TÜRK – İŞ, Nereye?

TÜRK – İŞ, Nereye?

0
PAYLAŞ

Dün medyada, bu günde (bir-iki istisna dışında) gazetelerde, konuya ilişkin olarak, sıradan bir vaka, haber değerininin bile olamaması gibi bir sonuç ile karşılaşsak da, biz tarihe bir not düşmeğe çalışalım.

Türk-İş’de neler oluyor? Bu soruya, net bir yanıt verebilecek konumda değiliz. Ama bu duruma gelinen, günümüze ulaşan, yaşanılan gerçekleri sıralamaya çalışarak, bu soruyu yineleyelim. Yanıtlar farklı olabilir. Bu farklı değerlendirmeler, geleceğe ilişkin doğru adımların atılması için, iyi bir başlangıç da olabilir.

1961 Anayasası sonrası, 274 sayılı Sendikalar Yasası ile, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası çıkartılmıştı. Böylece, grev hakkını da içeren, toplu iş sözleşmesi düzeni, yeni bir sendikal yapılanmayla, yasal olarak sağlanıyordu.

12 Eylül 1980 ile bu sistem askıya alındı, sendikaların faaliyetleri durduruldu, bazıları kapandı ve mecburi tahkim müessesesi uygulamaya sokuldu. 20 yıllık sistem terkedilerek, 2821 sayılı Sendikalar Yasası ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası çıkartıldı. Güçlü sendikacılık öngörülüyordu, tam tersi bir sonuç gerçekleşti. 90 sonrası, kapatılan sendikaların mal varlıkları iade edildi, faaliyetleri sağlandı.

Önceleri, siyasal partiler seçimler öncesi, Türk-İş’i ziyaret eder ve partilerinde milletvekili olarak yer alacak aday isimleri isterlerdi. Son dönemler de ise, kapıyı çalan bile neredeyse olmadı. Bu da ayrı bir gösterge.

AK Parti iktidarı, 10 yıl boyunca, 12 eylülün getirdiği sistemi değiştireceğim derken, bu konuda politika üretemedi ve geçen yıl, 30 yıla yaklaşan bu uygulamaya da son vererek, yasal düzenleme ile yeni bir yapılanmayı getirdiğini belirtti. Bu noktaya gelirken de, bir yıla yaklaşan süre, 12 Eylül’ün bile yapamadığını yaptı, toplu iş sözleşmesi düzenini, var olan yasalara rağmen neredeyse bir yıl süreyle askıya aldı.

Ve 7 aralık 2012 de 6356 sayılı, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası yürürlüğe girerek, yeni bir dönem başladı. Ne getirdiği değil, ne götürdüğü tartışılmağa başlandı. Sistem yeniden çalışmağa başlamış oldu. Makyaj değil, bir kaç rotüş yapılmış oldu. Sendikacılığın, daha da geriye düştüğü de belgelenmiş oldu. Ayrıca bu yasa ile, 30 işçinin altında çalışan küçük işyerlerinde, sendikal örgütlenme bile yok iken, sendikal nedenle işten çıkarılma durumunda, işe iade davası bile açılamayacağı, eşitlik ilkesi gözardı edilip, ayırımcı bir düzenleme gerçekleşmiş oldu.

Bütün bu süreç de, bu günkü Türk-İş yönetimi görev başındaydı. Bir kaç değişiklikle, aynı anlayış, ikinci kez Türk-İş yönetimine de, yeni gelmişti. 6356 sayılı Yasa’nın çıkması öncesinde, bir protokol oluştuğu ve Türk-İş Başkanı’nın da, “evet” diyerek imzaladığı konuşulmağa başlandığında, bu konu da açık ve kesin bir açıklama yapmaktan Başkan kaçınınca, yönetimde ilk “çatlak” da oluşmuş oldu. Başkan, Yönetim Kuruu’ndan habersiz ve bilgi vermeden bu işe “evet” demişti.

Başkan Kumlu’nun, Başbakan ile yıldızları pek barışmamakla birlikte, Cumhurbaşkanı ile olan hemşehriliği ve diyaloğu önemli bir konumdu. DYF-İŞ Başkanı Ergun Atalay’ın, Başbakan ile, çok öncelere dayanan, bir dostluk, arkadaşlık, yakınlık ve dava arkadaşlığı nedeniyle yakın diyaloğu da, bilinen bir gerçekti.

Kumlu-Atalay dostluğu ve ittifakı da, bu olay sonrası çözülmeğe başladığından, Yönetim’deki uyum bir yana, diyalog bile azaldığında, toplantılar ve karar mekanizmasının çalışması çok zor, çok geç ve de çok güçlükle gerçekleşiyordu.

Bu arada, son Genel Kurul’un İPTAL’i davası da, uzuyordu ve halen de uzuyor. Yine bu süreçte, Yönetim Kurulu içinde, güne göre değişebilen dengeler doğrultusunda, “Olağanüstü Genel Kurul” çağrısı yapılması ya da kararı değişebilmekle birlikte, bunun gerçekleşmesinin, daha da yeni hukuki sorunlar doğuracağı gerçeği ve dengelerin değişkenliği, bu tür bir sonuca ulaşmasını da engelliyordu. İstanbul’de bir grup sendikal hareketin, birlikteliği ve ortak hareket etme girişimleri de, yeterli etkinlik ve desteği sağlayamıyordu.

