Türk uçağının düşürülmesi; Suriye’nin değil, Rusya’nın uyarısıdır

Türk uçağının düşürülmesi; Suriye’nin değil, Rusya’nın uyarısıdır

0
PAYLAŞ

Suriye hava sahası içine giren ve esas amacının da Suriye’nin hava gücünü test etmeye yönelik oldugu anlaşılan Türk savaş uçağının Suriye füzeleri tarafından vurulması, bölgesel çatışmanın yeni bir hamlesi olarak değerlendirmek gerekir. Türk savaş uçağını Suriye’nin hava sahasının içine gönderilmesinin tesadüfi olmadığı gibi Suriye’nin bunları vurması bir kaza değildir. Suriye eksenli gelişen bölgesel krizle ilişkili bir durumdur ve arka planında çok önemli gelişmelerin olabileceği askeri bir eylemdir.

Suriye denklemi, bölge coğrafyasında askeri, politik ve ekonomik olarak çok kapsamlı çatışma ve krizlerin en önemli halkasını oluşturduğunu bütün küresel güçler kabul ediyor. Suriye’deki gelişmeler üzerine Rusya Tudey televizyonuna bir değerlendirmede yapan Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov, Suriye’deki politik durumun bölgesel bir sorun olduğu ve çok kapsamlı çatışmalara yol açacağı uyarısını yaparak şunları belirtti “Buradaki dini grupların başka ülkelerle de ilişikleri var. Lübnan, Suriye’deki gelişmelerden etkilenmeye başladı bile. Orada etnik topluluklar arası çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanıyor ve tüm bunlar bölgeyi kapsayabilir. Kürtlerin sorunu olabilir, Kürtler Suriye, Türkiye, Irak ve diğer ülkelerde de yaşıyor. Hıristiyanların sorunu olabilir, Hıristiyanlar Mısır’da şiddete maruz kalmaya başladı bile. Bu çok tehlikeli. Onlar orada asırlar boyu yaşıyordu ve bu dengenin bozulması faciaya yol açar.”

Bu değerlendirme, bütün küresel güçlerin taşıdığı bir kaygıdır. Suriye’ye yönelik askeri bir müdahalenin tahmin edilenden çok daha büyük riskler doğuracağı ve Ortadoğu eksenli bölgesel ama bütün dünyayı etkisi altına alacak bir savaş sürecine yol açacağı söyleniyor. Böylesi bir savaş, aynı zamanda küresel kapitalist dünya ekonomisi için çok daha ciddi sorunlar oluşturacaktır. Almanya, İtalya, İspanya daha sonra İngiltere ve en son Fransa’nın Suriye’ye askeri müdahaleye karşı olduklarını açıklamaları AB’nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik krizi çok daha ciddi oranda etkileyeceği kaygısıdır.

Böylelikle Suriye politik denkleminin yaratacağı sonuçlar tahmin edilenden daha kapsamlı olacağını özellikle bölgeyi tanıyan stratejisyenler tarafından da dile getiriliyor. Suriye bölgesel rekabet ve küresel stratejilerin hangi düzeyde uygulanacağına dair bir test alanı olarak karşımıza çıkıyor. Güç ve rekabet çatışması eksenli uygulanmaya konulan küçük ama önemli sonuçlar doğurabilecek askeri ve politik hamlelerin amacı egemen olma stratejisinin yaşama geçirilmesinin birer parçalarıdır.

Bu bakımdan Türkiye’ye ait bir askeri uçağın düşürülmesinin askeri ve politik boyutları bakımından önemli mesajlar içeriyor. Bir kaç noktada vurgulamak gerekirse; Birincisi Suriye’nin askeri gücüne ilişkindir. İkincisi, Bölgesel ilişkilerde Rusya’nın kararlığını ortaya koymasıdır. Üçüncüsü, AB ve ABD’ye yönelik önemli mesajlar içeriyor. Dördüncüsü, Türkiye’nin politik ve askeri olarak prestijinin sıfırlanmasıdır.

