Türkiye’de yolsuzluk seçmenin ne kadar gündeminde?

Bestekar, makul fiyatlı lokantaları, kafe ve barlarıyla başkentin cıvıl cıvıl bir köşesi. Daha çok gençlerin, üniversite öğrencilerinin uğrak yeri. Geçen yazın Gezi olaylarından beri hem semt sakinlerinin hem de ziyaretçilerin biber gazı ve tazyikli suya artık alıştıkları bir yer haline geldi.

Bir gece öncesinin polis şiddetiyle karşı karşıya kalan göstericileri gibi, Bestekar’da bir kafeteryada konuştuğum iki Ankara’lı da öfkeli. Buluşmadan kısa süre once başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu ile yaptığı iddia edilen ve son zamanlarda büyük ihale kazanmış bir işadamından alınacak para miktarının tartışılır göründüğü bir kaydı hepimiz internette dinledik. Üstelik, aile üyeleri, yakınlar, arkadaşlar ve medya editörleriyle yapıldığı ileri sürülen ve son günlerde ortaya çıkan tek konuşma kaydı da değildi bu.

İnternette dolaşan bu kayıtlar, başbakan tarafından kirli bir tuzağın parçası, ihanet örneği sahte konuşmalar olarak niteleniyor ve reddediliyor.

Güvenilir bilimsel ve teknik bir incelemeden geçirilmedikleri, ciddi bir yasal soruşturmaya uğratılmadıkları için de, karşılıklı iddia ve yalanlamalar, kimleri için inandırıcı, kimileri için ise düpedüz komplo.

Ankara’da konuştuğum pek çok diğer kişi gibi, Bestekar Sokak’ta beraber olduğum kırk -elli yaşlarındaki bu iki kişi, hükümetin delilsiz, soruşturmasız inkarlarını tatmin edici bulmuyor.

“Başbakan, bu kayıtlar sahte, montajlı, dublajlı diyor, iddiaları kötü niyetli ve temelsiz buluyor. Kriptolu telefonunun dinlendiğinden yakınıyor ama hiç bir zaman ‘bu konuşmalar asla yapılmamıştır’ diyemiyor. Bunda bir gariplik yok mu?” diye soruyor masamdaki kadın.

Eşi ise hükümete yakın bireylerin son yıllarda nasıl zenginleştiğini, diğer bazı kişilerin ise nasıl haksızlıklara uğradığını bilmeyen kalmadığını vurguluyor ve ekliyor: ‘Bu ses kayıtları ortaya çıkmadan çok önce de yolsuzluk şüphesi yaygındı, sürpriz olmadı” diyor.

Yanımızdaki kadın, yüzünü buruşturarak tekrar kazanabileceği ihtimalinin yüksek olduğunu söylediği başkentin 20 yıllık belediye başkanı Melih Gökçek’e getiriyor konuyu.

“Yollar tıkanık, alt yapı dökülüyor, okullar perişan ama Gökçek, Anka Park gibi tma projelerine büyük paralar ayırıyor. Şehrin her yeri zevksiz, çirkin saat kuleleri, fıskiyelerle donatıldı. Nereye gitsek Gökçek’in dev posterleri çıkıyor karşımıza”.

Ankara belediye başkanı Gökçek, geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir başka ses kaydının kahramanı. Başbakanın bir danışmanına, ana muhalefet partisi CHP’nin posterlerinin asılmasına engel olunması yolunda Başbakanın bir talimatı olup olmadığını soruyor. Posterlerin asılmaması gerektiği söyleniyor kendisine. Büyükşehir belediye başkanı, ses kaydının yayınlanması ardından artık alışılan bir pişkinlikle, konuşmanın gerçek olduğunu ama afiş astırmamanın bir suç değil, şeref olduğunu söylüyor gazetecilere.

Muhalefeti, yandaş medya aracılığıyla susturmak, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin olağan bir uygulaması haline geldi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk iddiası içeren ses kayıtlarını parlamento çatısı altında dinlettiği konuşması, Meclis televizyonu da dahil, ana akım medya tarafından sansürlendi. Medyanın büyük bölümü, ciddi yolsuzluk iddialarına muhalefet politikacılarının tepkilerini görmezden gelmeyi tercih etti.

Ankara Büyükşehir belediye başkanı, seçim afişlerini kaldırtan tek kişi de değil. Benzer bir olayla, Uşak’ta da karşılaşıldı. Başbakan Erdoğan’ın AKP’li belediye başkanına destek amacıyla seçim konuşması yapmak üzere gittiği gün, CHP, parasını verip astırdıkları seçim afişlerinin kaldırılmasını, yerlerine AKP’nin posterlerinin asılmasını protesto etti.