Haziran başlarında, TOLEYİS Sendikası Genel Başkanı Cemail Bakındı, “Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü Türk-İş’i umutsuz kurum haline getirmek hiç kimsenin hakkı değildir. Aksi tavır içerisinde olanları tarih yargılayacaktır” saptamasını yapıp, önerisini de yapıyordu. “Biran evvel 34 sendikamız bir araya gelip geçmişe sünger çekerek, ihtiraslarını bir kenara koyarak bütünleşmeli ve kucaklaşmalıdır” Ancak bu öneri de, o zaman yeterli ilgiyi göremedi…

Şimdi, bayrama giderken, kamu işçilerinin aylardır beklediği toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkları geçtiğimiz ayda sonlandırılıp, sözleşme imzalandı ama kimseyi memnun etmedi, ses çıkaran da olmadı. Türk-İş’e bağlı sendikaların, THY, Çay-Kur ve Darphane grev uygulamalarının durumu ve ne olacağı belirsizliğini koruyor.

Hükümet ısrarlı olura, kıdem tazminatına olacaklar, esnek çalışma düzenlemeleri kapıda bekliyor. Ocak 2014 istatistiklerinde, % 1 barajını bile bazı sendikaların aşamayacağı, demoklesin kılıcı gibi sallanıyor.

Kimse durumundan memnun değil, ama kimsede bir hareket de yok. Bu sessizlik ve diyalogsuzluk, magazin basınında güncelleşen tanıma benzetirsek, bir “tükenmişlik sendromu” yaşanıyor. Gerginlik var, ama patlama yok. İleriye yönelik hedef belirleme ve politika geliştirme yok. Kafayı kuma sokma misali, günü kurtarma ve kendini koruyarak devamlılığı sağlama eğilimi ağırlık basıyor, sular da durulmuyor.

Ama, yaşam ve dışarısı zorluyor. Gerçekler bütün ağırlığı ile geliyor. Kopukluk, huzursuzlukları körüklüyor. Ve gelişen son nokta. Tes-İş Sendikası Başkanı Mustafa Kumlu, “yeter” diyor, çantasını toplayıp, Türk-İş Başkanlğı’na elveda deyip, Emek Mahallesi’ne, sendikasına dönüyor.

Şimdi ne mi olacak.
1. – Pek öyle önemli bir değişiklik, öncelikle beklemeyelim. Olmaz.
2. – En çok üyeye sahip, Türk Metal Sendikası Başkanı Pevrül Kavlak’ın bu aşama da, Başkan olması gerekir. Ama bu aşamada Başkan olmak istemez. Olursa, şaşırtıcı ve sürpriz olur.
3. – Büyük olasılıkla, küçük sendika, DYF-İş’in Başkanı, Ergün Atalay, Türk-İş Başkanlığı’na gelir. Başbakan ve Hükümet ile daha sıcak bir diyalog başlar.
4. – Olağanüstü Kongre’ye gidilmesi uzak bir ihtimal. Gidilirse yeni bir çok hukuki sorunlar ortaya çıkar.
5. – Beklemede olan, bu günkü Yönetimin oluşumunu sağlayan, Genel Kurul’un İPTAL’i davasının sonucu beklenir.
6. – Yeni Genel Kurul yapıldıktan sonra da, Türk-Metal Başkanı Pevrül Kavlak’ın Başkanlığı’n da yeni bir Yönetim oluşur.
7. – Bu günkü anlayışla devam edilirse, tarihdeki yerlerini tamamalamaya yaklaşırlar. Ya da,
a. Öncelikle doğru bir durum değerlendirmesi yapılıp, nereden nereye geldik diye şapkayı önlerine koyup, özeleştiri ve düşünmeğe başlarlarsa,
b. Gündemin arkasında koşmaktan, gündemi belirleme aşamasına gelebilirlerse,
c. Koptukları taban ilşkisini yeniden sağlamlaştırabilirlerse,
d. Kamu oyu önünde şeffaflaşabilirlerse,
e. “Karşıyız” söcüğünün içeriğini doldurmaya başlayıp, politika üreterek, öneriler gelitirebilirlerse,
f. Hükümet ile, kişisel, kapalı kapılar arkasında ittifak arayışlarından vazgeçip, sivil toplum örgütlerine yaraşır, açık, güçlü ve yapıcı ilişkileri kurabilirlerse,
g. Her açıdan, grupculuğu, ayırımcılı, ötekileştirmeyi değil kucaklaşmayı sağlayabilirlerse,
İşte o zaman, bir zamanların, mazide kalan sözcüğünü, yeniden gündeme getirebilirler.
“Ankara’da Türk-İş vardır.”

İsterlerse,
– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na “Çalışma Meclisi”, hazırlıklı ve gündemli olarak toplansın çağrısını yaparak,
– Başbakan’ a da, Anayasa hükmü haline bile getirilen, yasal olarak üç ayda toplanması gereken, Ekonomik ve Sosyal Konsey, dört yıldır toplantıa bile çağrılmıyor. Dikte ettirip, onay almak için değil, sorunları tartışıp öneri geliştirmek için, toplanma çağrısı yaparak işe de başlayabilirler.

Göreceğiz ve izleyeceğiz. Başarılar.

________________________

İstanbul. 3 Eylül 2013. Salı.
ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

19 − 14 =