Türkiye’de şiddet, toplumun iliklerine işlemiş

Geçen Cuma günü Mersin’de yakılmış cesedi bulunan Aslan için, Türkiye’nin dört bir köşesinde binlerce insan sokaklara döküldü. Kadına karşı şiddetin son derece yaygın olduğu ve cezasız kaldığı, cinayetlerin neredeyse gündelik yaşamın parçası haline geldiği ülkede, protesto gösterilerinin yaygınlığı kadar, dile getirilen öfkenin büyüklüğü de alışılmamış boyutlardaydı. Cenaze töreninde İslami geleneklere uymayı reddeden kadınlar, Özgecan’ın tabutunu omuzladı. Binlerce kişi, işyerleri ve okullarına siyah yas giysileriyle gitti. Her yaştan kadın, sosyal medyada #sendeanlat etiketiyle, kendi yaşamlarında karşılaştıkları tecavüz, şiddet ve sarkıntılık örneklerini paylaşarak, sorunun ne kadar büyük olduğunu bir kez daha sergilediler.

Bazı yorumcular, Özgecan Aslan’ın öldürülmesine gösterilen tepkiyi ‘kırılma noktası’ diye tanımlarken, kimileri de, cinayeti, kadına karşı ayrımcılık ve şiddete karşı verilen mücadelede bir dönüm noktası olarak gördüler.

Daha önce eşine rastlanmamış bu öfke ve protestoların kalıcı bir etkisi olur mu, sözgelimi geçen yıl Mayıs ayında yaşanan Soma maden faciası örneğinden daha farklı kurumsal bir değişime yol açar mı, doğrusu emin değilim.

Ama en azından benim için, sadece kadına karşı, cinsiyet temelinde kendini gösteren şiddetin değil, toplum tarafından hoşgörülen, normalleştirilen hatta onaylanan her türlü şiddetin nasıl iliklerimize kadar işlediğini bir kez daha göstermesi bakımından gerçekten bir milat oldu.

Türkiye’de evinde anası babası tarafından dövülen, okulda öğretmeni tarafından sopalanan , askerde komutanı tarafından cezalandırılan, sokakta polis tarafından coplanan, gaza boğulan erkek, kendi özel hayatında da aynı şiddeti kadınlara karşı uyguluyor. Hala büyük ölçüde pederşahi bir toplum olan ülkede, babanın ve kocanın aile içindeki hakimiyeti ve otoritesi, hem kültürel hem de dini normlarla destekleniyor, ayakta tutuluyor. Kadınlar ise, doğdukları günden mezara girdikleri ana kadar hem ailede hem de toplumda cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizlikle mücadele ediyor. Kadınların erkeklerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olmadığı her toplumda olduğu gibi Türkiye’de de şiddet, kadınların hayatının bir parçası. % 40 gibi bir oran, düzenli olarak aile içi şiddetle karşılaşıyor. Sabancı Üniversitesinin son araştırmasına göre, aile içi şiddete hemen her sosyal sınıfta rastlanabiliyor. Üniversite mezunlarının yüzde 75’i, hayatlarında en az bir kere şiddet kurbanı olduklarını söylüyor.

Şiddet eğilimi, toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasi alanlarda bireyler arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde başvurulması normal karşılanan hatta avantajlı bulunan bir yöntem olarak beliriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile milletvekilleri, zaman zaman birbirlerine tekme tokat saldırıyor, kavgalarda kafalar gözler yarılıyor. Hemen her gün ülkenin dört bir köşesinde , doktorlar ve sağlık görevlileri, hastaların ya da yakınlarının saldırılarına maruz kalıyor. Yollarda, ufak tefek kazalarda yumruklaşılıyor, eften püften anlaşmazlıklar ya karakolda ya hastanede son buluyor.

Özgecan Aslan, çok hunharca bir saldırı sonucu öldürüldü ama bu, genç bir kadına yönelik ne ilk ne de son vahşet örneğiydi. 2014 yılında, 294 kadın erkekler tarafından katledildi. Bağımsız haber ağı Bianet’e göre, sadece bu yılın ilk ayında 27 kadın şiddet sonucu can verdi.

Gazeteler, haber siteleri, kadınlara yönelik cinsel saldırı ve cinayet haberleriyle dolu. Çoğunda haberlere, ya kurbanların resimleri ya da onları temsilen yarı çıplak kadınların fotoğrafları eşlik ediyor. Hatta son zamanların modası, tecavüz haberleri, adeta pornografik foto galerilerle sunuluyor. Kadın cinayetleri de sanki normal, gündelik hayatın bir parçası. Televizyonlarda tanınmış sunucular, kadın katillerini ekrana çıkarıp meşhur etmekte sakınca görmüyor. Mahkemelerin verdiği cezayla orantısız hafif cezalar ya da ceza indirimleri, toplumda tepki görmüyor. Hele bir de kadının ahlakı, cinselliği, kılığı kıyafeti, eteğinin boyu, içtiği içki sorgulanıyorsa, bir darbe de toplumdan geliyor.

Özgecan cinayetinin hemen ardından idam cezasının geri getirilmesi tartışması başladı. Katiller asılsın diyenler, siyasi yelpazenin hemen her kesiminden çıkıyor ama özellikle de hükümet çevrelerinden geliyor. Örneğin, Binali Yıldırım, Anayasa değişikliği sürecinde idam cezasının geri getirilebileceğinden sözediyor. Aralarında kadın hakları ve eşitliği savunucuları da olan bazı bireyler, tecavüz suçlularının hadım edilmesini önerebiliyor. Daha da kötüsü, suçluların hapishanelerde diğer mahkumlar tarafından şiddet ya da tecavüzle cezalandırılmasını umanlarla karşılaşıyoruz.

Avrupa’dan sorumlu bakan Volkan Bozkır’ın Özgecan Aslan cinayeti ardından verdiği ilk tepki şaşırtıcıydı. “Şayet benim kızımın başına böyle bir olay gelseydi elime silahı alır cezasını kendim verirdim” diyen Bozkır, bir devletin böyle davranamayacağını kabul ediyor, devletin görevinin suçluyu yakalamak ve hak ettiği en ağır cezayı vermek olduğunu söylüyor. Ama acaba adalete güveni tam olmadığı için mi eline silah almaktan bahsediyor yoksa aldığı eğitim ve yıllar süren diplomasi deneyimine ragmen toplumda yer etmiş şiddet eğiliminden kurtulamadığını mı sergiliyor diye sormadan da edemiyorum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle ‘toplumun kanayan yarası’ olan kadına karşı şiddet, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde ortaya çıkmadı. Ancak, 12 yıldır iktidarda olan bir partinin bu kadar canalıcı bir sorunla mücadelede ne kadar yol katettiği sorusuna yanıt vermesi gerekir. Yasal değişiklikler ve izlenen politikalarla topluma yeterince anlaşılır ve sert bir mesaj verilemediği açık. Tam tersine, cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar, konuşmalarında kadının konumunu zedeleyen açıklamalar yapmaktan geri kalmıyorlar.

Özgecan Aslan cinayetine öfkeyle karşılık veren kadın hakları savunucularını toplumun kültür ve dini geleneklerine yabancı oldukları gerekçesiyle aşağılayan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Allah’ın kadını erkeğe teslim ettiğini’ söylüyor. Türkiye’nin İslamcı cumhurbaşkanı, artık ülke nüfusunun yarısına, göstermelik bile olsa hak, hukuk ve adalet temelinde koruma güvencesi vermeye gerek bile duymuyor.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here