Türbanı kaşımayalım…

Bugüne kadar türban konusunda tek satır yazmadım.
Binlerce yazım arasında tek satır olduğunu sanmıyorum.
Ama artık Gül’ün eşi nedeniyle Çankaya’ya taşınanmasına çeyrek kalan türbanı yazmak vacip oldu.
Üstelik hazırlanan ilk sivil anayasa maddeleri arasına sokuşturulmak istenen türbanın serbest bırakılması uyanıklığı, herkesin kafasını daha da karıştgırmaya yetecek gibi.
Analarımızın, teyze ve halalarımızın, daha geride nenelerimizin kullandıkları başörtüsü, 1980’lerde neden türban kisvesiyle tartışma konusu yapılmaya başlandı?
Ben çok ama çok iyi hatırlıyorum.
1965 sonrası sanırım.
Necmettin Erbakan’ın rahmetli eşi, Türkiye Odalar Birliğinde sekreter olarak çalışırken hem başı açık, hem de uzun etek giymeyen bir bayandı.
Ama Erbakan, Nermin hanımla evlenince işler değişti.
Erbakan’ın eşi başını kapattı, eteklerini uzattı.
Son derece doğal bir tavır.
Kocası istedi veya istemedi.
Eşi baskı kurdu veya kurmadı.
Ama evlendikten sonra böyle bir karara inanarak uyduysa mesele yok.
Yani “inanç sekmesi” yaşamamışsa kimseyi ilgilendirmez.
Üstelik yaşamışsa da kendi sorunu.
Çünkü inançlar konusunda Anayasamızın laiklikle ilgili maddeleri gayet açık ve net, buna kimse karışamaz.
Erbakan’ın eşinin başını kapaması tabii ki Türban için miladi bir önem arzetmiyor.
Ama Milli Görüş inanış ve söylemlerine göre, siyasetin dine bulaştırılması, dinin siyasetle harmanlanması tam da Erbakan ve yakın çevresi tarafından gündeme taşınıyordu o tarihlerde.
Yani mütedeyyin müslümanlar- bunların içinde başı açık, kapalı,  uzun etek kısa etek tartışması henüz yok- Milli Görüş etkisinde bırakılmak istenirken, yani taraftar toplanırken, ev sohbetlerinde başı kapalı kadınların genç kızlara başlarını kapamaları konusunda etki yapmaya başladıklarını dün gibi hatırlıyorum.
Başladılar ama çevredeki kadınların, genç kızları etkilemesi öyle kolay olmadı.
Anne ve teyzeleri gibi örtünmek istemiyorlardı.
Ama isteyenler veya baskı sonucu takanlar, başörtüsünün modern hale sokulmuşunu, yani türbanı tercih ettiler.
Türban kamu alanı sayılan ünivesite kapısından içeri sokulmayınca da din tüccarları, baronları ve siyasetciler, bu sorunu yıllarca kaşıyarak bugüne taşıdılar.
Şimdi de Anayasa değişikliği yapılarak, türbanın kamu alanında at koşturmasını sağlamak için yeni bir hamle hazırlığındalar.
Bence çok yanlış yola  sapılmak isteniyor.
Çok iyi hatırlıyorum, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders verdiğim ikinci yıl sınıfımda olan iki türbanlı öğrencimi hiç farkedememiştim.
Nasıl farkedeyim ki?
İkisi de peruk takıyormuş meğer.
Çok dikkat etmediğim ve gerek de görmediğim için bir öğrencimin hatırlatması üzerine türbanlı olduklarını anladım ama yıl sonu finalleri gelmişti.
 Final sınavında, soruları yanıtlarkenyanlarına yaklaşıp yardım etmeye çalıştığım bu iki öğrencimin pırıl pırıl insanlar olduğunu farkettim. Gözleri gülüyordu hocalarının ilgisi karşısında. Çok utandım açıkcası. Koskoca sömestr gelip geçmiş, bu öğrencilere ilgiyi esirgemiştim demek. Onların, sınıfta tartışmalara rahat katılmalarını beklerdim. Hiç bir tartışmaya girmemişlerdi. Hiç de dikkatimi çekememişlerdi. Mezun oldular ve birer iletişimci olarak aramızdalar.
Tabii peruklarından kurtulup, mezuniyet ertesi türbanlarına kavuşmuşlardır.
Acaba isteyerek mi, yoksa baskı sonucu mu türbana sığınmışlardı? Hala kafamda soru işaretidir.
Tabii gerçeği onlardan başka kimse bilemez.
Onun için ben türban sorununun çok iyi irdelenmesinden yanayım.
Anayasaya bir madde konarak çözümlenmesine çalışılması, bence yeni ve sonu gelmez tartışmaları  beraberinde getirir.
Sadece tartışma olsa neyse.
Daha geniş alana yayılıp, çıkacak çatışmaların işaret fişeği olmasından korkarım.
Onun için Anayasa dışında çözüm aranması, üstelik Türkiye’nin yüzlerce sorunu varken, ilk sıralarda türban yer verilmesine şiddetle karşıyım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here