Toplumun aynası

Toplumun aynası

0
PAYLAŞ

Çevresine duyarlı kişilerin yetişmesini istiyoruz, o zaman iş bizlere düşüyor. Çocuklarımızdan işe başlamak gerekiyor.
Özellikle çevremize duyarlı olmak için aile büyüklerimiz itinayla çocuklarımızın yanlış yapmasına fırsat vermemeliyiz. Evde annenin öğretmekten çok çocuğunun yanında uygulaması önem kazanıyor.
Evde daha çok annesiyle birlikte olan çocukların anne öğretici hikâyeler anlatmalı. Kendiside bizzat çevresini temiz tutarak örnek olmalıdır. Çocuklarımıza başta yatağını düzeltmeyi öğreterek sonra halkaların yayıldığı gibi çevre duyarlılığını geliştirmeliyiz.
Evin içi, sokak, mahalle , cadde, kasaba….
Çevremizi çok hor kullanıyoruz. Sanki dünya da çevreyi kirletene ödül verilecekmişçesine pis bırakıyoruz. Pikniğe gideriz poşetlerimizi toplamayız. Ambalajından aldığımız yiyeceği aldıktan sonra ambalajını çöp yerine bulunduğumuz mekâna bırakırız.
Kabuklu sebze ve meyveleri tüketiriz, kabuklarını alelade ortada bırakırız. Sanki biz yememiş gibi yapmamız da çabasıdır.
Çevremize bıraktıklarımızı haliyle çocuğumuz görüyor. Daha sonra çocuğumuza ambalajlı yiyecek aldığımızda tüketimi sona erince bakıyoruz ambalaj yerde. Çocuğumuza kızıyoruz. Ambalajı yerden alması için ihtar ediyoruz ve ikaz ediyoruz. Belki küçük olduğundan çocuğumuz ses çıkarmıyor belki de yüzümüze vuruyor.
Önce uygulama olarak çevremize duyarlı olmalıyız ki, karşımızda ki kişilerden duyarlı olmasını yüzümüz kızarmadan isteyelim.
Kişilerin, yöneticilerin çevreleri çok önemlidir. Öncelikle kullandığımız mekânların pak olması gerekiyor. İnsan yöneticinin veya bir başkasının yanına girdiği zaman dairede tertip düzen gördüğünde içi açılır.
Misafir de sıkılmaz, ziyaret edilen kişide sıkılmaz. Tertipli olan yöneticilerimizin yansıması tüm halka yayılır. Çevresine duyarlı olmalı ki insan, çevrede ki temizlik konusunda da duyarlı olsun.
Yaptım oldu değil de, uygun olanı bu olduğu için çevremizi bu şekilde yaptım demeli yönetimde bulunanlar.
Çevremizi israf etmeden kullanmalıyız. Umumun faydalandığı alanlar havaların ısınmasıyla sıkça vakit geçirilecek alanlar olacaktır.
Ziyaret edenleri yaylalara çıkarırız.
Yaylalar ve serin yerlerin gölgelikleri, çevresinin temiz bulmak isteriz. İstediğimiz temizliği önce kendimiz uygulamalıyız.
Çevre konusundan söz açılmışken şehirlerimizin planlaması çok önem arz ediyor. Bu konuda Konya büyükşehir örnek veriliyor.
Yeşillik konusunda, şehrin yaşanabilirliği konularında, belediyelerimiz insan gücünü, makineleri, zamanı tasarruflu kullanmalıdır. Yapılan çevre düzenlemesinin mantığı olmalıdır. Herkes bulunduğu ortamın yaşanabilir olmasını canı ister.
Yolların etrafının temiz olması hepimizin hoşuna gider.
Çöp kutularının etrafını bile temiz tutamayan toplumuz biz. Çöp kutusunun içinin yerine taksiden inmeden poşetleri fırlatan bizim insanımız.
Önce bireyler çevresine duyarlı olmalıdır.
Parkları temiz, çeşmesi buz gibi akan sularıyla, çiçekleri açmış, gölgelikleri bulunan, yerlerde kâğıt uçuşmayan, yerlerde izmaritlerin olmadığı, çekirdeklerin yendikten sonra yerlere atılmamış, çayırları yemyeşil olan bir yerden kim hoşlanmaz?
Hepimizin arzusu bu yöndedir lakin gelin görün ilk başta isteyenlerimiz temiz tutmaz. İşin en garip tarafı da burasıdır.
Böyle mekânı hepimiz isteriz ama böyle olması için hiçte gayret etmeyiz.
Bizim atalarımızın çevreye verdiği önemi bilmeyenimiz yoktur. Fatih Sultan Mehmet ferman yayınlamıştır çevre temizliği için.
Temizliğin önemi konusunda bizim üstümüze insan olmaması gerekir. Çevrede özellikle ama çok acıdır bir türlü çevremizin kıymetini bilmedik/ bilemiyoruz.
Yalnız eksikliğimiz nedir? Vurdumduymaz oluşumuz. Yanlışı uygun dille düzeltmeyi bilmeyişimizdir. Zaten herkes böyle söyleriz, bir ben mi düzelteceğim düşüncesinin hâkim olmasından dolayı bunlar yaşanıyor.
Küçüklükte mutlaka çocuğumuza çevre bilincini vermeliyiz. Vaktini geçirdikten sonra ise ne kadar üzerine düşersek düşelim maalesef netice alamıyoruz.
Çevre dediğimizde ev, okul, park, toplu yaşanılan mekânlar. Buralar toplumun aynasıdır.

BİR CEVAP BIRAK