Türk uçağını düşüren füzenin Rus teknisyenler yardımıyla ateşlenmiş olabileceği ve Lazkiye yakınlarında bulunan Rusya’ya ait Tartus Üssü’nden açıldığı da ileri sürülüyor. Rusya üssünden fırlatılması son derece zor ama Rusya’nın askeri teknik bilgisi ve onayı ile vurulma olasılığı oldukça yüksektir. Bu aynı zamanda Rus askeri teknolojisinin test edilmesi ve küçümsenmemesi bakımından da bize bir fikir vermektedir.

Reuters haber ajansının şubat ayında yaptığı bir habere göre Suriye silahlarının yüzde 50’sini Rusya’dan, yüzde 30’unu Çin ve Kuzey Kore’den, yüzde 20’sini de İran’dan satın alıyordu. Doğal olarak Suriye üzerinde yürütülecek askeri savaş, bir bakıma ABD-İngiltere-Fransa ile Rusya-Çin askeri teknolojisinin çatışması olacaktır. Suriye’nin askeri gücüne dair çok şey söyleniyor. Bölge ülkeleri arasında ciddi bir askeri gücü olan önemli devletlerden biridir. Özellikle Rusya ve Çin teknolojisi kullanması da kendisi için çok ciddi bir avantajdır. Çünkü bu askeri teknoloji ABD tarafından kontrol edilebilecek düzeyde değildir. Türkiye’nin askeri uçağını vuran Sovyet tasarımı Buk-M2 füze sistemiyle vurduğu tahmin ediliyor. Buk-M2’nin menzili 42 kilometreye kadar çıkıyor. Füzeler 30 metreden 25 bin metreye kadar her yükseklikteki uçağı vurabiliyor. Suriye elinde en çok SAM (Surface to Air Missile/ Karadan Havaya Füze) bulunduran Ortadoğu ülkelerinden biri. Hava Kuvvetleri’nde 40 bin personel var. Suriye Hava Kuvvetleri’nde her birinde 6 SAM sistemi bulunan 25 hava tugayı görev yapıyor. Hava Kuvvetleri’nde 650 statik, 200 hareketli füzeatar bulunuyor. İki bağımsız tugayın elinde her biri 48 füze sisteminden oluşan 4 bölük var. Suriye’nin elindeki kısa ve uzun menzilli SAM füzelerinin toplam sayısının 4 bine yakın olduğu tahmin ediliyor.

Rusya’nın Sesi Radyosu’na göre Suriye’nin elinde şu anda Moskova tarafından yapılan son sevkıyatlar da dikkate alındığında 900 adet hava savunma füzesi bulunduğunu açıkladı. Ayrıca Suriye’de S-300 rampalarının bulunduğu tahmin ediliyor. Tahmini verilere göre – 300 adet kısa menzilli S-75, “Dvina” ve S-75M “Volga” füzesi, 200 adet kısa menzilli “Kub” uçaksavar füzesi, 140 adet orta menzilli S-125 “Neva” ve S-125M “Peçora” füzeleri, 60 adet kısa menzilli “Osa” hava savunma sistemi, 150 adet uzun menzilli S-200 “Angara”, S-200B “Vega” ve “Buk” sabit füzeleri bulunuyor. Rusya Sesi Radyosu’nun da, Suriye’nin füze sistemine ilişkin bu bilgeleri vermesi, habercilik anlayışından çok, Suriye’nin askeri gücünün küçümsenmemesi ve olası bir saldırıda ortaya çıkabilecek saldırılar konusunda bir uyarı niteliği taşıyor. Askeri kaynaklar, Suriye’nin özellikle hava askeri gücünün bundan çok daha fazla olduğunu vurgulamaktadırlar.

Suriye’nin Türk askeri uçağını vurması da, son derece bilinçlidir. Dikkat edilirse Suriye’nin açıklamasında ‘yanlışlık oldu, üzgünüz’ diyor ama ’özür’ dilemiyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı sözcü Makdisi dün A Haber televizyonunun yayınına da katıldı: “Şu an için önemli olan şu ki, Türk ve Suriyeli deniz yetkilileri pilotları bulmak için çalışıyor. Umarım pilotları en kısa zamanda buluruz ve bu olayın üstesinden geliriz. Şuna dikkat edilmeli, Türkiye’ye karşı herhangi bir düşmanlık yok. Sadece egemenliğimiz için savunmada bulunuldu… “Yaptığımız her şey resmi olarak açıklanacak, saklayacak şeyimiz yok. Ayrıca bu sivil değildi, askeri bir uçaktı. Bu olay Suriye topraklarında Suriye hava sahasında meydana geldi. Açıklama Suriye’nin resmi tutumudur” olarak açıkladı. Bu politik bir tutumdur.

