Türkiye’nin AB yolculuğu

 AB yolculuğunda, belli bir rayın üzerine oturtulan Türkiye treni, yeni yeni istasyonlara uğruyor. Her istasyon, yolcularda (halkta), bir takım şaşkınlıklar ve tepkiler yaratıyor.


Oysa, üzerine oturtulduğumuz rayın rotası ve uğrayacağı istasyonlar, çok önceden belirlenmişti. Bu istasyonların her birinde, türlü dayatmalardan, aşağılayıcı ve tehlikeli bir takım süreçlerden geçeceğimiz belli idi.


İkide birde, trenin saldırıya uğrayacağı, yolcuların soyulup sağana çevrilecekleri, bütün değerlerini ve varlıklarını yitirecekleri, türlü işkencelerden geçirilecekleri ve çeşitli operasyonlara tabi tutulacakları ortada idi.


Ancak, varılma olasılığı olmayan nihai hedefin cazibesi! ile gözleri kamaştırılan yolculardan, ara istasyonlarda karşılaşılacak bu zorluklar özenle gizlenmişti. Tüm bu çabalara rağmen, yolcular, artık, bu yolculuğun, kendi ülke sınırlarımız içerisinde uğrayacağımız, fena halde çetin ve zararlı birkaç ara istasyondan sonra, kaçınılmaz olarak duracağı gerçeğini de görmeye başlamışlardı.Tepki ve şaşkınlıkları bu yüzden ortaya çıkmaktaydı. Herkeste, bedeli çok pahalı olan bu yolculuğun hedefleri ve yolculuğu düzenleyenlerin gerçek niyetleri konusunda şüpheler oluşmaya başladı.


Süreç, genel olarak sorgulanmaya başlandı. İşin bu noktaya geleceği, sahici aydınlar tarafından daha önce dile getirilmişti. Ancak, uygulanan karartma politikası yüzünden, onlar da çeşitli şekillerde baskı altına alınmaya çalışılmışlardı. Seslerinin topluma ulaşması engellenmişti.


Sahici aydınlar, Kıbrıs’ı kaybetmemizin; Doğu ve Güneydoğuyu yitirmemizin; Ermeni iddialarını kabul etmemizin; Patrikhanenin devlet haline gelmesinin; Ege’nin Yunan denizi olmasının; PKK’lıya, Ermeniye, Ruma, altından kalkamayacağımız tazminatlar ödememizin; bölünmemizin; parçalanmamızın; geçmişimize küfretmemizin; harap ve bitap düşmemizin; bu yolculuğun kaçınılmaz ara istasyonları olduğunu söyleye gelmişlerdi.    
Aynı aydınlar, bunca taviz ve fedakarlığa rağmen, bu yolculuğun, bir sonunun da olmadığını söylüyorlardı.


Zaman, bu tespitlerin ne kadar doğru olduğunu kanıtlayan delilleri, bir bir ortaya çıkarmaktadır. En son örnek, sayın Büyükanıt’ın şahsında, TSK’ya karşı geliştirilen karalama, mahkum etme ve etkisizleştirme operasyonu çerçevesinde ortaya çıkmıştır.
Bu operasyonla amaçlanan, bir komutanın önünün kesilmesinin de ötesinde, Güneydoğudaki terörü yasallaştırmak, öte yandan, onunla mücadele eden devleti ise yasadışı hale getirmektir.


İnce işçiliğini yerli taşeronların yaptığı, söz konusu bu ara istasyonu da AB inşa etmiştir.
ABD de, bir istasyondan ötekine sürmekte olan bu yolculuğu şiddetle desteklemektedir.
Zaten, AB ve ABD, uzun zamandır, bizi ilgilendiren konuların tümünde, ortak bir duruşla aynı tavrı sergilemekte ve ortak çıkarları paylaşmaktadırlar. 


