Türkiye ve Türkmenler’in karşılaştığı sıkıntılar

Bu yazının amacı Türkiye’nin Türkmen politikasındaki değişiklikleri saptamak ve bu değişikliklerin Türkmenler üzerindeki olumlu/olumsuz etkilerini tespit etmek olacaktır.
Türkiye cumhuriyeti devleti, Türkmen siyasi hareketinin temellerinin Erbil’de atılmasında büyük rol oynadı. Bunun bir sonucu olarak Türkiye, Türkmenlerin Irak’taki politik çalışmaları yürüten karar mekanizmaları üzerinde belirleyici oldu. 2003 yılı sonrası dönemde Türkiye, Türkmenlerin can güvenliğini söylem bazında savunup, Irak’ta Arap ve Kürtlerle eşit statüye yerleştirmeye çalıştığı görüldü. Türkiye, sürecin başından beri Türkmenlere destek vermeye çalıştığı söylenebilir. Ancak verilen desteğin yetersizliği, Irak içinde Türkmenlere yönelik baskıların artmasına neden olmuştur. Neticesinde Türkmenler, hem Irak’ın siyasal yapılanma sürecinde zayıf konuma düşmüşler hem de yakın gelecekte Türkiye’ye olan özgüvenlerini kaybetme ihtimali ile yüzleşmek zorunda kalmışlardı. Türkmen bölgelerinin demografik değişikliğe diğer etnik gruplar tarafından tabi tutulması ve Türkiye’nin buna sessiz kalması, duyulan kaygıların gerçekleşebilme meselesini doğrulamıştı. 2003 sonrasında Kuzey Irak’tan Kerkük’e getirilen 700.000 Kürt yerleşimci getirtilmesi, Türkmenlerin toprakları üzerinde hâkimiyet kuma girişiminden başka bir şey değildir.

Doksanlarda Türkiye’nin Türkmenlere yönelik ilgisi, Irak’lı Kürt grupların siyasi ve toplumsal kazanımlarına eşgüdümlü biçimde artmıştır. Türkmenler, Türkiye’nin Kuzey Iraklı Kürt gruplarla olan ilişkilerinde faydalanılabilecek bir dengeleyici unsur olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin Türkmen politikası, Amerikan müdahalesi sonrasında Irak’ta yürütülen anayasa yapım çalışmaları çerçevesinde Iraklı Türkmenlerin Irak’ı oluşturan üç ana topluluktan biri olarak anayasada zikredilmesi ile görece başarı sinyalleri verdi. Daha sonra Türkmenlerin kendi dillerinde eğitim hakkının tanınması, Irak’ın yeni siyasi yapısında nüfusları oranında temsil edilmeleri, Kerkük’ün Türkmenlerin en yoğun şekilde yaşadığı şehir olarak Türkmen karakterinin korunması tescili ve bu şehrin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin kontrolüne geçmemesiydi. Ama sadece birkaç yıl sonra Türkiye’nin Kerkük konusundaki tutumunda değişikliğe gidildiği gözlemlenmiştir. Türkiye, Kerkük’ün statüsü konusunda bu şehrin özel bir statüye haiz bir şehir olarak Kürt, Arap ve Türkmen unsurların ortak yönetimine verilmesi gerektiğini söylemeye başlamıştır .

AKP hükümeti, 2008 yılından itibaren Kuzey Irak’la uzlaşma yoluna giderek, bölgede Türkmen-Kürt koalisyonunun ortaya çıkmasına önem vermeye başladı. Kürtlerin Türkmenlerle uzlaşmaları, Türkiye ile yakınlaşmaları olasılığını da ortaya atmaktaydı. Bu meseleyi, Ankara-Bağdat hattındaki gerginlikle ilişkilendirirsek Türkiye’nin, Maliki hükümeti karşısında bir cephe oluşturmaya çalışmaları da netlik kazanmış olacaktır. Türk Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Maliki’yi İran’ın, Irak’taki uzantısı olarak görmektedir! Doğruluk payı olmayan bu tutum, AKP hükümeti ile Maliki hükümeti arasındaki ihtilaflı konuların daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Ahmet Davutoğlu’nun 2 Ağustos’ta Kerkük’e yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki gergin ilişkilerin daha kötü bir hal almasına neden olmuştur. Irak Dışişleri Bakanlığı, Bağdat’ın bilgisi dışında yapılan ziyareti sert bir dille eleştirmişti. Bu ziyaret, Türkiye’de de krize yol açmıştır. “Kerkük’e Musul’dan, Bağdat’tan gitmek başka, Erbil’den gitmek başka anlama gelir” meselesi dillendirilerek, yapılan ziyaretin Türkiye’nin, Kerkük ve Türkmen politikasına zarar verdiği ileri sürülmüştü .

Bu savı destekleyen bir gelişme ise Irak Parlamentosunda, Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretinden birkaç gün önce Türkmenlerin lehine çıkarılan yasalar olmuştur. Irak merkezi hükümetinin tepkisini çeken bu ziyarette sarf edilen bu ve benzeri ifadeler ilk defa üst düzey bir Türk devlet adamının, kamuoyuna açık bir şekilde Irak Türkmen varlığına kesin taahhüdü anlamını da taşımaktaydı .