Ayrıca Suriye’nin hava sistemini test etme ve olası bir saldırı karşısında ortaya çıkabilecek sonuçlar bakımından çok açık bir uyarıdır. Suriye’nin verdiği çok bir mesajdır ve bu bir kaç yönde okunabilir. Mesaj şudur: Suriye ordusu bir bütündür, parçalanmasını kimse beklemesin. Suriye hava gücü tahmin edilenden güçlüdür ve her saldırıya hazırdır. İki hafta önce bir Suriye pilotunun askeri uçağıyla birlikte Ürdün’e sığınmasının arkasında Türk İstihbaratının olduğu söylentisi vardı. Suriye kendi hava sahası içine giren bir Türk uçağını düşürerek; ‘benim iç işlerime bir daha karışma’ ve ‘gerekli yanıtı verecek askeri kapasiteye sahibim’ uyarısını yapmış oldu. Bunun merkezinde ise iki ülke bulunuyor: Türkiye ve Suddi Arabistan. Türkiye ile olan ilişkilerde ciddi bir hayal kırıklığı yaşayan Suriye, bir bakıma kendisine çeki düzen vermesi için yaptığı bir uyarı oldu.

Sorunun bir başka önemli halkası ise Rusya’nın tutumudur. Rusya, Çin ve İran’ın Suriye politikası biliniyor. Bu üç ülke hiçbir şekilde Suriye müdahale edilmesine karşıdırlar ve böylesi bir girişimleri de veto etmektedirler. Rusya’nın Akdeniz’i kontrol edebilecek tek merkez; Suriye’nin Lazkiye yakınlarında bulunan Tartus Üssü’dür. Bu üs Rusya’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın kontrolü bakımından stratejik öneme sahiptir. Hiçbir şekilde kaybetmek istemiyor. Bu bakımdan Suriye’ye yönelik her askeri saldırıya karşı çıkacağını ve gerektiğinde doğrudan askeri müdahalede bulunabileceğini de açıkladı.

Önümüzdeki haftalarda Suriye, Çin, İran ve Rusya’nın katılacağı ortak bir tatbikat yapılacak. Yaklaşık olarak 100 bin asker, 400 savaş uçağı ve onlarca savaş gemisinin katılacağı tatbikat Suriye deniz ve hava sahası içinde icra edilecek. Bu tatbikat, söz konusu ülkelerin ABD ve AB’ne yaptıkları çok ciddi bir askeri uyarıdır. Suriye’ye yönelik askeri bir saldırının neler yol açacağına dair çok önemli bir tehdittir. Bu tehdittin merkezinde, Suriye’ye askeri bir operasyonda ısrar eden Türkiye de bulunuyor. Rusya, Suriye’ye yönelik her saldırının, Akdeniz havzasındaki çıkarlarını tehdit ettiğini sistemli bir şekilde vurgulamaktadır. Ayrıca, Rusya, Suriye’ye verdiği askeri teknolojisinin yerle bir edilmesine de izin vermek istemiyor. Dünya’nın en çok silah satan ikici ülkesi olarak askeri rekabette çok ciddi bir darbe almış olacaktır.