Tüm bu yolculukta, asıl hata, olup biteni seyrederken sesimizi çıkarmadığımız ve kandırılmaya elverişli olduğumuz için, yolcularda, yani, bizlerdedir.


Bizim sessiz kalışımız yüzünden, bizi yönetenler, altmış yıldır, Lozan’ı, dolayısıyla da, ulusal sınırlarımızı,  yani bizi tanımayan ABD ile aynı ittifak içerisinde yer almışlardır.  
Aynı yöneticiler, yarım yüzyıldır, yine bizim hiçbir ulusal hassasiyetlerimize ve ulusal değerlerimize saygı duymayan, bu değer ve hassasiyetleri bizimle paylaşmayan Avrupa ülkeleri ile, dostluk, müttefiklik ve ortaklık oyunu oynamışlardır.


Düşünebiliyor musunuz? Siz, bir takım ülkelerle çeşitli ittifakların içerisinde yer alacaksınız, onları, en mahrem alanlarınıza kadar sokacaksınız, her şeyinizi onlarla paylaşacaksınız, hatta, “milli” eğitiminizden, “milli” ekonominize, “milli” savunmanızdan, “milli” istihbaratınıza kadar tüm alanlarınıza kadar nüfuz etmelerine izin vereceksiniz, ama, bu ülkeler, sizin ülkenizin kurulduğu, milli olan her tür  sınırınızın çizildiği antlaşmayı tanımayacaklar, sizin yaşamsal ve ulusal ideallerinizi paylaşmayacaklar, hatta, onların tam karşısında yer alacaklar.


En azından, siz, söz konusu bu ülkelerin, sizin hakkınızda gerçekte neler düşündüğünü bilmeden bu tür ilişkilerin içerisine gireceksiniz.


Böyle bir uluslararası müttefiklik ilişkisi düşünebiliyor musunuz? Bu tür bir ilişkinin bizi getireceği nokta, doğal olarak, bölünme, parçalanma, kaos ve çöküş noktasıdır.
Şaşılacak bir şey yok. 


Bu Gidişin Sonu


Batı emperyalizminin, büyük bir kıskaç operasyonu ile yüz yüze olan toplumumuzda, hali hazırda başlamış olan ve çok yakında da kitlesel bir karşı duruşa dönüşme eğilimi taşıyan, bir uyanış süreci yaşanmaktadır. 


Bu sürecin, toptan bir Batı reddiyesine dönüşme olasılığı da vardır. Batı medeniyetine duyulan inanç ve saygı, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de aşınmaktadır. Son iki yüzyılın en büyük işgallerinin, savaşlarının, sömürülerinin, işkencelerinin, barbarlıklarının ve soykırımlarının altına imzasını atmış Batının, bize, insan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda öğreteceği hiçbir şey yoktur.


Guantanamo’nun, Ebu-Garib’in, Afganistan’ın, Irak’ın fotoğrafları hala insanların kafasında uçuşurken, ABD’nin, kendi yaptıklarını unutup dünyanın başka ülkeleri için insan hakları raporları yayınlaması ve onlara notlar vermesi, komedinin de ötesinde,  akıl almaz bir trajedidir. İnsanlıkla alay etmektir.


ABD, son dönemde, bizimle ilgili hemen her konuda da benzer bir trajediyi sahneye koymaktadır. 


Türkiye, AB’nin sahnelediği ve yukarıda açıklanmaya çalışılan bir tren yolculuğu oyunu ile ABD’nin sahnelediği trajedinin kıskacı arasına sıkışmıştır. Birbiri ile entegre bu iki oyunda son perde kapanmadan, yani, Türkiye’nin, bir ulus devlet olarak sonu ilan edilmeden önce, oyunu bozmak gerekmektedir.


Gerekli iradeyi ortaya koyduğumuz taktirde, bu oyunu bozma güç ve potansiyeline sahip olduğumuzu, geçmişimiz ve Atamız ilan etmektedir.
      

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.