl sonra.

Üç beş milyonluk eski demirperde ülkelerinde geçmişin hesabını sormak, vicdanları rahatlatmak için “Milli Hafıza Enstitüleri” kuruluyor, biz 75 milyonluk Ortadoğu’nun en büyük ve güçlü ülkesi olarak kağıt üstünde dahi olsa askerden hesap sormaktan kaçınıyoruz.

Demokrat kafa, demokrasiden nasibini almış biri geçmişin hesabının sorulmasına karşı çıkmaz.

Çıkmamalı.

Çıkarsa “postal kafalı” lafını da hazmetmesi gerekir.

Hem de fazlasıyla…

BİR CEVAP BIRAK