Türkiye’de Suriye politikalarının sonuçlarından kaçış yok

Metropoll tarafından bu yıl Mart ayında düzenlenen bir kamuoyu araştırması, halkın yüzde 83’ünün Suriyelilere vatandaşlık verilmesine karşı olduğunu ortaya koymuştu. En son açıklamaya gösterilen olumsuz tepki de, siyasi yelpazenin hemen tamamına yayılmış durumda.

Dünyada en fazla mülteci barındıran ülke Türkiye, halihazırda 3 milyon civarında Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Mültecilerin azınlığı kamplarda, büyük çoğunluğu ise ülkenin dört bir yanında kentlerde ve büyük şehirlerde yaşıyor.

Suriyelilerin konumuna ilişkin önemli bir açıklamanın, gündemin ana maddesini oluşturması da bu yüzden şaşırtıcı değil.

Türkiye, 1951 Mülteci Sözleşmesine imza atan ülkeler arasında; ancak sözleşmeyi, coğrafi sınırlama ile kabul ediyor. Mülteci statüsünü sadece Avrupalılara tanıyor. Suriyeliler ve diğer Avrupa dışı bölgelerden gelenlere geçici sığınma hakkı veriyor. Bu yüzden de Suriyelilerden ‘bir süre için Türkiye’de koruma altına alınan kardeşlerimiz, misafirlerimiz’ diye sözediliyor.

Bu geçici koruma mekanizması, sayıları milyonları bulan Suriyelileri, ihtiyaç duydukları yasal çerçeveden yoksun bırakıyor. 2013 yılında kabul edilen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Yasası türünden ‘yara bandı’ türü düzenlemeler sorunu gidermiyor. Varolan mevzuatı, uluslararası standartlara biraz daha yaklaştırsa da, dünya çapında kabul gören koruma ve temel hizmetlerden yararlanma hakları düzeyine çıkarmıyor.

Mülteci haklarından tam yararlanamayan, sağlık, eğitim, konut ve yasal çalışma olanaklarını gereği gibi kullanamayan Suriyelilerin büyük bölümü, Türkiye’de perişan durumda. İnsanlık dışı koşullar altında, sömürüye açık, fiziksel ve cinsel istismar tehlikesiyle karşı karşıya yaşıyorlar.

Sokakları dolduran dilenciler, artan suç oranı, yaygınlaşan fuhuş ve yasadışı evlilikler, toplumda Suriyelilere karşı olumsuz duyguları körüklüyor. Yerel halkla mülteciler arasında kavgalar artıyor. Son zamanlarda büyük can kaybına yol açan terörist saldırıların bir kısmında Suriye vatandaşı ya da Suriye’deki savaşa karışmış bireylerin rol oynaması da varolan güvensizliği ve tepkileri pekiştiriyor.

Toplumda yaygınlaşan olumsuz duyguları görmezden gelmek ya da büyüyen düşmanlığı umursamamak, durumu daha da kötüleştirecektir.

Madalyonun diğer yüzünde de, Suriyeliler arasında Türkiye halkına karşı korku ve öfkenin büyümesi var.

Suriyelileri küçük düşüren, istismar eden, kadınlarına çoçuklarına saldıran Türkiye vatandaşlarının işledikleri suçların büyük ölçüde cezasız kalması, bu kötü gidişatın en tehlikeli unsurlarından biri.

Halihazırda tanık olduğumuz, yüz kızartıcı nitelikler taşıyan, son derece sağlıksız tartışma, kötü planlanmış, sonuçları öngörülemeyen beceriksiz politikaların sonucu olduğu kadar, toplumda varolan derin ırkçı yaklaşımların da göstergesi. Muhalefet politikacılarının önemli bir bölümü ve basının kayda değer bir kesiminde kullanılan yabancı düşmanı, kışkırtıcı dil, endişe verici. “Ülkemde Suriyeli istemiyorum” türünden ırkçı ifadeler kullananlara gösterilen tepkinin son derece cılız olması ise gerçekten ürkütücü.

Hükümetin, kısa erimli, tutarsız politikaları yüzünden eleştirilecek pek çok yönü var. Suriye politikasının yanlışlığı, ülkeye gelen milyonlarca insan için sürdürülebilir formüllerin geliştirilememesi, çıkacak sorunların öngörülemez olması, ne kadar kınansa yeridir.

Ülkede insanların canlarını güvende hissetmemesinin, mahallelerinde huzurun kaçmasının sorumluluğu da gene temel olarak AKP hükümetinin omuzlarında.

İnsani kararların dar siyasi çıkar hesaplarıyla alınmasının kimseye hayır getirmeyeceği zaten belliydi. Cumhurbaşkanın, Suriyelilere vatandaşlık gibi ciddiyet gerektiren bir konuyu, gene siyasi hesaplar yapıldığı izlenimi verecek şekilde keyfi bir karar gibi sunması da, yanlışlardan ders çıkarılmadığını gösteriyor.

Fakat, nasıl ve neden olursa olsun, vardığımız nokta herkesin gözü önünde. Üstesinden gelinmesi gereken sorun büyük. Mızrak, hamaset yoluyla çuvala sokulup saklanamayacak kadar da keskin.

Artık herkesin şu gerçeği kabul etmesi lazım. Suriyeli mültecilerin büyük bölümü, evlerine dönemeyecekler. Siyasetçiler ve halk elele verip, mültecileri Türkiye toplumuna en az sancılı ve en insani şekilde kazandırmanın yollarını bulmak zorundalar. Bu da ne kadar çabuk ve medeni davranarak yapılırsa, hepimiz o kadar az zarar göreceğiz.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen − ten =