‘Toplumsal varlıklar elimizden kayıp gidiyor’

‘Toplumsal varlıklar elimizden kayıp gidiyor’

0
PAYLAŞ

Ekonomist yazar Mustafa Sönmez, Maliye ve Turizm Bakanlıklarının ortaklaşa yürüttüğü ve üçlü satış olarak adlandırılan yabancılara yönelik toplu yaşam alanlarını kapsayan projeyi değerlendirdi. Kamusal mülklere sahip çıkılmaması durumunda İspanya’da yaşanan olumsuz sürecin Türkiye’de de yaşanacağının altını çizen Sönmez, “Süreçten karlı çıkanlar; faize kaynak bulmuş iktidar, bir avuç müteahhit, banka ve pazarlama şirketi olacaktır” dedi…


Kamusal değeri olan toprakların toplumdan kaçırılırcasına satılmasına itirazı olduğunu söyleyen Mustafa Sönmez ile İspanya Modelini ve kıyılarda yaşanan tahsisleri konuştuk.


– Yabancılara mülk satışında yaşanan süreçte özel kent projeleri hayata geçirilecek. Maliye Bakanı’nın açıkladığı “İspanya Modeli” sizce söylendiği gibi önemli ölçüde kaynak sağlayacak mı Türk ekonomisine?
– İspanya Modeli adı altında yapılması düşünülenler, kamu arazisi üstüne konut inşaatı ve bunun yabancılara satılması. Bu proje kaynak sağlamasına sağlar da bu kaynağın kimin tasarrufunda olacağı önemli. Burada, birçok alanda olduğu gibi, kamusal arsaların, varlıkların tüm toplumun tasarrufundan alınıp bir projeye hasredilmesi gerçeği var. Birçok özelleştirmede yaşandığı gibi, bu uygulamada da kamu arazisi karşılığı sağlanacak kaynak, Hazine’nin faiz ödemelerine gidecekse – ki gidecek-  bunun tüm yaratıcı- girişimci görünümüne karşılık toplum yararı gözeten bir proje olamayacağını söylemek durumundayız.
 
– Kent projelerinin ilkinin İzmir Çeşme- Reisdere’de Maliye tarafından tahsis edilen Hazine arazisi üzerinde Norveçliler için inşa edileceği açıklandı. Projenin Norveç Sosyal Güvenlik Teşkilatı ile koordineli gerçekleştirileceği söyleniyor. Muğla ve Antalya’da da böyle projeler hazırlandı. Bu durumda Anadolu kıyıları bir anlamda “rehabilitasyon merkezleri” ne mi dönüşecek?
– Önceden de ifade ettiğim gibi, bu tür projelerde “özelleştirmeci” anlayış, kamu arazisini bu kez özelleştirme tezgahına koyarak satıyor. Çünkü, özelleştirilecek KİT v.b. fazla kalmadı. Geriye, İstanbul’da, büyük kentlerde, kıyılarda ve ormanlardaki kamu arazileri kaldı satılacak. Eğer toplum karşı çıkmazsa, bu kamu varlıkları ve arazileri, sahillerin betonlaşması, kamuya kapatılması bedelleriyle haraç- mezat satılacak. Bunların turizm endüstrileri, girişimci projeler olarak soslanıp takdimine kanmamak gerekiyor. Elimizin altından kayıp giden toplumsal varlıklara sahip çıkmayı bilmeliyiz.


– Norveç’de bir emeklinin sosyal güvenlik kurumuna aylık maliyetinin 18 bin dolar civarında bulunduğunu ve bu tarz projelerle birlikte Türkiye ya da benzer ülkelerde aynı maliyetin 5 ile 10 bin dolar arasında karşılanabileceğine ilişkin görüşler var. Sizce bunun anlamı nedir?
– Batı’da sigortalıların hak ettikleri sağlık ve sosyal rehabilitasyon haklarını, daha ucuza sunmanın alternatifleri aranırken akla Türkiye geliyor. Burada işgücünün ucuzluğu nedeniyle söz konusu servisin daha ucuza mal edileceği, burada açılacak tesislerle hizmetin daha ucuza sağlanacağı fikri var ve AKP iktidarı, kamusal varlıkları, mülkleri kullanarak bu ucuza servise talip oluyor. Özetle, ucuza mal satışından sonra ucuza hizmet satışının yeni bir örneği diyebiliriz buna.
 
– Bu süreçte ortaya çıkan sosyo- ekonomik dönüşümün toprak satışı ve kıyı politikalarının belirlenmesinde öngörüldüğünü söylemek mümkün mü? 
– Her şeyin meta haline getirilip satıldığı günümüz koşullarında topraklara, kıyılara da satılacak mal gözüyle bakılıyor ve topluma ait olan kıyılar, koylar, ormanlar, kamu varlıkları, hatta okul binaları ve hastaneler; rantı yüksek varlıklar olarak algılanıyor. Bu paragöz bakış, hepimize ait bu doğal zenginlikleri bir an önce paraya tahvil etmenin yollarını arıyor. İki yıldır tapuların hızla el değiştirdiği kıyılarda, özellikle turizmden yeterli ekonomik girdi sağlayamayan kasabalarda kadınlar arasında yeşil reçeteli ilaçların yaygın olarak kullanıldığına ilişkin bilgiler geliyor.


– Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
– Gayrimenkul satışında iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Özel mülkü olanların mülklerini yerli ve yabancılara satmak istemeleri kendi bilecekleri bir şeydir. Bu satıştan yarar da sağlayabilirler, aldatılıp zarar da görebilirler. Bu konuda kamuya düşen, onları aydınlatmak, bilgilendirmek olabilirdi. Bu yapılmamıştır maalesef. Ama, bizi esas ilgilendiren kamusal mülklerin bir tür özelleştirilmesi, satışıdır. Bu satışlara kararlılıkla karşı durmak ve sorgulamak gerekir. Çünkü bunlar kamusal alanlardır ve hepimizin, sonraki kuşakların hakkı söz konusudur.


– İspanya Modeli’ne dönersek, aynı sürecin 1965’ten sonra İspanya’da da yaşandığını, bunun kıyılardaki hızlı yapılaşmadan dolayı doğal dengeyi bozduğu dile getiriliyor…
– Toplum kamusal mülklere sahip çıkmaz ise, bizde de farklı bir şey olması beklenmemelidir. Süreçten karlı çıkanlar; faize kaynak bulmuş iktidar, süreçten yararlanmış bir avuç müteahhit, banka ve pazarlama şirketleri olacaktır. Toplumun kazanacağı fazla bir şey olmayacaktır. En azından bu projelerle ilgili karar süreçlerine yerel yönetimlerin, halk temsilcilerinin ve sivil toplum örgütlerinin katılımı sağlanıp onların rızaları alınmadıkça bu işler oldu bittiyle kotarılmamalıdır.


– Yabancılara yönelik satışların tarım ve turizm gelirlerini de olumsuz etkilediğine ilişkin veriler var. Sizin bu konudaki genel bakışınız nedir?
 – Bu satışlar bekleneceği gibi, tarımsal araziler üstüne kurulursa, bundan tarımsal yapının zarar göreceği açıktır. Mülk alanların ülkede yaptıkları harcamaların, klasik ziyaretlerdeki harcamaların gerisinde kalıp kalmadığını araştırmak gerekir. Fazla da olabilir, eksik de. Burada benim ilgim, mülkün kamusal bir mülk olup olmamasıyla ilgilidir. Yoksa, özel mülkün satışıyla o kadar ilgili değilim. Sonuçta, bir mütekabiliyet var, yani Türklerin de gidip o ülkelerden mülk alma hakkı var. Alıyorlar da. Özel mülk satışlarına, yabancılaşma diye bu kadar karşı çıkılmasını doğru bulmuyorum. Özel mülk sahipleri doğru bilgileniyorlarsa ve satmakta beis görmüyorlarsa, bu satışların o kadar abartılacak, yurt toprakları elden gidiyor diye ağıt yakmaya değecek yanını göremiyorum. Bu durum Türk banka ve şirketlerinin kapitalistler arasında el değiştirmesiyle de aynı… Benim itirazım, kamusal toprakların, kamusal kuruluş ve varlıkların, yani topluma ait olanların toplumdan kaçırılarak satılmasına.


– Küresel sermayenin yeterli ön hazırlık yapılmadan kıyılarda denetimsiz dolaşması gibi bir süreç yaşanıyor. Sizce bunun sonuçları ne olur?
– Topluma ait kıyıların, koyların, ormanların ne amaçla olursa olsun, yerli- yabancı sermayeye gelişigüzel tahsisine, satışına, kum- deniz- güneş turizmi denilen katma değeri düşük turizm türüne peşkeş çekilmesine karşı çıkmalıyız. Bu varlıklar, bir daha üretilmez, başka bir şeyle ikame edilemez. Bu varlıklarda sadece bizim değil, gelecek kuşakların da hakkı var ve biz bunları korumayı, onlara borçluyuz. Dolayısıyla, turizm endüstrisine peşkeş çekilecek kamusal varlıklar üzerinde bugüne kadar gösteremediğimiz duyarlılığı hiç olmasa bugünden sonra göstermeyi başarabilmeliyiz.


– Sizce ne yapılmalı bu konuda, öneriniz nedir?
– Turizm projelerine yer verilecekse, bunların sürdürülebilir turizm ilkesine uygun, doğa ile barışık, koruyucu, üretici projeler olmasına özen gösterilmelidir.


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:
– Ermeni tarihçi: Asıl sorumlu emperyalizm
– Hrant Dink: Ruh halimin güvercin tedirginliği
– ‘Vicdansızlığın İslamcısı, solcusu olmuyor…’
– ‘İsrail bir devlet değil, bir projedir’
– Orhan Suda: Yaşasın edebiyat
– Türkiye’nin Papa’ya sormayı unuttukları!
– Sol Kendini Arıyor VII: Ömer Laçiner
– Sol Kendini Arıyor VI: Hayri Kozanoğlu
– Sol Kendini Arıyor V: Aydemir Güler
– Sol Kendini Arıyor IV: Oğuzhan Müftüoğlu
Sol Kendini Arıyor III: Aydın Çubukçu
– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
– Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Çocuk işçiler
– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı? 
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


 

BİR CEVAP BIRAK

18 + eleven =