Türk tarımında alarm zilleri!

Türk tarımında alarm zilleri!

0
PAYLAŞ

TARIMDA YÜZDE 50’YE VARAN VERİM KAYBI

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçtiğimiz hafta açıkladığı rakamların sorunun büyüklüğünü teyit edici olduğunu belirten Günaydın, ZMO Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım sektörüne ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Günaydın, ZMO olarak ülke genelinde yaptıkları araştırmalara da değindi. Antalya, Balıkesir, Denizli ve Manisa’da yüzde 10’dan az verim kaybı olduğunu belirten Günaydın, Adana Çanakkale, Kastamonu, Kayseri, Konya, Mersin ve Uşak gibi illerdeki verim kaybının ise yüzde 10 ila 25 aralığında olduğunu vurguladı. Günaydın, Aydın, Bursa, Diyarbakır, Edirne, Gaziantep, Hatay, İzmir, Kırklareli, Şanlıurfa ve Van gibi illerdeki verim kaybının da yüzde 25 ila 50 aralığında olduğunu belirtti.

ÜRETİCİYİ BANKALARA MAHKÛM EDEN UYGULAMADAN VAZGEÇİLSİN!

Üreticinin pas nedeniyle zamanında uyarılmaması ve gerekli mücadelenin yapılamaması nedeniyle ortaya çıkan ekonomik zararın 200 milyon TL düzeyinde olduğunu belirten Günaydın, “62 kuruş maliyeti olan buğdaya 55 kuruşr fiyat açıklayan TMO uygulamaları, üretici zararını daha da artırır niteliktedir. Gerek yeterli sayıda alım yerinin açılmaması ve oluşan kuyrukların doğurduğu sıkıntılar, gerekse iklimsel koşullar nedeniyle kalite yetersizliği yanında borçlu üreticinin malını TMO’ya satamaması, piyasa buğday fiyatının 46 – 47 kuruş düzeyinde şekillenmesine neden olmaktadır. Öte yandan TMO, bu yıl 11 bankanın (Ziraat Bankası, Halkbank, Akbank, Garanti Bankası, ING Bank, Yapı Kredi Bankası, Denizbank, Al Baraka Türk, Fortisbank, TEB ve HSBC) kartı ile ürünü teslim edenlere 10 gün erken ödeme yapacağını duyurmuştur. Banka kartı ile gelinmemesi halinde ise ödemeler 1 ay içerisinde gerçekleştirilecektir. Bu uygulama banka kartı olmayanlara bir ceza niteliği taşımaktadır. TMO, üreticileri bankalara mahkûm eden ve büyük tepki çeken bu uygulamadan derhal vazgeçmelidir” açıklamasında bulundu.

ANTALYA SERALARINDAKİ TEHLİKE

Uygulanan yanlış politikaların Türkiye’yi buğdayda da hızla ithalatçı konuma sürüklediğini anlatan Günaydın, üreticinin zarar ettiği buğday üretiminden vazgeçme eğiliminde olduğunun altını çizdi. 2002 yılında 9.3 milyon hektar alanda yapılan buğday ekiminin, günümüzde 8 milyon hektara kadar gerilediğini anlatan Günaydın, buna paralel olarak Türkiye’nin 2003 – 2009 döneminde 12 milyon ton buğday ithal ettiğini ve karşılığında 3.5 milyar dolar ithalat bedeli ödemek zorunda kaldığını hatırlatarak şöyle konuştu: “Zirai mücadele alanında bir diğer önemli sorun da, Antalya seralarında büyük zarara yol açan domates güvesi (Tuta Absoluta) dir. 2006 yılında İspanya’da görülmüş olan bu zararlı, dış karantina önlemlerinin yetersizliğine bağlı olarak 2009 yılında Türkiye’de Ege Bölgesinde ortaya çıkmış, iç karantina önlemi yokluğu koşullarında Antalya’ya sıçramıştır. Solanacea familyasına ait domates yanında patates, patlıcan ve biberde de zarara neden olan ve ürün verim ve kalitesini önemli ölçüde bozan zararlı nedeniyle, Türkiye’nin Ukrayna’dan 350 ton domates ihracat partisi geri döndürülmüştür. Türkiye’nin sebze üretiminin yüzde 17’si, örtü altı üretiminin yüzde 68’i, dış satımının yüzde 50’sini domatesin oluşturduğu değerlendirildiğinde, sorunun ciddiyeti açıktır.

