Türkiye’deki “Açılım” tartışmalarının perde arkası

Türkiye’yi bazı açılımlar yapmak durumunda bırakan gelişmeler, dünyada yaşanan küresel siyasi gelişmeler ve özellikle ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek zorunda kalmasıyla yakından ilişkilidir.

Dünyada son yıllarda yaşanan küresel siyasi gelişmeleri analiz etmeden, Türkiye’deki gelişmeleri anlamak olanağı yoktur.

***

Bu yazının amacı, Türkiye’de son günlerde ortaya çıkan Demokratik Açılım ya da Ermeni Açılımı tartışmalarına güncel siyasetin ötesinde yaklaşarak perde arkasındaki gerçekleri yakalamaya çalışmaktır.

Özellikle demokratik açılım tartışmalarında hükümet partisi ve muhalefet partilerinin karşı karşıya gelmesi nedeniyle bu konuda yüzeysel gelişmeler ya da gündelik yaklaşımlarla konuya yaklaşmanın doğru olmayacağını düşünüyorum. Açıkçası, Türkiye’yi bazı açılımlar yapmak durumunda bırakan gelişmeler, dünyada yaşanan küresel siyasi gelişmeler ve özellikle ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek zorunda kalmasıyla çok yakından ilişkilidir.

Dünyada son yıllarda yanşan küresel siyasi gelişmeleri analiz etmeden, Türkiye’deki gelişmeleri anlamak olanağı yoktur.

ABD’nin Irak’tan çekilmek durumunda kalması, Irak petrollerinin güvence altına alınması gereği, Irak’ta ABD müttefikliği yapan Kürt grupların Irak, Suriye, Sunni-Şii Irak’a karşı korunması gereği, ABD’nin Afrika açılımlarını Türkiye üzerinden yapma planları, Türkiye’nin enerji geçiş noktalarında stratejik bir konuma gelmesi, ABD’nin Füze Kalkanı projesini Türkiye topraklarına konuşlandırılması planı gibi gelişmeler; Türkiye’nin yerel ve bölgesel sorunlarının çözümü konusunda ABD’nin aktif olarak müdahale etmesini ve destek olmak durumunda kalmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin bölge ve dünya ölçeğinde stratejik konumunu daha da arttırmakla kalmamakta, ABD’nin bu gelişmeleri görmezden gelememesi nedeniyle de bölgede güçlü ve istikrarlı bir Türkiye yaratılması için aktif müdahale etmesini de gerekli kılmaktadır.

Demokratik açılım tartışmalarının perde arkasındaki gerçek; ABD’nin Irak’tan çekilmesi durumunda Kuzey Irak Kürtlerinin bölgede İran, Suriye ve Sunni-Şii Irak’ın karşısında yapayalnız kalacak olmasıdır. PKK terörü ile başı belada olan Türkiye, bu sorunu köklü biçimde çözmek için bu gelişmelerden yararlanmak durumundadır. TSK’nın bu süreçteki tartışmalarda sessiz kalması ve bir ölçüde de üniter (ulus) devlet önceliği ile demokratik açılım tartışmalarında zımni olarak kabul eder görüntü yaratması, bu küresel gelişmelerle yakından ilişkilidir. TSK, terör sorunun çözülmesini herkesten çok isteyen, bu sorunla en sıcak biçimde yaşayan bir güç olarak bu fırsatın kullanılmasından geri duramaz. Ne var ki, TSK’nin Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü konusundaki hassasiyetinde en ufak bir değişim olmamıştır. Terör sorununa gerçekçi bir çözüm üretilebilirse, bundan en karlı çıkacak olan da Türkiye Cumhuriyeti ve TSK olacaktır. Çünkü, teröre karşı verilen savaşın nihai olarak kazanılması anlamına gelen bir çözüme ya da fırsata TSK’nın karşı çıkması düşünülemez.

İç siyasette muhalefet partileri CHP ve MHP’nin tavırlarını da anlamak mümkündür. Bu önemli konuda başarı kazanacak bir hükümet, muhalefet partileri açısından siyasi olarak olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Zaten Güney Doğu’da sıfırlanmış olan CHP ve MHP açısından bu konuda hükümetin başarılı olması, bölgede bu partileri uzun dönemde de (kalıcı olarak) başarısızlığa uğratacaktır. Ayrıca, ulusal bütünlük temelinde siyaset yapmak da muhalefet partilerine yeni seçmen desteği kazandırmaktadır. Bunu fırsat olarak gören muhalefet partileri, açılım tartışmalarına baştan karşı çıkma tavrını takınmakta duraksama göstermemiştir. Ancak, bu tartışmalara iktidar ve muhalefet partilerinin penceresinden bakarsak, perde arkasındaki gelişmeleri ve gerçekleri yakalayamayız.

