Türkiye’de çocuklar daha iyi korunmalı

Türkiye’de son günlerde tanık olduğumuz inanılması güç vahşet örnekleri ve nefret uyandırıcı çocuk cinayetleri, doğal olarak halk arasında derin bir üzüntü ve öfkeye yol açtı. Aynı zamanda, bu tür saldırıların artmakta olduğu izlenimini doğurdu.

Kesin ve güvenilir veriler olmaksızın, çoçuk cinayetlerinde gerçekten ciddi bir artış olup olmadığı konusunda yorumda bulunmak imkansız. Ancak, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün daha önce yaptığı açıklamalarda, 2008 ve 2012 yılları arasında çoçuk istismarı ve cinsel tacizlerin artış gösterdiği bildirilmişti. Bu yıl başlarında da, Türkiye’de son beş yıl içinde 14 bin 412 çoçuğun kaybolduğu haber verilmiş, ancak bu rakkam İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından doğrulanmamıştı. Bakan, kaybolan çoçukların büyük çoğunluğunun zarar görmeden bulunduğunu açıklamıştı.

Oysa, ülkede her yıl kaç çoçuğun kaybolduğunu ve başlarına neler geldiğini kesin bilgiler ışığında değerlendirebilmek, çoçuklara karşı işlenen suçların önlenmesinde en önemli unsur.

Kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek ve suçların önlenmesini ve caydırılmasını daha büyük bir öncelik haline getirmek, hükümetin temel görevi olmalı.

Varolan yasalar, Türkiye’de kadınlara ve çoçuklara karşı taciz ve şiddeti önlemeye yetmiyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam 30 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında, cinsel taciz ve suçlara verilen cezaları yeniden düzenleyecek bir yasa tasarısının Adalet Bakanlığının gündeminde olduğunu açıkladı. Bakan, çocuklara ve yetişkinlere yönelik cinsel suçlar için cezaların artırılacağını söyledi.

Bu tasarı yasallaşmadan önce, kapsamlı bir siyasi ve kamusal tartışmaya açılmalı. Türkiye’nin yükümlülük altına girdiği uluslararası anlaşmalar ışığında, Çoçuk Koruma Kanunu, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanununda varolan çelişkilerin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi için geç bile kalındı.

Yasaların yeniden düzenlenmesi de tek başına yeterli değil. Türkiye’de herşeyden çok, çoçuk hakları ve çoçukların korunması konusunda kültür değişikliğine ihtiyaç var. Çoçuk evlilikleri gibi zararlı kültürel ve dini adetlere göz yumulması, hükümetin, çoçukların güvenliğini artırma niyeti ve kararlılığına taban tabana zıt düşüyor.

Halkı kadın ve çocuklara yönelik suçlar ve bunların önlenmesi için eğitmek, liderlerin öncelikli görevi olmak zorunda.

Çoçuk istismarının önlenmesi konusunda kamu bilincinin artırılması ve çoçukların daha iyi korunması için tutarlı ve iyi düzenlenmiş politikalara ve daha fazla kaynağa ihtiyaç var.

Ailelere çoçuklarını nasıl daha iyi koruyup kollayacakları öğretilmeli. Hem evde, hem okulda, çoçuklara kendilerini korumanın yöntemleri anlatılmalı. Sadece tanımadıkları insanlara karşı değil, aile bireyleri, komşular ve akrabalara karşı da korunmanın yolları öğretilmeli.

Bu konuda medyanın da önemli bir sorumluluğu ve rolü var. Son günlerde Türkiye medyası, kamuoyunun doğal olarak ilgilendiği bir konuyu iyi aydınlatmak ile sansasyon ve korkuya yol açmaktan kaçınmak arasındaki hassas dengeyi iyi sağlayamadı.

Öldürülen çoçuklara yapılan korkunç saldırıları en ufak ayrıntılarına kadar sarsıcı bir dille tarif eden, spekülasyonlarda bulunan ve olayla bağlantılı bireyleri yargılar türden ifadeler kullanan medya organları, kamuya hizmet etmiyor.

Olsa olsa, bireysel trajedileri, kamuoyunun gözü önünde oynanan bir gösteriye dönüştürüyor., ailelerin acısını daha da dayanılmaz hale getiriyor. Bir olasılıkla da gelecekte benzer saldırılar için örnek oluşturuyor.

Şüphelilerin kimliklerinin mahkemeye çıkarılmadan önce açıklanması, yakınlarının teşhir edilmesi, adalete darbe vuruyor. Pek çok ülkede, son günlerde yazılıp çizilen türden haberler, adli sürece müdahale olarak algılanır, hatta mahkemeye itaatsizlik olarak görülür.

Medya, şiddet kullanılan suçların ayrıntılarına odaklandığında, ülkede suça kurban gitme korkusunu da körüklüyor. Şiddet ve suç korkusu ise iyi düşünülmeden alınan aşırı kararları ve adımları teşvik eder. Son günlerde sıkça örneklerine rastladığımız idam cezasının geri getirilmesi, canilere işkence yapılması, sapıkların linç edilmesi çağrıları bu toplum psikolojisinin yansımaları değil de nedir?

Sorumlu gazeteciler, kamuoyunda alevlenen duyguların körükörüne peşine takılmak yerine, halkı doğru bilgilendirmeyi ve atılması gereken adımlar konusundaki tartışmayı ilerletecek cesur soruları sormayı kendilerine görev edinmeliler.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.