TOKİ evlerini bu çocuklar yıkacak!

TOKİ evlerini bu çocuklar yıkacak!

0
PAYLAŞ

Başbakan ve iktidar, Gezi olaylarının arkasındaki gerçeği neden hala görmezden geliyor…

Taksim Gezi Parkı’nda başlayan yeşil isyanın kısa sürede ülkenin her yanında karşılık bulması Başbakan Erdoğan başta olmak üzere hükümet kanadının “kalkınma” ezberini bozmuş durumda.

Sözü dolandırmadan söyleyelim…

AKP iktidarı 2002 seçimlerinin hemen ardından küresel ölçekte dolaşıma sokulmuş olan neoliberal yıkım politikalarını en acımasızca uygulamaya koyan iktidarlardan biri oldu.

Yüze yakın ülkede küresel kartellerin talepleri doğrultusunda yeryüzünün tüm değerlerini yağmaya açan politikalar birer birer “bağımlı” meclislerden geçirilerek, sözde “demokrasi” ve “katılımcılık” yalanıyla uygulamaya sokuldu.

ROLLERİ ÇALINAN MİLYONLARIN İSYANI

Bir bakıma milyonlarca insan, binlerce yıldır ‘görece’ zor da olsa kurallarını belirleme yetisine sahip olarak sürdürmeye çalıştığı bir oyundan koparılarak, kuralları küresel politikalarla belirlenen ve kendisine yalnızca “tüketici” rolü biçilen devasa bir oyunun içine sokuldu. Bir nevi yaşamı sonsuza kadar çalındı!

Öyle ki 2000’li yıllarda yaşam adeta küresel kartellerin lehine patentlenerek Fransa’dan Yunanistan’a, Sudan’dan Türkiye’ye dünyanın her bölgesinde doğa ve üreticilerin binlerce yıllık geleneği neoliberal politikalarla denetim altına alındı..

YASAL YAĞMAYA HÜCUM DÖNEMİ

Maden Yasası, Kıyı Kanunu, 2B düzenlemesi, Zeytin Yasası, Orman Kanunu ve benzeri bir çok yasal düzenlemelerle AKP eliyle Türkiye de bu yağmadan payına düşeni fazlasıyla aldı. Ormanları, su kaynaklarını, meraları ve tüm kamuyu ilgilendiren ortak değerlerin planlaması ve kullanımı, devlet eliyle hazırlanan yasal altlıklarla küresel ve yerli paydaşlara devredildi.

Gündemde olan bir çok yıkımın daha da derinine bakarsanız, örneğin AKP hükümetinin iş başına gelir gelmez uygulamaya soktuğu planlardan biriyle dünyanın en değerli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Dalaman TİGEM Çiftliği’ndeki 34 bin hektarlık alana 1 milyon nüfusun yerleştirilmesini öngörülüyordu. 2006’da ‘Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’ ilan edilen alanda, 150 bin ağacın yokedilerek villalar, golf sahaları ve AVM’ler yapılması planlanıyordu.

20 bin nüfuslu Dalaman’a 1 milyon nüfus yerleştirmeyi öngören bu korkunç yıkım projesi yargı yoluyla engellendi ancak ağacı, suyu, kuşu ve böceği yalnızca rant aracı olarak anlamlandıran bir zihniyetin ürünü olan politikalar bütün hızıyla sürdü.

ZENGİN KAYNAKLARIN YOKSUL BEKÇİSİ EDEBİYATI

Zeytinlikleri inşaata, dereleri HES’lere, ormanları taş ocaklarına kurban eden yasal düzenlemeleri savunan politikacı ve yatırımcıların en çok kullandığı argümanların başında “zengin kaynakların yoksul bekçisi mi olalım” savunusu geliyordu.

İşte sorun da tam burada başlıyor. Doğanın milyonlarca yıllık birikiminin sonucu oluşan değerlerin salt “kaynak” olarak görülmesi, insanın kendisinin de bir parçası olduğu bu devasa varoluşa yapabileceği en büyük kötülüktü.

Bu bilinçle yaşam alanlarını korumak için gösterilen her türlü refleksi kendisine karşı yöneltilmiş bir tehdit gibi gören iktidar ve bu algıyı okuyarak durumdan vazife çıkartan kimi idareci ve yargı mensupları bu süreçte tarihe geçecek türden soruşturmalar açılmasına neden oldular.

Tam bir “kara mizah” örneği olan onlarca uygulamanın sadece bir tanesini aktarmak durumu özetliyor.

AĞAÇ KESİLMESİNE TEPKİ GÖSTERENLERE DAVA AÇAN ÜLKE

Nisan 2011’de Antalya’nın Kaş ilçesinde bir restoranın önündeki 20 yıllık benjamin ağacının kesilmesine tepki göstererek bunu protesto eden bir basın açıklaması yapan turizm derneği üyelerine, “Düzenleme Kurulu Başkan ve Üyelerinin İsim ve İmzalarını Taşımayan Propaganda Vasıtası Hazırlamak” suçlamasıyla dava açılmıştı.

Bu basın açıklamasını haber yaptığım için gazeteci olarak bana ve bu haberi sosyal paylaşım sitelerinde paylaşanlara da ayrıca soruşturma açılmıştı…

TALANA KARŞI ÇIKMAK SUÇ DEĞİL

Yine Nisan 2011’de ülkenin değişik bölgelerinden yola çıkarak ‘Anadolu’yu Vermeyeceğiz’ sloganıyla Ankara’ya yürüyen yaşam savunucularına karşı dava açılmış ve 23 kişi, ‘ Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama’ suçlamasıyla yargılanmışlardı. Davayı gören mahkeme ise tüm sanıkların silahsız olduklarını ve toplumu çevreyi korumanın vatandaşların görevi olduğu, kaybolan doğa ve suyun ticarileştirilmesine ‘hayır’ demek deme amaçlı olduğuna hükmederek zaten anayasada güvence altına alınan bir hakkı bir kez daha teslim etmiş oluyordu.

Özetlemek gerekirse, Taksim’de başlayan olaylar son on yılda toplumun her kesiminde biriken yıkım karşıtı tepkinin patlamasıdır.

TAKSİM, ‘BEN YAPTIM OLDU’ KÜSTAHLIĞINA TEPKİDİR

Ali Ağaoğlu’yla simgeleşen “ben yaptım oldu” anlayışı ve toplumun büyük çoğunluğunu hiçe sayarak küçümseyen kibirli ve küstah dilin yarattığı sessiz öfke, domino etkisiyle Taksim’den tüm ülkeye yayılmıştır.

Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere Türkiye’yi yönetenlerin, Fransa’da Paris banliyölerini ateşe veren Mağripli gençleri, Almanya’da muhafazakarlığın kalesi olarak bilinen Baden-Württemberg eyaleti halkının Merkel’in nükleer projelerine karşı Mart 2011 seçimlerinde Alman Yeşilleri’ne oy vererek Merkel’i cezalandırmalarının arkasında yatan gerekçeleri iyi okumaları gerekiyor.

İstanbul’un yaşayan mekanlarını insansızlaştırarak rezidans ve AVM’lere açanlar, Sinop’un zümrüt yeşiline nükleer, Artvin’in biyosfer rezerv alanlarına HES, maden; Antalya’nın sedir ormanlarına mermer ocakları, Isparta Köprüçay’ın masalsı kanyonları ve benzersiz biyolojik zenginliğine barajlar, Ege’nin bereketli ovalarına siyanür havuzları kuranlara meydanlardan çok sert bir uyarı geliyor bugün.

SIRT ÇANTASIYLA TAKSİME KOŞANLAR KİM?

Geçtiğimiz hafta dağlarda etkinlikler yapan, çadırlarını dağlara kuran yaşam savunucuları, Gezi Parkı’na yapılan şafak baskınıyla çadırların yakıldığı haberlerini alır almaz, sırt çantalarını omuzlarından indirmeden Taksim’e koştular. İşte Başbakan ve iktidar mensuplarının hiç tanımadığı, “çapulcu” diye küçümsediği bu insanlar, 12 Eylül’den bu yana toplumsal olaylar karşısında “aman sen karışma” diye büyütülen çocuklardır. Bu insanlar, savundukları yaşama biçimini “enayilik” olarak gören tüketim katedrallerinin gönüllü kölelerine karşı “bak dinle, yaşamın ele geçiriliyor” uyarısı yapan günümüz dervişleridir.

DİRENENLERDEN BAŞBAKAN’A ‘İTİDALLİ OL’ ÇAĞRISI

Beş gündür gece gündüz Taksim’de insanlığın en destansı mücadelesini veren arkadaşlarımızın Başbakan’a çağrıları var. Her konuşmasının ardından toplumu daha da geren Başbakan’ın kibrinin gözlerini kör ettiğinin altını çizerek Erdoğan’ı itidalli konuşmaya davet ediyorlar. “Bizim derdimiz ne siyaset, ne de bir mezvi ele geçirmek. Bizim derdimiz yaşam alanımıza yapılan tepeden inme müdahaleler” diyorlar.

En çok tepkileri de olayların her gün değişen rakamlar ve alakasız açıklamalar eşliğinde iktidar kanadı ve yandaş medya tarafından “bir kaç ağaç” üzerinden konuşuluyor olması.

Taksim’de direnenler “yıkıma karşı gösterilen direnişten asla vazgeçmeyeceğiz” diyorlar.

TOKİ EVLERİNİ BU ÇOCUKLAR YIKACAK

Taksim direnişçilerinin kararlı sesi vicdanlardaki karşılığını öyle hızlı buldu ki, iki üç gecedir iktidarın toplumu dönüştürme araçlarının simgelerinden biri olan ülkenin her köşesindeki TOKİ konutlarından yükselen tencere tava sesleri iktidarın okuması gereken en önemli mesajlardan biri haline geldi. TOKİ evleri bir simge. Son on yıldır mal biriktirmenin en büyük erdem sayıldığı muhafazakarlaşma histerisinin simgesi.

Gösterileri izlerken “Tayyip Erdoğan’ın ceketinin içinde muska varmış ona bir şey olmaz” diyebilecek kadar şuurunu yitirmiş muhafazakarlığın simgesi.

Bize göre yaşam alanlarından koparılarak apar topar ‘TOKİ Cumhuriyeti’nin müridi haline getirilen, dört duvarın arasına hapsedilen milyonlarca genç yıkacak o evleri.
Yıkım ekibi 10 yıldır yarattığı bu yıkımın altında kalacak!

BİR CEVAP BIRAK