Türkü söylemek

PAYLAŞ

Yürürken, mutfakta iş görürken, evi süpürürken ya bir şarkı ya bir türkü tuttururum. Bir avazım yerde bir avazım gökte mi? Hayır. Komşuyu uykudan uyandırmayacak kadar, evdekileri tedirgin etmeyecek kadar yüksektir sesim. Bizim rahmetli şarkısız türküsüz bir kadındı. Bilmezdi ki söylesin. Benim söylediklerimden de kendine göre anlamlar çıkarırdı ve tepki verirdi, “Gözleri de bir şeye benzese bari” ya da “Defol git sen de onun peşine, ne duruyorsun?” gibilerden. Bazen de onu hafifçe kızdırmak için sinir bir sesle nereden dilime takıldığını bilmediğim şu garip şarkıyı söylerdim: “Şekerim şekerim şekerim dersin / Sen herkesten çok şekersin!” O zaman öfkelenirdi: “Hayır, şekerim falan demiyorum, kimseden de şeker falan değilim!” Kızdırarak sevmenin iyi bir şey olmadığını bile bile yapardım bunu. Çocukları da kızdırdığım olurdu. Şimdi unutmuşlardır. Cebimden bir çikolata çıkarıp masanın üstüne bırakırdım ve anlatmaya başlardım: “Nedense bugün canım bir çikolata istesin, bir çikolata istesin, kendime bir çikolata aldım gördüğünüz gibi. Sonradan aklıma geldi, keşke sizlere de birer tane alsaydım.” Her seferinde oyuna gelirlerdi. “Hadi neyse, bunu siz yiyin, ben yarın kendime daha büyük bir tane alırım” dediğimde öfkeleri biraz yatışmış olurdu. Annem şarkı da türkü de söylerdi. Özellikle makinede iş işlerken inceden bir türkü tuttururdu. Ben bir köşede oynarken ya da kitap okurken kulağım onda olurdu. “Ata binesim geldi / Hay dah dah”ı ya da “Arabamın atları deh deh deh aman da”yı söylemese bari diye dua ederdim. Babam ara sıra tarını alıp kendi topraklarının havalarını çalardı, bunun dışında onun şarkıyla türküyle pek ilişkisi yoktu. Bazen anneme bir iki şarkı söylettiği olurdu. Kızkardeşimin bu işlerde hiç istekli olmadığını anımsıyorum. Anneannem ciddi kadındı, ara sıra bir şeyler mırıldanırdı. Neyi mırıldandığını anlamak için iyice yanına sokulmak gerekirdi. İyice yanına sokulduğunuzda da susuverirdi. Geride bıraktığı sayısız acının tortularına susarak katlanıyordu. Gözyaşını göstermeyenlerdendi o. Bazen dilime bir şarkı ya da bir türkü takılır, atamam onu dilimden. Takıntı dedikleri bu olmalı. “Oğlum Afşar, unut artık bunu!” derim kendi kendime. Ne mümkün. Kafamın yorgun olduğu zamanlarda gelir bu benim başıma. Geçenlerde neredeyse bir ay boyunca, bilir bilmez, Leyla hanımın bir şarkısını taktım dilime: “Ey sabah-ı hüsn ü anın afitab-ı enveri / Ey zerafet bağının şen bülbülü nazik peri / Yokken asla gönlümün kalb-i latifinde yeri / Ben bu halimle ne sevdim sen gibi bir dilberi”. Bu takıntılar biraz da yaşadığımız şeylerle ilintili olmasın sakın! Olabilir. Biz artık birçok duygumuzu yüreğimizin derinlerine gömmek zorunda olduğumuz yaşlara geldik. Elin kızı demez mi: “Amcacım, gözünü toprak doyursun. Karnın doydu ama gözün doymadı. Sana yakışıyor mu şimdi bütün bunlar? Alacak mısın beni? Alsan ne yapacaksın? Ha? Hele o prostat ameliyatından sonra… Git de başıma bela olma ne olursun!” Elin gül gibi kızı böyle dese ben yerin dibine girer miyim girmez miyim? Rahmetli yaşıyor olsaydı bu sorumu şöyle karşılardı: “Yerin dibine falan girmezsin sen domuz oğlu domuz. Seni götürürlerken kapağı kaldırıp kızlara göz kırptığını görürsem hiç şaşmam.” Neden olmasın? Öldüğümde, çok iyi biliyorum, yirmi birime yeni basmış olacağım. La Rochefoucauld haklıdır bence. Ne diyordu: “Bir aptalın kumaşı onun iyi olabilmesi için yeterli değildir, insanoğlu bilgiler tutkulardan daha az olduğu zaman günah işler.” Efendim? Kimseyi yalanlarımla kandırmamışsam hangi günahı işlemiş olabilirim? Bu bir. İkincisi, hangi kadın sevilmenin sevincini yaşamaz? Bakmayın öfkelenmiş görünüp yüzlerini astıklarına, bu biraz da yan cebime koy telaşıdır. Ne var ki kadınlarımızın çoğu çürük tahtaya ayak basmaz. Maaş düşükse elektrik alamıyordur kızımız. Aylık geliri şöyle iki bin kaymecik olsaydı ne biçim elektrik alıyordun bu dörde katlanmış amcadan. Neyse, bu ayrı konudur. Kin nedir bilmem çok şükür ama son günler şu türküyü taktım dilime: “Sebep mezarında yosunlar bitsin / Yılanlar çıyanlar mekanın tutsun / Viran olsun yurdun baykuşlar ötsün / Kimsesiz ellerde kalasın sebep // Evin yıkılsın sebep / Belin bükülsün sebep / Dalında baykuş ötsün / Gülün dökülsün sebep // Yekin yekin kalkamaz ol yerinden / Ayrılasın sahibinden serinden / Ahirinde ben tutayım elinden / İki yüzün kara olasın sebep”. Kimseye kızgın değilim, birileri birilerinin pis kokan kanatları altında babalarının çiftliğinde yaşar gibi yaşasınlar, ben iyiyim. Bu türküyü de, yemin ederim, birilerini düşünerek söylüyor değilim. “Sebep mezarında yosunlar bitsin…”

CEVAP VER