Türk siyasetinde magalomani hastalığı

Türk siyasetinde magalomani hastalığı

0
PAYLAŞ

Türk siyaseti üzerine gözlemlerimi kaleme aldığım yazılardan birinde daha karşınızdayım. Bu yazımın amacı, Türk siyasal yaşamını ve daha da ötesinde Devleti tehdit eden hastalıklardan birisi olacak. Bu yazımda, siyasette ülke çıkarlarından çok kendi egolarını tatmin etmeye dönük çalışmalar yapan bütün liderleri hedef alacağım.
Megalomani, özellikle siyasette görülen tehlikeli hastalıklardan birisidir. Liderlerin kendilerinde gerçekle ilgisi olmayan üstün nitelikler görmeleri anlamına gelen bu hastalık, ne yazık ki Türk siyasetinde çok sık görülen tahrip edici bir kişisel özellik haline gelmiştir. Genelde azgelişmiş ülkelerde görülen, eziklik ve aşağılık kompleksinden kaynaklandığı tahmin edilen bu hastalığa; kendini beğenmişlik ve kendine tapınma gibi adlar da verilmektedir.

Megalomani, çok açık bir ruh hastalığıdır. Psikoloji disiplininde ciddi bir ruhsal sorun olarak kabul edilen megalomani, kendini gerçeklerle ilgisi olmayan, olduğundan fazla niteliklere sahip olarak görmek, büyüklük taslamak, ukalalığın kalıcılaşmış özgüven patlaması olarak da değerlendirilebilir. Bu açıdan megalomani, Büyüklük Hastalığı olarak da bilinmektedir.

Megalomani hastalığının ilerleyen biçimi, şizofreninin alt basamaklarından birisi olarak kabul edilir ve kişinin düşünce yapısını teslim alarak kendini kutsallaştırması, bazı durumlarda peygamberleştirmesi biçiminde yaşanabilir. Hatırlayacağınız gibi, Türk siyasetinde kendisini peygamber sanan H. Mezarcı gibi megaloman tipler görülmüştür.
Gerçeklikten kopmak olarak da tanımlayabileceğimiz megalomani, kişinin kendisinde üstün nitelikler olduğu inancıyla çevresine de böyle davranmaya başlamasıyla gelişir. Türk siyaseti, kişilik bozukluğunu bastıran tiplerin önemli makamlara geldiğinde megalomanlaşması örnekleriyle doludur. Megaloman tipler, gerekli tedavi süreci içine sokulmazsa, hastalık iyice ilerler ve zaman içinde çevresine de zarar verecek düzeylerde kendini gösterebilir.

Son dönem Türk siyasetinde özellikle liderlerde sıklıkla görülen megalomani hastalığı, liderin çevresine yalakalar ve dalkavukların yerleşmesiyle tedavi edilemez bir hal alır. Megaloman lider, kendisini yalnızca ülkenin en akıllı ve özel niteliklere sahip kişisi olarak görmekle kalmaz, bölgenin ve dünyanın da lideri zannetmeye başlar. Bu durumda, kontrol dışına çıkarak öncelikle çevresine, partisine ve ülkesine zarar vermeye başlar ki, son aşamada dünya barışı için tehdit oluşturan bir aşamaya gelir.

Dünyada megaloman liderlerin savaşlar ve çatışmalar çıkardığı, ülkesinde ve bölgesinde istikrarsızlıklar yarattığı birçok örnek vardır. Bunlardan en tanınmışı, elbette ki Hitler’dir. Hitler dışında megaloman lider örnekleri; Hannibal, Napolyon, Sezar, Stalin, Pinochet gibi diktatörler ve kendisini Halife ilan eden Usame Bin Laden ve El-Bağdadi gibi dinsel terör örgütü liderleridir. Megaloman, daha önceki yaşamlarında ezik olan bireylerin liderlik güçlerini elde edince kendilerini dünya lideri gibi görmelerini sağladığı için diktatörlerin büyük bölümünde megalomani hastalığı bulunmaktadır. Bu liderlerde megalomani o kadar ilerlemiştir ki, zaman içinde kendine tapınan ruh halleriyle Narsizm de bu hastalığa eşlik etmektedir.

Gelelim Türkiye siyasetinde megalomani hastalığına. İsim vermek doğru olur mu bilmiyorum ama Türkiye’de son dönemlerde siyasette en sık rastlanan durumlardan birisi, siyasi liderlerde görülen megalomani hastalığıdır. Kendisini ülkenin gelmiş geçmiş en önemli insanı olarak gören, kendisinden önce gelenleri küçümseyen, yaşarken ismini taşıyan yapılar inşa ettiren, çevresinde kendisinden başka lider adayı bırakmayan siyasi kişilikler, megalomani belasına kapılmış hastalıklı kişilerdir.

İktidara gelmek, megalomani hastalığı için büyük bir zemin hazırlar. Çevresinde kendisine tapınan kişiler görmeye alışan lider, zamanla kendisini olduğundan büyük görmeye başlar ve bu büyüklüğünü çevresine de kanıtlamak ister. İlerleyen hastalık, kendisinin gelmiş geçmiş en önemli lider olduğu inancıyla “dünya lideri” olmak havasını beraberinde getirir. Bundan sonra ise Diktatörleşme süreci başlar ve bu son aşamada liderliğin yerini korku, baskı, paranoya ve totaliterleşme eğilimleri alır.

Türk siyasetinde demokrasinin kalıcı hale getirilmesi için megalomani hastalığına kapılmış kişilerin aktif siyasetten uzak tutulması gerekir. Daha da önemlisi, devlet yönetiminde etkin roller (Başbakanlık, bakanlık vs.) üstlenecek kişiliklerin de megalomani hastalığı taşımadığına ilişkin tıbbi raporlar almaları gerektiği düşüncesindeyim. Bu düşüncemin çok ileri gitmek olarak görülmesi mümkündür. Ne var ki, megalomani hastalığına sahip siyasi liderler ve devlet adamlarının ülkeye zarar vermelerinin önlenmesi için bu tür bir önlem şarttır.

BİR CEVAP BIRAK