Türkiye Siyasetinde Mezhep Kartını Oynamak Tehlikeli

Türkiye Siyasetinde Mezhep Kartını Oynamak Tehlikeli

0
PAYLAŞ

Başbakan, bütün önemli kararlarda son sözü söylerken, kendi inanç ve düşünceleri çerçevesinde hükme varıyor. Ülkenin yerleşik kurumlarını ve deneyimli bürokratlarını bir kenara itip, yanına duymak istediklerini söyleyen bireyleri topluyor. Sorgusuz, koşulsuz vefa, aşırı bir özgüven ve paranoyayı da beraberinde getiriyor. Karizmatik, yanılmaz ‘demir irade’ her köşe başında bir düşman görmeye başlıyor. Muhalifler, ‘hain, dış güçlerin maşası, bölgede yükselen Türkiye’nin önüne taş koymaya yeltenen uluslararası komploların oyuncusu’ haline geliveriyorlar.

Otoriter liderler, hep daha fazla güç, daha fazla yetki istiyor. Kendi konumlarını pekiştirmek için başkalarını sarsmaktan, bölerek yönetmekten de geri kalmıyor. Eğer yeni düşmanlıklar yaratmak yetmiyorsa, eskinin kırılgan fay hatlarını deşmekte bir sakınca görmüyorlar.

Hemen sonuç verecek kısa erimli hedefler üzerinde yoğunlaşırken, uzun erimde güvenlik kaygılarını gözden kaçırıyorlar. Dik başlı ve fırsatçı yöneticilerin ülkenin nereye ilerlediğine dair sağlam bir vizyonu bulunmuyor. Stratejilerine ‘derin’ deniyor ama uzak mesafeli olamıyor.

Başbakanın Sunni-Alevi ayrımını körükleyen son konuşmaları, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinden görmeye alıştığımız siyasi çıkarcılığın belki de en tehlikeli örneği.

Ayrıştırıcı üslübunu Almanya’ya taşıyan başbakan Erdoğan, Köln’de gerçekleştirdiği cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına yönelik mitingde, binlerce Türk göçmene hitap ederken, kentte protesto gösterisi düzenleyen kitleyi de ‘sabotajcılar’ olarak tanımladı. Göstericilerden ‘Ali’siz Aleviler’ diye sözetti.

İki Alevinin İstanbul’da bir gösteri ve cenaze töreni sırasında öldürülmesini protesto eden binlerce Alevi, Türkiye’nin dört bir köşesinde yürüyüş yaptı. Kendilerine karşı kullanılan kutuplaştırıcı dilden vazgeçilmesini ve ayrımcılığın son bulmasını talep ettiler. Ama ertesi gün, Başbakan, partisinin haftalık grup toplantısında gene Alevileri hedef aldı. Bu ay başlarında Türkiye’nin en büyük maden felaketinin yaşandığı Soma’ya dört bir yandan toplanan Alevilerin gönderildiğini, olay çıkartılmaya çalışıldığını söyledi. Kürt ve Aleviler üzerinde yüzyıldır oyun oynandığını savunan başbakan ‘Türkiye, enerjisini kalkınma için seferber ettiği her dönemde, teröre maruz kaldı ya da darbelere maruz kaldı. İçerde ve dışarda bir takım karanlık eller işbirliği yaptılar’ dedi. Erdoğan, ana muhalefet partisini de suçladı ve CHP’nin yalan ve iftirayla olayları tahrik ettiğini ileri sürdü.

Gezi olaylarının başlamasının birinci yıldönümü arifesinde Alevi sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde bir basın toplantısı düzenlediler. Yaptıkları açıklamada, ‘“Alevi kurumları olarak uyarıyoruz! Bu ülkede Alevi sorunu yoktur! Bu sorun sistemin kendisi tarafından yaratılmış bir sorundur! Alevilerin talepleri bellidir. Çözüm siyasi bir iradeden, eşit yurttaşlıktan geçmektedir… Mevcut iktidar devlet terörüne son vermelidir. Alevileri terörle, şiddetle yan yana koymaktan vazgeçin. Elinizi Alevilerin üzerinden çekin” dediler.

AKP’li seçmeni harekete geçirmek için ülkedeki mezhep ayrılıklarını körüklemek, cumhurbaşkanlığına aday olmaya hazırlanan bir siyasetçi için kurnazca bir taktik diye nitelenebilir ama ülke açısından son derece tehlikeli ve sağduyudan uzak bir adım olduğu açık. Sivas, Kahramanmaras katliamlarının anısı hala taze Türkiye’de. Sorumlularının çoğu da henüz adalet önüne çıkarılmadı.

28 Mayıs, Gezi olaylarının başlangıcının birinci yıldönümü olmasının yanısıra, 1980 yılında Çorum’da gerçekleşen ve 57 Alevinin öldürüldüğü, 300’den fazla kişinin yaralandığı katliamın da 34. Yıldönümü.

Bugün olduğu gibi o zaman da yetkililer, sol görüşlü Alevileri ve muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisini sorumlu göstermişlerdi.

Daha sonra ortaya çıkan deliller, yetkililerin olaylardaki parmağına ya da saldırganlara göz yummasının rolüne işaret etmişti.

Din ve mezhep kaygılarıyla şekillenen bölgesel politikalar yüzünden son yıllarda Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığı ve nüfuzu zaten yeterince zedelendi. Ülkeyi siyasi kamplara bölmek yetmiyormuş gibi şimdi de kısa erimli siyasi çıkarlar yüzünden mezhep ayrımcılığına sürüklemek, belki başbakan ve partisi için cumhurbaşkanlığını garanti edebilir ama Türkiye’ye zararı, altından kalkılması güç ve uzun erimli olur.

Dün Parlamento önünde yapılan protestoda da dendiği gibi ‘Artık Yeter!’

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK

five × one =