Uşak’a, başbakan ve beraberindeki geniş heyetin vardığı saatlerde ben de gittim. Uşak, 190 bin nüfuslu küçük bir Anadolu kenti. Sağlam bir endüstrisi, zengin bir tarımı ve küçük bir üniversitesi var.

Çoçukluğumun bir bölümünü geçirdiğim Uşak, benim yabancı olmadığım bir kent. Ancak her gidişimde, daha muhafazakar, daha kapalı bir toplum haline geldiğine tanık oluyorum.

Gelecek ayın sonunda yapılacak yerel seçimler öncesinde başbakanın düzenlediği miting için vali konağının önünde binlerce kişiden oluşan bir kalabalık toplandı. Çoğunluğu türbanlı kadınlar, mitinge katılan kitlenin önünde ayrı bir grup halinde, kürsünün hemen altında ellerinde bayraklarla yerlerini aldılar.

Ülkeyi altüst eden yolsuzluk skandalında ses kayıtlarının ortaya çıkmasından iki gün sonra kente gelen başbakan, meydan okuyan bir havadaydı. Kendisine ve partisine yönelik suçlamalara atıfta bulunduğu her cümlesini ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ sloganları izledi.

Hükümetine yönelik yolsuzluk soruşturması girimini ‘başka ülkeler adına çalışan casusların işi’ olarak tanımlarken, kalabalığa da duymak istediklerini söylüyordu başbakan. ‘Bu demokrasi düşmanlarına her türlü cevabı vermeye hazır mıyız? 30 Mart’ta eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında bir tercih yapacaksınız.’

Erdoğan’ın karizmatik, etkili bir hatip olduğuna kuşku yok. Uşak’ta kendisini dinleyen kitlenin tepkisinden memnun olduğu da yüzünden okunuyordu.

Uzun konuşması çelişkilerle doluydu. Ciddi iddia ve suçlamalara tatmin edici yanıtlar vermekten uzaktı. Ama dinleyenler bundan rahatsız görünmüyordu. İtiraz sesi duymadık hiç. Protesto yapabileceğinden kuşkulanılanlar ise daha miting başlamadan susturuldu. Uşak’ın CHP’li kadın milletvekilinin lise öğrencisi kızı da gözaltına alınanlar arasındaydı.

Başbakanın konvoyu, havaalanına doğru yola çıktığında, ellerinde bayrakları ve balonlarıyla , yanımızdan geçen kadınlar, heyecanlı heyecanlı başbakandan bahsediyorlardı.

O akşam Uşak’ta, Erdoğan’ın konuşmasını televizyondan canlı izleyen iki Uşak’lı ile buluştum. Bbüyük bir yolsuzluk skandaline ragmen bu kadar geniş bir kalabalığın başbakanın mitingine gitmiş olmasından duydukları hayal kırıklığını gizlemediler.

30 Mart’ta yapılacak yerel seçimde Uşak’ta AKP’nin belediye başkanı adayının kazanmasına ihtimal verip vermediklerini sordum. İstemeye istemeye ‘evet’ dediler. “Burada, AKP öok örgütlü. Evleri ziyaret ediyorlar, yiyecek paketleri veriyorlar. Yeni yapılan TOKİ evlerine taşınanlar, bu şeffaf olmayan projeler gerçekleşirken kendilerinden başka kimlerin çıkar sağladığını sorgulamıyor. Usulsüzlük yolsuzluk yapıldı mı diye merak da etmiyor. Medyaya uygulanan sansür, hukukun üstünlüğünü zedeleyen hükümet uygulamaları, seçim sandığına gittiklerinde kararlarını etkileyen unsurlar olmayacak”.

Kimbilir, haklı olabilirler. Bizi derinden sarsan iddia ve suçlamalar, oy verme günü geldiğinde ülkenin köy ve kentlerinde sandık başına giden seçmenin gündeminde gerçekten de ağırlıklı bir yer tutmayabilir.

Başbakan, kendisine yönelik iddialara zamanı geldiğinde yanıt vereceğini, bunun da yerel seçimlerden sonra olacağını söylerken, belki de bir bildiği var.

Acaba, o, her ülkenin layık olduğu hükümeti çıkarttığı gerçeği olabilir mi?

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four + five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.