Türk Rus ilişkileri ve Rumlar

PAYLAŞ

5 Haziran 2008 Perşembe günü Londra’da Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık arasında imzalanan Mutabakat Belgesinde (MOU – Memorandum of Understanding) yer almayan bir küçük ayrıntı 20 Kasım 20087 tarihli Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasında Moskova’da imzalanan Siyasi Manifesto’da, tüm politik ve siyasi teamüllere aykırı olarak yer aldı.
Bu ayrıntının art niyetli olduğu kesin.
İleriki günlerde Rusya’nın başını ağrıtacağı da çok açık.
Belli ki düzenbazlıkta Bizans’ın torunları olduklarını inkar etmeyen Rumlar, yılların deneyimli Rus diplomatlarını olduğu gibi Medvedev ile Putin’i de oyuna getirmişler.  Hayalden öteye gitmeyen ve halen de üzerinde mutabakata varılmamış bir sonucu, sanki BM’nin koşuluymuş gibi söz konusu “Mutabakat veya Manifesto” maddeleri arasına koydurmayı başarmışlar. 
 
Beraberinde bir heyetle Rusya’ya giden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in 19 Kasımda Kremlin Sarayı’nda gerçekleştirdikleri zirve toplantısı sonrasında açıklanan Rum-Rus Siyasi Manifesto’sunda, “Doruk Anlaşmaları’nın, Üniter Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon haline dönüşmesi” maddesine atıfta bulunuluyor.
Bu gerçekte çok saçma ve politik teamüllere hiç uymayan bir yaklaşım ve cümle.
Başlamış ve halen devam etmekte olan bir futbol maçının sonucunu, ortak bir kararla belirlemeye çalışmaya benziyor bu Rum-Rus mutabakatı.


Rumların, Kıbrıs’ta mevcut her iki halkın liderlerinin sürdürmekte oldukları müzakereleri manipüle etmek istedikleri ve kendi çizgilerine doğru çekmek çabası içinde oldukları kesin. Bunun için de her yolu ve her düzenbazlığı deniyorlar.


12 Şubat 1977 tarihinde Denktaş-Makarios arasında mutabakata varılan I.ci Doruk Anlaşması ile 19 Mayıs 1979 tarihinde Denktaş-Kyprianou arasında mutabakata varılan II.ci Doruk Anlaşmasında, hiçbir şekilde “Mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon haline dönüşeceği” şeklinde bir madde kesinlikle yok.


Bu kavram Papadopulos tarafından Annan Planı Referandumu öncesi ortaya atılan bir kavramdır ve bu güne kadar Rum ve Türk liderler tarafından imzalanmış veya söz birliğine varılmış hiçbir anlaşma içinde yer almamaktadır.
Cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde Hristofyas, 17 Şubat gecesi Cumhurbaşkanlığı yarışından ikinci kazanan aday olarak çıktıktan hemen sonra, dosdoğru içinde artık hiç kimsenin kalmadığı ve kağıtların havada uçuştuğu DIKO merkezine gitmiş ve Papadopulos’tan kendisine destek vermesi karşılığında “Annan Planını asla görüşmeyeceği ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ni hiçbir şekilde ve koşulda statü değişikliğine uğratmayacağı” taahhüdünü vermişti. 
Bu nedenle de gerek Hristofyas, gerekse de Yunanistan Dış İşleri Bakanı Bayan Theodora Bakoyanni “Annan Planı”nın var olmadığını ve görüşmelere zemin teşkil etmeyeceğini ısrarla ve hiç bıkıp usanmadan söylemeye başlamışlardı.  


Haziran ayı içinde Hristofyas, Londra’ya yaptığı ziyaret sonrasında iki devlet tarafından açıklanacak olan “Ortak Anlayış Metni” içine de aynı manada bir cümleyi koymak istemiş fakat Başbakan Gordon Brown’un olumsuz tavrı ile karşılaşmıştı. Tüm çabalarına ve araya Dış Rumlar Dünya Federasyonu Başkanı Haris Sofoklidis ile Birleşik Krallık Ulusal Kıbrıs Federasyonu Başkanı Piter Drusiotis’ı koymasına rağmen Brown’a bu mealde bir cümlenin mutabakat içine konmasını kabul ettirememişti.
İngiliz kaçın kurası. Böyle tuzaklara asla düşmez.


Rumlar, Türkiye’nin 1 Ocak 2009 tarihinde başlayacak ve 1 Ocak 2011 tarihinde sona erecek BM Güvenlik Konseyi üyeliği süresince Kıbrıs konusunda atmak isteyeceği adımları şimdiden marke etmeye çalışıyorlar.


Limasol’un güneyindeki sözde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölge suları içinde Panama ve Norveç bandıralı gemilere petrol arama izni vermelerinin altında da Türkiye’yi ABD, İngiltere ve AB üyesi ülkeler ile karşı karşıya bırakmak yatıyor.   
Amaçları Türkiye üzerinde çeşitli yönlerden baskılar oluşturmak, bir çok devleti yanlarına alarak Türkiye’ye hasım haline getirmek ve adadan çekilmesini sağlamak.
Rusya’nın bu hatadan dönmesi ve bu tuzaktan kurtulmak çabaları içinde girmesi çok zaman almayacak. Putin’in ve Medvedev’in Türkiye danışmanı stratejiste göre 1492 yılından beridir neredeyse 500 yıldır diplomatik ilişki içerisinde olan iki devletin ilişkileri son bir yıldır yükselme trendine girmiş ve Rusya’nın Orta Doğu politikalarını gerçekleştirebilmesi için de Türkiye, Rusya için olmazsa olmaz bir konuma gelmiş. 
Bu durumda, Hristofyas’ın imzalattığı Siyasi Manifesto’nun ve bir albüm şeklinde Medvedev’e sunduğu 12 adet Rus itimatnamesinin süs olmaktan öteye pek bir mana ifade etmeyeceği kesin.
Dünyada son 7 yılda ortaya çıkmış yeni politik oluşum ve uluslararası konjonktür, Rusya’nın Türkiyesiz Orta Doğu’da hiçbir başarı sağlayamayacağını göstermektedir.
Sakın Hristofyas’ın bu durmak bilmeyen dış temaslarının altında, Türkiye korkusu yatıyor olmasın. 


* http://www.ataatun.com

CEVAP VER