***

Peki, Türkiye’nin bölgesel sorunları konusunda ABD’yi duyarlı olmaya ya da destek olmaya zorlayan nedenler nelerdir ? Bunları başlıklar halinde yazalım.

• ABD’nin Irak’tan çekilmesi durumunda Kuzey Irak Kürtlerinin güvenlik sorununun çok ciddi bir noktaya gelecek olması
• Türkiye’nin özellikle Avrupa ülkeleri açısından enerji geçiş noktalarının merkezinde yer alması
• ABD’nin Gürcistan, Ermenistan, Ukrayna ve diğer müttefiklerinin desteklenmesi açısından Türkiye’nin stratejik konumundan yararlanılması gereği
• Irak’tan çekilerek Afganistan’a yoğunlaşacak olan ABD’nin Afganistan’da Türkiye olmaksızın bir başarı ve istikrar sağlamasının olanaksızlığının anlaşılması
• ABD’nin Afrika ülkelerinde yeni açılımlar yapma planlarında Türkiye’ye yeni roller verme isteği
• Türkiye’nin bölgede neredeyse tek ABD müttefiki güçlü stratejik ülke noktasına gelmesi

Yukarıdaki nedenler ve daha başkaları nedeniyle Türkiye’nin istikrarını sağlamak, ABD’nin Orta Doğu, Kafkaslar, Afrika ve Afganistan’da yapılacak doğrudan ve örtülü operasyonlarında Türkiye’nin gücü ve stratejik konumunun kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Bunun bilinciyle ABD, Türkiye’nin terör sorununun çözülmesi, Kuzey Irak’ın güvenceye alınması, enerji koridoru olarak Türkiye’nin istikrarının sağlanması, Türkiye üzerinden Kafkasya, Afrika ve Afganistan’da yeni projelerin yaşama geçirilmesi amacıyla yeni bir atağa kalkmıştır. Bu gelişmelerin Türkiye’nin iç siyasetine yansımaması düşünülemez. Son dönemde Türkiye iç siyasetini etkileyen önemli olayların da bu küresel siyasal gelişmeler dışında açıklanması gerçekçi olmaz.

ABD’nin Türkiye’ye yönelik bu yeni stratejisinin Türkiye açısından olumlu ve olumsuz sonuçları olacağı açıktır. Türkiye’yi yöneten güçler, bu süreçte fırsatlardan yararlanmak ve tehlikelerden kaçınmak için çok ince kurgulanmış, ciddi risklerden kaçınan, uzun vadeli, kalıcı ve bütünlükçü planlar hazırlamak durumundadır.

Türkiye’nin küresel gelişmelerin yarattığı stratejik konumundan yararlanmaması ve “ben oynamıyorum” tavrıyla köşeye çekilmesi söz konusu olamaz. Bu süreçte Türkiye, kendi sorunlarını çözecek fırsatlardan yararlanmak, tehlikelerden kaçınmak, büyük güçlerin oyunlarına düşmemek, uzun dönemli kazançları arttırmak amacıyla çok dikkatli adımlar atmak durumundadır. Bu amaçla, ülkenin siyasal partileri, kurumları ve vatandaşlarının birlik ve bütünlük içinde davranması gereği açıktır. Bunu başarabilirse, hükümetin bu süreçten Türkiye’yi karlı çıkarması söz konusu olabilir. Ancak, süreci kötü yönetmek ve küresel güçlere adeta teslim olmak, Türkiye için onarılmaz yaralar açılmasına neden olabilir.

Gerek demokratik açılım ve gerekse Ermeni açılımı gibi konularda ya da ileride gündeme gelecek yeni açılımlar konusundaki tartışmalarda bu küresel siyasi gelişmeleri göz önüne getirmeden perde arkasındaki gerçekleri anlamak olanağı yoktur.

______________________

* Doç. Dr. Siyaset Bilimci

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.