Toplumda güvensizlik sendromu

PAYLAŞ

Eşler birbirine, arkadaşlar arkadaşlara, müşteriler esnaflara, hastalar doktorlarına, vatandaşlar polise, siyasetçiye ve ülkeyi yönetenlere güven duymadıkça; ailede, toplumda, halk katmanlarında huzurun varlığından hiçbir şekilde söz edemezsiniz.


Ülkede güven duyulmayan kişi ve kurumların başında siyasetçiler, trafik polisleri ve gazeteciler geliyor. Her devirde, halk nazarında güvensiz olma yapısını sürdürmekte olan siyaset; güvensizlik şampiyonluğunu başka mesleklere bırakacak gibi görünmüyor.


Siyasi liderlerin mal varlıkları konusunda ki tartışmalar ve gelişmeler göstermiştir ki, büyük partilerimizin genel başkanları ciddi ölçüde servet sahibidirler. Ayni şekilde son yerel seçimlerde, şehirlerde belediye başkanlıklarına adaylıklarını koymuş olan siyasetçilerin de neredeyse tamamı, açıkladıkları mal beyanlarıyla insanlara parmak ısırtacak servetlerin sahipleri olarak halkın karşısına çıktılar…


Hangi konumda olursalar olsunlar siyasetçilerin;
Şaibeli yollardan ve karanlık dehlizlerden geçilerek sahip olunduğu kanaatı uyandıran servetleri…
Halk vicdanında, her zaman kin nefretle yerini almıştır.
Kimse hakkında; servetini gayri meşru yollardan sağladığına dair somut   iddialarla ortaya çıkabilmek, bu düzende olanaklı değil.


Ancak, halkın vicdanında rahatsızlık yaratmış ve onay görmemiş servetler karşısında, şimdiye değin, hangi siyasetçiye ya da bürokrata, birkaç istisna dışında “servetini nereden ve nasıl sağladın?” diye hesap sorulmuş ve haklarında soruşturmalar açılmıştır!


Üstünkörü (gelişigüzel) mal beyanını açıklayarak, kimse kendinin halkın vicdanında aklandığını sanmasın! Açıklanan mal varlıklarının ne zaman ve nasıl edinildiğine dair inceleme ve araştırmalar yapıldı mı? Günlerce kamuoyunda siyasi parti liderlerinin mal varlıkları tartışmaları yapıldı, genel başkanlar, mal varlıklarını şöyle ya da böyle açıkladılar. Peki nereye gelindi? Halkın vicdanında trilyonluk servetler onay aldı mı? Asla!…


Ne yaparsanız yapın, kişinin yaptığı mal varlığı açıklaması ile yani salt açıklama boyutunda kalmasıyla, somut ve inandırıcı bir sonuca varamazsınız! Kuru kuru, incelemesiz, araştırmasız mal beyanının hiçbir anlamı yoktur!


O halde neydi günlerce süren kayıkçı kavgası, birbirlerini karşılıklı suçlamalar? “Hadi sen de açıkla da, servetini görelim bakalım nelerin varmış” türü iddialaşmalar?


 Asgari ücretin 380 YTL olduğu, memurların yarısından fazlasının “fitre alabilecek” duruma düştüğü, 20 milyon insanın tam anlamıyla yoksulluğu yaşadığı, emeklilerin süründüğü, çiftçinin perişan edildiği, yetişkin nüfusun yarısından fazlasının başlarını sokabilecek bırakın evini, kulübelerinin dahi olmadığı bir ülkede; siyasetçilerce nasıl edinilmiş olurlarsa olsunlar, milyon YTL’lerle ( yani trilyonlarla) ifade edilen mal varlıklarının toplumda ki adı; tabi  ki BÜYÜK SERVETDİR!


Yıllar yılı siyasetçilerde ki parmaklar, “ne parmaklarmış ki” her devirde o parmaklar “bal küpüne dalıyor”, bal tutan parmaklar da iştahla ve bereketle yalanıyor tabi! İster siyasetçi olsun, isterse bürokrat, işadamı, gazeteci vs. kimse iki de bir ben dürüstüm, Allahtan korkan adamım diyerek ortaya çıkmaya kalkmasın!“Dürüst adamım” demekle de, dürüst olduğuna çevresindeki herkesi ve toplumu inandırdığını da sanmasın!


Dürüstlüğün ispatı, sözle değil, kuşku vermeyen şeffaf, açık eylemlerle, yani yaşam biçiminle, neyi nereden nasıl alıp verdiğini yüreklice ortaya koyarak yapılır.


Devletin gelir ve giderinin takibini yapmakla görevli olan Maliye Bakanı hakkında çeşitli iddialar ortaya atılıyor. Bakan, hakkında ki iddiaların, halkın vicdanında kabul ve onay bulacak şekilde savunmasını yapamıyor!


Vatandaş tedirgin, ülkeyi yönetenlere gönül rahatlığı içerisinde güvenemiyor! Acaba bunlar da geçmiştekiler gibi küplerini mi dolduruyor, hem kendilerini hem de çoluk çocuklarını ve yakınlarını, devletin olanaklarıyla servet sahibi mi yapıyorlar kuşkusuna düşmüş durumda! Ortada bu manada olumsuz yönde herhangi bir tasarruf ve icraat olmasa da, halk inanamıyor ve güvenemiyor!


Aşağıdaki sözler, isyan noktasına gelmiş, ülkeyi yönetenlerle geçmişte ayni ekolde yer almış bir yazarın feryatları.


“Biz somut noktalar üzerinde duruyoruz. Tepe noktada olanların ahlaki davranışları, sorumsuzca sergiledikleri hayat biçimi ile bu siyasi hareketin ideolojisiyle örtüşme içinde midir? Bu mu muhafazakar demokrasi? Belli ki evin için kir götürüyor, kiri koltukların veya halıların altına süpürerek ortadan kaldıramazsınız. Bunu dile getiren onlarca milletvekili, yüzlerce partili var. Bu sorunları kim dile getirecek? Hep laik veya sol kesimler mi? Müslüman yazarların eleştiri hakkı yok mu?”


İslamcı yazar Ali Bulaç, internetteki  www.bilgihikmet.com sitesinden 17 Şubat 2006 tarihli “Belden aşağı vurmak” başlıklı başyazısında böyle sesleniyor. Peki Sayın Bulaç kime sesleniyor? Neden böylesine anlamlı ve ağır ithamlar içeren cümlelerle, sitesinde kamuoyuna açıklama yapma gereğini duyuyor? Suçladıklarından kendilerini savunabilecek anlamda bir yanıt var mı ortada? Bizim bilgimiz yok.


Sorun… Güvensizlik… Güvensizlik!…
Her zaman olduğu gibi!…
Siyasetçilere, vatandaş olarak güven duyamamak!
Ne yazık ki, her dönemde olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönemde de ayni sorunu ayni boyutlarda yaşamaktayız!
Hangi partiden olursa olsun, siyasetçilere güven duyulamıyor!


Güvensizlik, 2006 yılında ve sonra ki yıllarda da, Türkiye coğrafyasında bol bol yaşayacağımız, sosyal bir fenomen olarak karşımıza çıkacaktır!
Ne çare ki, Türk halkının değişmez kaderi bu!


burhanaözbey@yahoo.com

CEVAP VER