Türkiye’den Çipras çıkar mı?

Türkiye’den Çipras çıkar mı?

0
PAYLAŞ

Karizmatik sol bir lider çıkartmak, Yunanistan’dan çok Türkiye’nin ihtiyacı idi… Ama kökeni bu topraklara dayanan “köftedes“ gibi, “dolmades“ gibi, onu da kaptırdık sol yanımızdaki komşuya… Aslında orası da Osmanlı kalıtsalı… 600 yıl birlikte yaşadıktan sonra, biz kendi Ortadoğu ligimize, onlar AB liglerine dönünce uçurum işte böyle büyüdü… Hele son 13 yıldır, bizim zerre kadar Avrupalı kimliğimiz kalmadı… Dolayısıyla kul toplumlardan sol lider çıkması zor.

Türkiye ikliminde solun işi zor, herkes kendi içinde başlıbaşına birer parti olduğu ve herkes kendi partisinin lideri olduğu için, herhangi bir diğer kişi doğal olarak farklı görüşü temsil ettiği için, birleşe birleşe kazanmak mümkün görünmüyor. Solun makus tarihindeki türden fraksiyonel mitoz bölünmeler sürdükçe nasıl birleşeceksiniz ki?

Bir sürü Çipras adayı türer şimdi, suni gübreyle boy atmış… Moda ya! Oysa onların doğal yolla yetişmesidir aslolan. Hepsi 5 ayda yetişen Antalya karanfili gibi geçer giderler, oysa 7 ayda yetişen Yalova karanfilidir renk veren, koku salan, sapı da ömrü de uzun olan… Ama orda da, hava, su, toprak bittiğinden bereket kaçmış vaziyette.

Hesapta ülkeyi kurtarma adına elini taşın altına koyan çoğu popülist kılıklı masturbatifi tanıdıkça, o taşların o ellere ağır geldiğini görmek de mümkün. Zaten ülkenin km taşı olabilecek kalitede taş da kalmadı sokaklarda, her yer plastik taş, plastik mermilere yakışan…

Komedi programına çevrilen, ilgi artsın diye içine espriler serpiştirilen ve körlerle sağırların birbirini ağırladığı Arena gibi programlar, sadece insanların birikmiş gazını alıyor artık… Bir de Uğur bey’in poh poh gazına yarıyor… Tıpkı Gezi’nin, özenle biriktirilmiş nice idealist tepkinin gazını aldığı gibi… İzdüşümleri en kısa zamanda total bir davranış biçimine giremezlerse o güzelim hareket de kötürüm kalacak. Oysa bir lider lazım şimdi ülkeye, bir parti, bir önder… Zulada kimse yok…

Gazı kolay alınabilen tepki göstermeliktir… Gaz hep baki kalmalı islim üzerinde… Hedef kitlesi sabit olan Arena türü programların, bilinçlendirme amaçlı olarak yeni kitlelere ulaşması mümkün olmadığı gibi, aktif düşünebilenlerde bağışıklık yarattığı için, tesir gücü kalmadı ne yazık ki. Yani fayda üretmiyor…

Halk TV’nin çok yönlü vizyon ve geniş bir analitik kıyas bilgisiyle yayın yaptığını söylemek mümkün değil, CHP’nin dar kafalarınca, dar alanlarda üretilmiş, kısır görüş sarmalına sıkışmışlığı söz konusu bu kanalın… Ayrıca sistem dışı bir kanal olduğu tartışılır oldu son zamanlarda… Dolayısıyla, şu veya bu şekilde, kendini doğru ifade edemeyen, nesli tükenmiş, idealist bir solun rüzgar yaratması kolay görünmüyor.

Yılmaz Özdil ve versiyonu yazarların yazıları ise hep kendilerini tekrar eden, içerik kalitesi yaratma kaygısından çok, durumdan mizah çıkarma odaklı ve tiraj adına ülkedeki çarpıklıkları kullanan, üstelik daha sonra, bir de yaldızlanıp, sermaye yapımcılarınca kitaplaştırılıp, üstelik Halk TV’de bile, Uğur Dündar’ın programlarında tanıtılıp, bu yolla tiridinin suyu kıvamında sıkı para kazanılan fırsat yazıları haline geldiği için artık yazılara da, yazarına da saygı duymak zor…

Metin Feyzioğlu da hayal kırıklığı yaratma yolunda. Anadolu’yu dolaşıp bol bol selfie çektirmesi, vücut dilinin antipatikliği, kalıp cümlelerle konuşması, yarattığı popülarite rüzgarını verime tahvil edemeyip, yüksek egoya çarkında eritmesi, liderlik vasıfları ortaya koyamaması, bir gelişim kaydedememesi, tekere çomak sokamaması, onca olumlu yönü yanında öne çıkan eksileri oldu maalesef… Dost acı söyler…

Emine Ülker premature doğdu, Muharrem İnce küvezde… Solun hakkını verebilecek bir yiğit yok kısacası ortada… Sol, genç, dinamik, saygın, halkı taşıyabilecek, kitleleri arkasından getirebilecek liyakatte bir lider çıkartmak, bir rüzgar yaratmak zorunda… Ama okyanustaki fırtına bir bardak suya indirgeniyor ve ufukta görünen ne yelkenci, ne bir yelken var… Ne kürek, ne kayık?

BİR CEVAP BIRAK

15 − four =