Ziraat Mühendisleri Odası olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nı bir kez daha göreve davet ediyoruz.”

ET İTHALATI HAYVAN HASTALIĞINA DAVETİYE

Kırmızı et sektöründeki gelişmelere de değinen Günaydın, yaşanmaktadır. Et ve Balık Kurumu’na (EBK) damızlık olmayan canlı sığır ithalatı için 100 bin ton tarife kontenjanı açan 2010/623 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 29 Haziran 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini anımsatarak, Et ve Balık Kurumu’na verilen 23 bin 500 tonluk ithalat yetkisi kapsamında bugüne kadar, 12 bin ton kasaplık hayvan, 4 bin ton da besilik hayvan olmak üzere toplam 16 bin ton hayvan ithalatı için ihale yapıldığını ifade etti. İthalata karşın et fiyatlarında düşüş sağlanamadığını dile getiren Günaydın, “fiyatların inmesine hizmet etmeyen bu ithalat, ne yazık ki birçok hayvan hastalığının Türkiye’ye gelmesine ve çok sayıda üreticinin iflas etmesine neden olacaktır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki, Türkiye gibi dinamik nüfus yapısına sahip bir ülkenin kırmızı et tüketiminde yurtdışı üretime bağımlı kalması, iktisadi – sosyolojik – fiziksel – düşünsel kapasite kayıplarını daha da artıracak, beslenmeye dayalı sağlık sorunlarını yükseltecektir” dedi.

TARIMDA AB SÜRECİ

AB ile yürütülen süreç kapsamında, İspanya’nın dönem başkanlığının son gününde, Gıda Güvenliği, Bitki ve Hayvan Sağlığı dosyasının açılmasıyla ilgili görüşlerini de paylaşan Günaydın, toplam 35 dosya altında yürütülen müzakereler kapsamında, tarım sektörü ile doğrudan bağlantılı üç dosya bulunduğunu belirterek bunlardan Balıkçılık dosyasının Konsey raporunun dahi Türkiye’ye iletilmediğini, Tarım ve Kırsal Kalkınma dosyasının ise, aralarında Kıbrıs’ın da bulunduğu 6 açılış kriterini karşılayamadığı gerekçesiyle, halen askıda olduğunu belirtti.

GIDA GÜVENLİĞİ SORUNU

3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesi sonrasında, Gıda Güvenliği, Bitki ve Hayvan Sağlığı dosyası için de 6 açılış kriteri belirlendiğini vurgulayan Günaydın, “ Avrupa Birliği, Trakya’nın şap hastalığından ari hale getirilmesi, et ve hayvan ithalatı yasağının kaldırılması, mevzuatın uyumlaştırılması, hayvan kimlik sisteminin geliştirilmesi gibi alanlarda belirlediği açılış kriterlerinin yerine getirilmesi bağlamında, dosyayı müzakerelere açmıştır. Bilinmelidir ki bu durum, Türkiye’nin gıda güvenliği sorunlarının giderildiği anlamını taşımamaktadır. Tersine, çıkarılan “Veterinerlik, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” ile 30 BG altındaki işletmelerde sorumlu yönetici çalıştırma zorunluluğunun ortadan kaldırılması, hem 20 bin mühendisin işini kaybetmesine neden olmakta hem de ülkemizde üretilen gıdaların yüzde 80’inin mühendis gözetimi dışında üretileceği yeni ve tehlikeli bir sürecin daha kapısını açmaktadır. Hayvan ithalatının açılması ise, anlaşılan AB tarafından bir olumlu gelişme olarak tanımlanmaktadır. Ancak 10 yıl evvel 507 bin ton kırmızı et üreten, geçen yıl ise ancak 410 bin tonluk bir üretim gerçekleştirebilen ülkemizde, canlı hayvan ve et ithalatının yıkıcı etkileri, giderek daha boyutlu biçimde kendisini gösterecektir” diye konuştu.

BİR CEVAP BIRAK