Toplu İş Sözleşmesi Sistemi ve Sessizlik.

Toplu İş Sözleşmesi Sistemi ve Sessizlik.

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
Toplu iş sözleşmesi sistemi ve sessizlik…
İSMAİL BAYER – Toplu iş sözleşmesi sistemi ile ilgili olarak, günlük basında ve televizyon ekranlarında bir habere bile rastlamıyoruz. Bir sessizlik dönemi adeta. Sorun yok, sistem iyi çalışıyor diye mi yorumlamalıyız. Yahut sistem de tıkanmalar var ama, gündem de hiç yer almıyor mu diye düşüneceğiz.
Gerçekten karmaşık bir durum bu. Ya da böyle bir sistem, bu ülkede yok mu diye düşünenler de olacak mı ileride. Kimbilir. Biz hatırlatmaya çalışalım en iyisi.
1961 Anayasası ile getirilen haklar çerçevesinde, 1963 yılında, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı, sendikalar yasası ile birlikte düzenlendi. Lokavt hakkı da, Anayasa da yer aldığı için, yasada da yer adı. Dönemin Çalışma Bakanı ise, genç bir politikacı. Bülent Ecevit.
Şimdi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı kim diye, sokakda ki insanlara sorsak, doğru yanıt kaç kişiden alabiliiz. Ama bir Bülent Ecevit ismi, politik yaşama damga vurmuş bir isim. 1963 den 2016 ya kadar, sistem bir çok badireler atlattı. Yasalar değişti. Farklı hükümetler döneminde, değişik partilerden bir çok sendikacı, Calışma Bakanı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yapdı.
2000’li yıllara gelirken, sendikacı bakan dönemi de sona erdi. Neredeyse  15 yıl olacak, AK Parti’ini tek başına, değişik Başbakanlar ile oluşturduğu tüm hükümetlerde, sendikacı kökenli bir tek bakana nedense rastlayamıyoruz.
Parlamento’da, acaba sendikacı kökenli milletvekili bulunmuyor mu diye bir soru akla gelebilir. Ama var, hem de çok. İktidar Partisi, AK Parti içinde, bir çok sendika kökenli milletvekili de var. Ama Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na getirilen bakanların çoğu, Bakanlığın kapısından ilk defa, bakan olarak giriyorlar.
Politikacıları bir yana bırakalım. Biz sendikacılara ve sendikalara dönelim yeniden.
Üç büyük işçi konfederasyonu var günümüzde. Türk-İş, Hak-İş ve DİSK. Sokakda ki insanlara sorsak, ya da yazımızı okuyan sizlere sorsam, bunların başkanlarının isimlerini, bana şimdi hemen söyleyebilirmisiniz diye. Doğru yanıtın çok az olacağını şimdiden söyleyebilirim.
Yarım asırı geçen, grev ve toplu iş sözleşmeli sistem ile ilgili olarak,  gelişme vardır sözcüğünü ne yazık ki kullanamıyoruz. Duraganlık dönemlerinin olduğu, askıya alınmaların  olduğu dönemleri yaşadık, ama günümüzde yaşanılanların çok farklı olduğunu söyleyebiliriz.
12 Eylül yasalarının ortadan kaldırılacağı söylemi ile yola çıkıldığında, az da olsa bazı değerlendirmeler oldu. Ancak ilerleyince görüldü ki, 12 Eylül yasaları yürürlükden kaldırıldı ama, sistem daha sağlam bir şekilde oturtulmaya çalışıldı. Oturtuldu da.
Sendikacıların istediği, yapısal konumlarına ilişkin bazı iyileştirici düzenlemeler yapıldıysa da, bu örgütlenme konusunda bir açılım ne yazık ki getiremedi.
Kamu işyerlerinde örgütlü olan sendikalar, kamu işyerlerinin özelleştirilmesi ya da kapatılması sonucu yoğun üye kaybı ile karşılaştılar. Bu kayıpların giderilmesi ve yeni üye kazanımları ise çok az gerçekleşti. Ve bu durumda sendikaları hem küçülttü hem de sessizliğe yöneltti. Eldekini koruma düşüncesi hakim oldu.
