Türkiye’de iktidar değişimi sorunu (I)

Türkiye’de iktidar değişimi sorunu (I)

0
PAYLAŞ

21. yüzyılda güncel siyasetin temel parametreleri büyük ölçüde değişmeye ve siyasi partiler arasındaki temel ayrım noktaları ciddi biçimde ve yeni gelişmelere koşut olarak farklılaşmaya başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi, bugüne kadar sağ ve sol biçimde ayrılan siyasal kimlikler ile tutucu ya da devrimci dönüşümü destekleyen siyasal partilerde, temel ayrım noktalarının ortadan kalkmaya yüz tutmasıdır. Daha açık ifade edersek, siyasetin sağında (ya da solunda) bulunan siyasi partilerde önemli konularda ve hedeflerde büyük farklılaşmalar ortaya çıkmış, buna karşın, sağ ve sol siyasette farklı yelpazede olan partilerin temel yaklaşımlarında ve politikalarında çok önemli benzeşmeler görülmeye başlamıştır.

21. yüzyıl siyasetinde yeni bir siyasal farklılaşma unsuru ortaya çıkmıştır. Bu farklılaşma, seçimde oy avcılığına dönük sloganlar ile siyaset yapmaya çalışan “yeni muhafazakârlık” ile halkın sorunlarını çözmeye dönük plan ve projeler ile hareket eden sol partilerdir. Liberal siyasi partileri dışarıda bırakmış değiliz. Muhafazakâr ve liberal siyasetin söylemlerdeki büyük farklılıklarına karşın, uygulamada aynı politikalar çevresinde birbirlerine yakın oldukları, toplumun ve halkın kaderini değiştirecek büyük değişimler ve reformlar yapmaktan uzak oldukları görünmektedir. Muhafazakâr ve liberal siyasetin uygulamada birbirine yakın oluşları, kadrolarının geçmişi dikkate alındığında çok belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır.

21. yüzyıl siyasetindeki temel farklılaşma; soyut sloganlar etrafında siyaset yapan muhafazakar, sağ ve liberal siyasi partiler ile akılcı, halktan yana, yenilikçi ve sosyal adaletçi politikalar ekseninde siyaset yapan yeni sol siyasal hareketler arasında şekillenecektir. Bu noktada, muhafazakâr siyasetin küresel güçlerin taşeronluğunu üstlenmesi gibi bir çelişkiyle karşılaşıyoruz ki, sol partilerin milliyetçilik ilkesini içselleştirilmesiyle bu alanda da keskin bir dönüşüm yaşanmaya başlamıştır.

Dünyadaki bu değişim ve siyasal gelişmeler, her ülkede siyaseti etkilemiş ve katılımcı demokrasinin savunucusu olan partiler, hızla değişime ayak uydurmaya, günün koşullarına göre örgütlenmeye ve kitlesel destekler bularak gelişmeye başlamıştır. Diğer yandan, sağ ya da solda marjinal düşünceleri seslendiren ve soyut sloganlar ile siyaset yapmaya çalışan köktenci ya da iktidara gelmek amacına hedeflenmiş Makyavelist siyasi partiler, güç yitirmeye başlamış ve dünyadaki gelişmeleri anlayamayarak güncel olaylar karşısında politikalar oluşturamama noktasına gelmişlerdir.

Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerindeki siyasal gelişmeleri ve yapılacak seçimlerde alınacak sürpriz sonuçları, dünyadaki bu önemli siyasal değişimden ve 21. yüzyıldaki yeni farklılaşmadan ayrı biçimde anlamak olanağı yoktur.

CHP’nin Önü Açılıyor

CHP’nin çok uzun dönem boyunca iktidar dışında bulunması ve bir türlü iktidar olabilecek oy oranına ulaşamaması konusunda çok şeyler yazılmış ve değişik düşünceler seslendirilmiştir. Bu düşünceler ve iddiaların çoğu da AK Parti’nin iktidar olması örneğinde görüldüğü gibi sığ ve gerçekçi olmayan yaklaşımlar olmuştur. Buna karşın, CHP’nin muhalefete çakılı kalmasının nedenlerini analiz etmeye çalışan bazı çalışmalar da olmamış değildir. Bu çalışmalardan birisi olarak kaleme aldığım “Delta Planı: Seçimleri Kimler Nasıl Kazanıyor” isimli kitabımda, eski Genel Başkan Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin seçim başarısızlıklarını genel hatlarıyla açıklamaya çalışmıştım.

Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, CHP, iktidar alternatifi olamayışının nedenlerini algılayabilmiş değildir. Öncelikle, seçim sonuçlarını yorumlayıp buna göre yeni bir politika ya da siyaset anlayışı benimsemek konusunda ciddi bir çalışma içine girmiş değildir. Seçmen tercihleri açısından CHP’nin büyük kentlere, büyük kentlerin de merkezlerine sıkışmış durumu ile sahil bölgelerinden oy alabilmesi gerçeği, son seçimlerde de değişmemiştir. Özellikle Trakya, Ege sahil bölgesi ve Akdeniz’e sıkışmış olan CHP desteği, 2007 seçimlerinde olduğu gibi 2011 seçiminde de değişmemiştir. Bu açıdan CHP açısından bir değişim ve dönüşümden söz etmek zordur. Sosyal demokrat bir parti kimliğiyle CHP’nin işçilerin yoğun olduğu Kocaeli, Kırıkkale gibi kentlerde başarılı sonuçlar almaması, azınlıklardan bile yeterli ilgi görmemesi, tek bir nedenle açıklanabilir. Geniş bir seçmen kitlesi ile yakın ilişkiye girememiş olan CHP, işçi ve emekçi kitlelere bile umut verebilecek bir noktada görülmemektedir.

CHP’nin Sorunu, Genel Başkanlık Sorunu mudur?

CHP’nin sorunu, bir liderlik sorunundan çok, özellikle kent varoşlarındaki geniş kitleleri kavrayabilecek sosyal demokrat bir vizyon ortaya koyamamasıyla ilgilidir. Son seçimlerde milletvekili seçilen çok sayıda yeni CHP üyesinin sosyal demokrat düşünce ve pratikle uzaktan yakından ilgilerinin bulunmadığı da çok açık görülmektedir. Seçkinci bir parti olarak halkla empatik bir diyalog kuramayan CHP, il ve ilçe örgütlenmelerinde de mutsuz ve umutsuz halk kitleleri ile diyalog kurabilecek isimler olmadığı açıktır. Bu biçimiyle CHP, geniş seçmen kitlelerine ulaşmak, mutsuz ve umutsuz kitlelerin sözcüsü olmak, inandırıcı bir program geliştirmekten uzaktır. CHP’de sosyal demokrat kimliğin ortaya çıkarılması, özellikle geniş seçmen kitlesi barındıran varoşlar, gençler ve kadınlara yönelik umut olabilmesi için seçkinci ve devletçi politikaların terk edilerek CHP’nin yeniden ve köklü biçimde yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

CHP’nin oylarını arttırması için en önemli hedeflerinden birisi, büyük kentlerin varoşları olması gerekirken, geniş seçmen oranına sahip bu bölgelerde AK Parti’nin daha önde olduğu görülmektedir. Sosyal demokrat ve sol bir parti olarak bu seçmen kitlelerine ulaşamaması, CHP’nin devrimci, umut veren, değişimin sesi olabilecek bir noktaya gelemediğini de ortaya koymaktadır. Yalnızca büyük kent merkezlerine sığınmış bir CHP örgütü ile Türkiye çapında iktidar alternatifi olabilecek bir siyasi parti yaratmak hiç de kolay değildir. CHP’nin en önemli sorunu da işte bu noktada düğümlenmektedir. Delta Planı isimli kitabımda ortaya koyduğum ve CHP’yi iktidara taşıyacak empatik siyaset, sandık örgütlenmesine dayanan tabana yayılmış teşkilatlanma ve akademik yardımdan yeterince yararlanamayan CHP, seçimlere yalnızca seçim dönemlerinde odaklanan yapısı, iç çekişmelerle enerji ve zaman kaybetmesi ve ülke sorunlarına gerçekçi çözümler üretememesi nedeniyle bugünkü yapısıyla iktidar alternatifi bir parti olarak görülmemektedir.

(Devam Edecek )

_____________________________

*
Birol Ertan
Siyaset Bilimci / Yazar

BİR CEVAP BIRAK