Türkmenlerin federal bölge olarak düzenlenmeyen illerde, yerel yönetimlerde, haklarını kullanmalarını sağlayacak gerekli yasal düzenlemeler yapılabilecek. Bu amaçla Türkmen İşleri Yüksek Kurulu kurulacak, federal bütçeden ödenek tahsis edilecek, Türkmenlerin gasp edilen arazileri iade edilecek, silahlı kuvvetler, güvenlik teşkilatları ve bütün bakanlıklarda temsil edilecek. Polis, kara ve hava harp okullarından Türkmenlere kontenjan ayrılacaktı. Ayrıca yurt dışında da devlet hesabına okumaları mümkün olacak, Telafer şehrinin mağduriyetleri giderilecek ve bunun için bir bütçe tahsis edilecek. Türkmen halkının yaşadığı bölgelerde demografik yapıyı değiştirecek kararların alınmaması ve uygulanmaması için önlemler alınacak. Türkmenlerin varlıklarının korunması ve devamı yasal düzenlemelerle güvence altına alınacaktı. Türkmen halkı, kamu ve özelde kendi dili ve ona uygun harfleri kullanma hak ve özgürlüğüne sahip olacaktı. Kendi dillerinde eğitim hakkı doğacak. Türkmence yayın yapan devlet televizyonu kurulabilecekti. Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı şehir ve bölgelerde Türkmenlerden Federal Polis Teşkilatı’na bağlı birlikler kurulması artık mümkün olacaktı . Ama Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti ve Irak Türkmen Cephesi’nde konuşma yapması Türkmenleri, Irak Parlamentosundaki Şii desteğinden mahrum bırakma riski de taşımaktaydı. Ama Türkmen bölgelerinde şiddet olaylarının artması sonucu Başbakan Maliki, bu bölgelerdeki güvenlik açığını gidermek üzere Dicle Operasyonlar Komutanlığının kurulmasına karar vermişti. Bu olay Kuzey Irak Peşmergelerinin de harekete geçmesine neden olmuş ve Kerkük üzerine, Bağdat ile Erbil arasında güç mücadelesi başlamıştı. Bu durum karşısında Türk hükümeti, Maliki’ye karşı koyabilmek için Kürt ve Sünni grupların yanında yer almış ve Türkmenleri de bu saflaşmanın içinde KYB ve KDP yanında yer almaya zorlamaya çalışmıştı.

Türkmen siyasi sahasında rahatsızlığın kaynağını Türkiye’den yeterince destek alamama algısı oluşturmaktadır! Türkiye’nin Türkmenleri Sünni gruplara yaklaştırma girişimleri, Kürt bölgesini ekonomik olarak ihya eden Türkiye’nin Türkmenlere pozitif ayrımcılık yapmadığı düşüncesi sıklıkla dillendirilen şikâyetlerdendir. ITC’nin etki sahası, mezhepsel aidiyeti etnik aidiyetinden önde olan bazı Türkmen grupları kapsamamaktadır. Bu kapsayamama sahasına son yıllarda Kürt bölgesindeki bazı Türkmenler de eklenmesi, ITC etki sahasının daha da daralmasına neden olmuştur. Türkiye’nin Türkmenlerin yerel istişare kanallarını yeterince kullanmadan dönemsel olarak farklı politikaları ITC vasıtasıyla Irak Türkmenlerine sunması ITC’nin yerel dinamiklere göre yeterince konumlanamaması sonucunu doğurduğu görülmektedir. Bu durumda Irak’taki Türkmenlerin yarısı Türkiye’nin güdümünde, bir kısmı Şii bloğunda ve daha küçük bir kısmı da Barzani’nin etki sahasında bulunduğunu söylemek mümkündür.

__________________________

1. Ayhan Çiftçi, “Irak’ta İşgal Demokrasisi”, Ufuk Ötesi, http://www.ufukotesi.com/habergoster.asp?haber_no=20060206, 20 Aralık 2012.
2. Tarık Oğuzlu, “ABD Sonrasında Irak ve Türkiye”, Ortadoğu Analiz, Cilt 4, Sayı 37, Ocak 2012, s. 33-34.
3. “Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti Kriz Yarattı”, 3 Ağustos 2012, http://www.hurriyet.com.tr/planet/21143218.asp, 20 Aralık 2012.
4. “Davutoğlu ITC’de Konuşma Yaptı”, 2 Ağustos 2012, http://www.hurriyet.com.tr/planet/21131639.asp, 20 Aralık 2012.
5. “Irak’ta Türkmenler için Tarihi Karar”, 01 Ağustos 2012, http://dunya.milliyet.com.tr/irak-ta-turkmenler-icin-tarihi-karar/dunya/dunyadetay/01.08.2012/1574627/default.htm?ref=OtherNews, 20 Aralık 2012.
6. Hüseyin Raşit Yılmaz, “Kerkük Ziyareti ve Irak Türkmenleri”, TEPAV, No. 201241, Ağustos 2012, http://www.tepav.org.tr/upload/files/1343998979-9.Kerkuk_Ziyareti_ve_Irak_Turkmenleri.pdf, 20 Aralık 2012.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.