Bu gelişmeler olurken, görünürde başka bir örgütlenme sürecinin yaşandığı gerçeklik ile karşı karşıya kalındı. Bu yeni örgülenme biçimi, kamu işyerlerinde ki taşeron ya da yeni yasal tanımı ile alt işveren işyerlerinde, örgütlenmeleri görüyoruz. Ancak bu örgütlenmeler, özgür toplu iş sözleşmesi sistemini geliştirmek yerine, yeni bir sistem oluştumaya doğru gidiyor.
Yüksek Hakem Kurulu tarafından, gecikerek de olsa, asgari ücret ya da biraz üzeri ve bir kaç sosyal haklar ile ilgili iyileştirici ve yüzde bir gibi sembolik bir zam yapılması. Bu sistem, özgür pazarlık sistemi değil. Zorunlu tahkim gibi de youmlanabilir. İşçinin eline gecikerek de olsa geçebilecek küçük bir meblağ ve sendika üyelik aidatının sağlanması, toplu iş sözleşmesi düzeninin geliştiğini göstermez.
Yapılan bazı sözleşmelerden ve üyesi oldukları sendikanın adını bile bilmeyen, alt işverenlik sözleşmesinin sona ermesi ile işsiz de kalan, yeni bir istihdam olanağı beklentisi içinde olan,  işsizlik ordusu ile karşı karşıyayız.
Bu sistem, özgür toplu iş sözleşmesi düzenine alternatif bir sistem olarak, adeta yasa ve yönetmeliklerle yerleştirilmek isteniyor. Bu gelişme, değil toplu iş sözleşmesi sistemini geliştirmek, sendikal örgütlenmeyi de gerçek anlamda geliştitirebilecek bir olgu niteliğini taşımamaktadır.
Buraya bir nokta koyalım. Dilerim yanılmış oluruz.
Geçtiğimiz yıllarda, MESS ile metal işkolunda ki  işçi sendikaları arasında, üç yıllık toplu iş sözleşmeleri imzalandı ve YHK tarafından bağıtlandı.
Bu sistem içinde olmadan, iki yıllık toplu iş sözleşmeleri ise, MESS’den ayrılan bazı işverenler ile Birleşik Metal İş Sendikası arasında, sancılı da olsa bağıtlandı.
Şimdi, bağıtlanan bu iki yıllık sözleşmelerin olduğu işyerlerinde, toplu iş sözleşmelerinin süresi bitti. Yeni dönem sözleşme için yetkiler alındı, taraflar arasında görüşmeler başladı. MESS’den ayrılan bu işyerleri işverenleri, yeni bir işveren sendikası kurarak örgütlenmelerini de gerçekleştirdiler.
Bu görüşmelerde, süresi içinde yeni toplu iş sözleşmelerinin bağıtlanması, ne yazık ki gerçekleşmedi.
Bu uyuşmazlıklar ile ilgili olarak, zamanlaması yeni yıla da sarkacak şekilde, bazı işyerlerinde toplu iş sözleşmeleri imzalanacağı gibi, grev olgusu ile de karşılaşılabilinecektir.
Bu durum da, OHAL yönetimi çerçevesinde sonuç ne olacaktır?
Sözleşmelerin bağıtlanması şekli, hakların gelişimi açısından nasıl sonuçlanacaktır?
Bu iki olgu, 2017 yılı için sendikalar bakımından, büyük önem taşımaktadır. Neden mi?
2017 baharı ile, MESS ile metal işkolunda ki sendikalar arasında imzalanan, üç yıllık sözleşmelerin süresi sona erecek ve yeni yetkilerin alınması ile toplu iş sözleşmesi görüşmeleri başlıyacaktır.
2017 yılı, sadece bu sendikalar açısından değil, sendikal hareket açısından, bu nedenle önem taşımaktadır.
2017 sessizliğin aşılması ve sistemin işlerlik sağlaması açısından, bu nedenle önemli olacaktır.
Dikkatle izlemeke de yarar var. Bakalım gelecek ne gösterecek.
Ankara. 18 Ekim 2016. Salı.  ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK