Türkel hanımın bitiremediği roman…

Geçtiğimiz Cumartesi günü, 7 Şubat Cumartesi günü, Fatih Camii avlusunda, yağmur arada bir bastırıp sonra oradakileri ıslatmaktan vazgeçerken, biz, epeyi bir kalabalık insan, Türkel hanımın cenazesi başındaydık.
Cumhuriyet’ten gelme bir gazeteci kafilesi, eski yeni, çalışan ve çalışmış, hep oradaydık, işte… Üniversiteden öğrencileri, meslektaşları… Sonra, üyesi olduğu derneklerden, sivil toplum kuruluşlarından yüzlerce insan… Tanışları, yakınları…
Türkel hanımla Cumhuriyet’ten tanışmaktaydık; bana, fiiliyatta hocalığı hiç olmadı, keşke olsaydı, ne ki gazetecilikten, aynı gazetenin ailesinden tanışıktık…
Prof. Türkel Minibaş’ı, ölümünden galiba üç hafta evvel telefonla aramış olmalıyım; ona işim düşmüştü de… Bunu kesinleştirmek için e-posta’larıma şimdi bakıyorum da, evet, aynı tarihlere işaret ediyor.
Zira, telefon görüşmemizde ondan rica ettiğim eski bir yazısının Cumhuriyet arşivindeki kopyasını bana göndermişti: Ocak ayının 17’sinde gelmiş yazısı… 
“Sürü Etkisine Dikkat” başlıklı, eşi benzeri zor yazılır, güzel bir yazıydı…*
Ardından, ben teşekkür telefonu açmıştım, hastalığını biliyorum ya, fazla uzatmamaya özen gösteriyordum güyâ…
“Nasıl teşekkür etsem az”, diye teşekkür sırası ona aitmiş gibi konuşuyordu, hattın öteki ucunda, “Eski bir yazıma gösterdiğin önem beni şu rehavetle geçirdiğim günlerde canlandırdı, vallahi sağolasın”, dedi.
Biraz daha konuşunca, kişisel web sitesinde güncelleme yapmadığını ona sitemle hatırlattım, “Bu işleri bizim talebeler yapıyor, dur, onlara bir hatırlatayım bunu…” diye sevincini belli etmişti.
Sonra da “Arşivden çıkarttığım yazıma karşı senden birşey almalıyım” dedi, sesi genç kız sevincindeydi… Aklıma birden benim son kitabım gelmesin mi, hediye edecek başka neyim vardı sanki… “Çerkes Âdil Paşa’nın Tahsildarlık Günleri romanına ne dersiniz, Türkel hanım”, dedim.
“Hemen gönderin, o vakit!” dedi, “Anne tarafımdan ben de Çerkes olurum, merakla okuyacağım” diye bana okuma sözü verdi. Bana sonradan gönderdiği bir e-postadaysa, benim hemen o gün Cumhuriyet gazetesi danışma servisi üzerinden ilettiğim kitabı aldığını, kitabıma teşekkür ederek, “Ne zamandır iyi bir roman okumamıştım, şimdi onlardan birine başlayacağım…” dediğini e-posta adres kutuma gelen mesajında saklamaktayım…
Kitabımı, iyiler arasına koyması onun nezaketinden, İstanbul hanımefendiliğinden ve Çerkes terbiyesinden olmalı; oysa bunu hak edecek ne yapmış olabilirim…
Romanımı,  hastalık acıları artınca geçen hafta istemeye istemeye gittiği o hastane odasındaki başucu komodinine götürdüğünü de biliyorum. Kitabımı bitirmiş olmasını elbette dilerdim, bitiremediğini sanıyorum. Belki de son cümlesine ulaşmıştır; kim bilir… Ama bundan daha önemlisi, Türkel hanımın belki de yaşamının son günlerinde elinde tuttuğu bir roman olarak bu ayrıcalığın beni derin ve tarifi zor duygulara itiyor olmasıdır.
Türkel hanımla ilgili böyle buruk, ama böylesi bir insanın değer vererek okuduğu bir kitabın yazarı olarak, açıkcası, üzüntülü bir kıvançla örtülmüş garip bir anıya sahibim; her ölüm bir başkasında farklı duygular yaratıyor, anılar bırakıyor demek ki…
Onu özleyenlere, anısını saklayacaklara, ardından keder duyanlara baş sağlığı dileyerek, bunu paylaşmak istedim…

*Sürü Etkisine Dikkat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here