Türkiye’deki Hıristiyanlar, İtalya’daki Müslümanl

Türkiye’deki Hıristiyanlar, İtalya’daki Müslümanl

0
PAYLAŞ

Paolo Rumiz bir İtalyan gazeteci. La Repubblica gazetesi için her yaz mevsiminde bir rota seçiyor ve keyifle okunan yazı dizileri hazırlıyor. Geçtiğimiz yaz, Anadolu’yu boydan boya kat ederek Kudüs’e kadar gitti ve Doğunun çeşitli ülkelerinde Hıristiyan vatandaşların izini sürdü.

Bugün ise La Repubbıca gazetesinde Rumiz’in bir haberi dikkatimi çekti. Trabzon’da bir cinayete kurban giden İtalyan papaz Antonio Santoro’nun ardından İtalyan gazetelerinde onlarca yazı kaleme alındı. Özellikle Rumiz üzerinde durmayı tercih ettim çünkü İstanbul ve Anadolu’yu dolaştığı ve bölge halkıyla birebir konuştuğu için en azından masabası gazeteciliğinden uzak, gerçekçi bilgiler aktarıyor.

Rumiz’in haberini başlığı “Sessi sedasız kovalanan Hıristiyanlar”.. Aslında haber biz Türklerin yabancısı olduğu bir konu değil. Hepimiz biliyoruz ki 50 il önce ülke topraklarında çok daha fazla sayıda Hıristiyan nüfus yaşıyordu. Ama zaman içinde sayıları gitgide azaldı. Kimi Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı, kimi Türkiye’de yaşamaya devam etse de içine kapandı. Nedenler malum. Türk milliyetçileri hıristiyan nüfusla dostane bir ilişki kurmadı. Bu kişileri tedirgin etti, 1955’in 6-7 eylülü hala akıllarda. İstanbul’da yakılıp yıkıkan dükkanlar. Aynı milliyetçi mantık, Tarih Vakfı’nin 6-7 eylül olaylarını konu alan sergisine bile tahammül edemedi. Barbar bir tavırla sergi mekanına gelerek tahribat yaptı.

Rumiz’in Türkiye seyahatindeki gözlemleri, tanıklığı, bölge halklarıyla yaptığı sohbetlerde ortaya çıkan bir gerçek var ki Türkiye’deki Hıristiyan nüfus üzerinde “tartışmalı” bir konukseverlik söz konuşu. Rumiz İstanbul’dan Trabzon’a gideceği zaman Rum asıllı bir vatandaşın kendisini uyardığını anlatıyor, “aman Trabzon’a gitme!. Hatta oradaki Rumların izini sürme. Polis sana bir şey yapmaz ama o kişileri rahat bırakmaz sonra. Hatta istersen Trabzon’da sayıları az da olsa Rum nüfusun yaşadığından biler söz
etme!”

Trabzon’da katledilen İtalyan papaz neden öldürüldü acaba diye tartışılıyor. Dün Europa gazetesi benden papaz Santoro cinayeti ve bölge hakkında bir yazi istedi. İtalyanlar ve çoğu Avrupalı son aylarda Trabzon’da olup bitenden habersiz. Karikatür krizinin ardında papaz Trabzon’da öldürülünce Avrupalılar gözlerini Trabzon’a çevirdi. Daha önce de yazdım Europa’da.

Burada ülkücülerin ne denli güçlü olduğundan, milliyetçilerin kalesi olan bir kent olduğunu anlattım. Hiç şüphesiz peder Santoro’nun bir cinayete kurban gitmesi kabul edilemez, ancak şu da bir gerçek ki aynı Trabzon’da birkaç ay önce TAYAD adına bildiri dağıtan gençler linç edilmekten zor kurtarıldı. Çok değil birkaç hafta önce sanırım bu kez Ordu ilinde Türkiye Komünist Partisine üye gençler ülkücülerin saldırısına uğradı. Bir anlamda bu Karadeniz illerinin “ülkücülerin yuvası” olduğundan habersiz Avrupa
basınının Karadeniz’deki yerel kültürü ve siyasi tabloyu da bilmesi gerekir. Benzer mantıkla TAYAD’li ve TKP’li gençleri sataşılan bir bölgede Roma’dan gelmiş ve belki de misyonerlik faaliyetinde bulunan bir papaza saldırılmasına doğrusu hiç şaşırmadım.

Yine Rumiz’e dönersem, o Adana’dan Mersin’e Mardin’den Diyarbakır’a kadar uzanan gezisinde Türkiye topraklarında yaşayan son Hıristiyanların ciddi bir yaşam mücadelesi verdiğini, baskı altında tutulduklarını, ibadet etmek istedikleri mekanların farklı gerekçeler öne sürülerek ya kapatıldığını ya da müze veya diskoya dönüştürüldüğünü örneklerle anlatıyor. Sonuçta yaptığı yorum şu Rumiz’in, Türkiye’de sayıları artık çok az olan hıristiyanlar “sessiz sedasız ülkeyi terk etmeye zorlanıyor”

Ya İtalya’daki Müslümanlar? Ben Milano’da yaşadığım için Milano’daki Müslümanlar hakkında gözlemlerimi aktarabilirim. İster Roma’da ister Milano’da olsun İtalya’da yaşayan nüfus dini gerekleri için cami sıkıntısı çekmiyor. Milano’da belli başlı semtlerde camiler mevcut inananlar için. İsteyen vatandaşlar bu camilere gidiyor.

Avrupa’da Müslümanlara yönelik tırmanan ırkçı yaklaşımlar, İtalya’da şimdilik zaman zaman Lega’nin çıkışları ile sınırlı. Danimarkalı çizerlerin neden olduğu karikatür krizinin ardından gelen “abartılı gösteriler” yerine Müslümanlar meydanlara çıkıp olan-biteni protesto etmeyi becerebilseydi belki de Lega dışında Müslümanlara ve İslam dinine karşı duyulan antipati de bu kadar tırmanmazdı.

Avrupa’nın “öğretmen” kesilip Doğulu ülkelere medeniyet dersi vermeye kalkması elbette farklı açılardan eleştirilebilir. Ama Batı’nın Doğuluları aşağılar biçimde yaklaşımlar geliştirmesi konusunda özeleştiride de bulunmak gerekir. Milano’nun banliyölerinde yıllardır yaşayan onlarca Türk ailesi var. Bu aileler yıllardır İtalya’da yaşamalarına karşın tek kelime İtalyanca konuşmuyorlar. Yaşadığı ülkenin dilini konuşamayan bir anne, İtalyan okuluna giden çocuğunun durumu hakkında nasıl bilgi sahibi olabilir? Ya da bir
doktora gittiğinde derdini nasıl aktarabilir?Üstelik İtalyanlar bu konuda çok açıklar. Yüzlerce ücretsiz kurs veolanak mevcut. Ama Türk kadınlarının çoğu “esleri izin vermediği” için gitmiyor bu kurslara. İtalya’da yaşıyorlar ama olan bitenden bihaber! Türkçeyi yanı anadillerini koruyacaklar elbette , ama burada yaşamayı tercih ettilerse
İtalyancayı da konuşmaları gerekir, en azından İtalyanları anlamak için.

Batıda bir “yabancı ülke vatandaşı” olmanın güçlüğünü anlayabiliyorum ama çekingen kalmayı kabul eden kadınları anlayamıyorum. Dış dünyaya sırt çevirenler kendi iç dünyalarına kapanıyor, Çocuklarının devam ettiği okullarda, kontrol için gittikleri hastanelerde sadece iletişim noksanlığı nedeniyle çetrefil sorunlar çıkınca karşılarına kaçınılmaz olarak”öğretmen” kesilen, kendilerine en sıradan konularda öğüt veren Batılıyı buluyorlar.

Batı ve Doğu arasındaki uygarlıklar çatışmasının temelinde bu “kültürel tezatlik” üzerinde de durmak gerekiyor. Aksi halde uçurumun daha da derinleşmesi kaçınılmaz.

BİR CEVAP BIRAK