ABD ve AB, Suriye’deki gelişmelerin gelişme eğiliminin çok ciddi siyasal sonuçlara yol açacağının farkındadırlar. Bu bakımdan askeri seçeneği öncelikli olarak gündemine almıyorlar. Rusya ve Çin’in tutumunu dikkate alarak, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını çok açık olarak ifade ettiler. Bu bir bakıma bir zorunluluk haline geldi ve dolayısıyla Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler yalnız kaldılar. Türk askeri uçağının düşürülmesi, aynı zamanda ABD ve AB’nin olası bir askeri saldırısına yönelik bir uyarıdır. Bu uyarının arkasında Rusya bulunuyor. Bu bakımdan, ABD ve AB yetkililerin açıklamaları, diplomatik söylemden öteye gitmeyecektir ve Türkiye’ye de fazla büyütme uyarısını yapacaklardır. Çünkü Suriye sınırları içerisinde yapılacak tatbikat’ın askeri mesajı esasenABD’ye yönelik olduğu biliniyor.

Askeri uçağı düşen Türkiye, en zor durumda olan ülke pozisyonundadır. Suriye politikası iflas eden ve bölgesel ilişkilerde başarısız olan bir ülke görüntüsü çiziyor. ABD ve AB’nin Suriye’ye yönelik askeri bir operasyona karşı olduğunu açıklamaları, Türkiye’nin Suriye politikasını bütünlüklü olarak sıfırladı. Başarısız bir Suriye politikasının arkasında bir askeri uçağın düşürülmesi, Türkiye’nin politik ve askeri gücünü minimum düzeye indirdi. Özellikle iç kamuoyu, çok daha ciddi bir askeri tepki beklerken, bu olmadı, olması da söz konusu değil. Birincisi, askeri uçak Suriye hava sahası içine girerek bir bakıma açık bir ihlal yapmıştır. Bakan Davutoğlu, “Uçağımızın görev tanımı, Doğu Akdeniz’deki son durumlar da değerlendirilerek ulusal radar sistemimizin test edilmesi ve eğitim amaçlı bir uçuştur. Suriye’ye yönelik bir hedefi yoktur… Bu uçuştan tehdit algılamak art niyettir. Bu uçuşlar ilk defa yapılmıyor. Akdeniz’de bu kadar sınırı olan bir ülkenin sürekli kendisini test etmesi gerekir.” dedi. Uçak ‘ulusal radar sistemini test ederken, fiilen Suriye hava sahasına girmiş. Bu çok açık, bunun içindir ki Türkiye fazla yaygara koparmıyor. Uçak askeri istihbarat toplamaya yönelik bir faaliyet yürütüyor. İkincisi Türkiye özellikle Rusya askeri üssüne dair veri toplamaya çalışıyor. Rusya da bunun farkındadır. Bu bakımdan Türkiye, askeri uçağın vurulmasının Rusya’nın bilgisi dahilinde olduğunu biliyor ve tansiyonu yükselterek Rusya ile karşı karşıya gelmek istemiyor.

Davutoğlu’nun belirlediği Ortadoğu politikası, kendisi gibi sıfırlandı. AKP ciddi bir dış politika kriziyle karşı karşıyadır. Suriye adeta Türkiye’nin burnunu askeri olarak yere sürttü. Ortadoğu ülkelerinde Türkiye’nin askeri prestij kaybının politik sonuçları çok daha fazla olacaktır. NATO Anlaşmasının 4. Maddesini kullanarak, NATO üyesi ülkeleri olağanüstü toplantıya çağırması, askeri bir önemi yoktur. NATO toplantısında sadece bir kınama çıkacaktır. Bunun karşılığı askeri bir hamlenin çıkmayacağını herkes biliyor. Ayrıca Erdoğan’ın parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanlarıyla görüşmesi ve birifingler vermesi, sadece politik durumu kurtarmaya yönelik bir girişimdir.

Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Hilal Kaşhan: Türkiye, kendisinin Suriye’deki isyana verdiği desteğe tepki olarak Suriye ve İran’ın Kürt asilerin faaliyetlerini desteklediğinden şüpheleniyor olabilir. Ancak Türkiye’den sert bir tepki beklemiyorum.ABD tasmayı sıkı tutuyor. Yarın savaş başlatmak istemezler.” Türkiye’nin dış politika özellikle Ortadoğu politikası ABD belirliyor ve onun içinde tasması ABD’nin elindedir. Karar merci onlardır. Bunu Erdoğan da biliyor.
Türkiye birkaç havalı gürültüyle sesini keser.

BİR CEVAP BIRAK