Türkiye’nin Rusya ve Kırım ikilemi

İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’in ‘Avrupa’nın 21. yüzyılda karşılaştığı en büyük kriz’ diye nitelediği gelişme, durdurulamadığı takdirde batı için ciddi riskler içeriyor.

Yanıbaşında yeni bir siyasi istikrarsızlık, Türkiye açısından da endişe verici bir durum.

Halihazırda karşı karşıya bulunulan çatışma tehlikesi, Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının yanısıra, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT’i de olağanüstü toplanmaya zorladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama Putin’le görüşmeler yaptı. Hafta sonunda da Türkiye dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, acilen Kiev’e giderek, Ukrayna’daki krizin aşılması çabalarına katıldı.

Ukrayna’nın yeni liderleri, egemenlik hakkının çiğnenmesini savaş ilanı olarak algıladıklarını açıkladılar. Kuvvetlerini seferber edip, yedekleri askere çağırdılar.

Rusya’yı askeri faaliyetlerini durdurması ve tehditlerine son vermesi için uyaran NATO, şimdi de Polonya’nın isteği üzerine ittifak antlaşmasının 4. maddesi çerçevesinde istişarelerde bulunmak üzere toplanmaya hazırlanıyor.

G7’nin, Haziran ayında Soçi’de yapılması planlanan G8 doruk toplantısı için hazırlıkları şimdiden iptal edildi.

İngiltere dışişleri bakanı William Hague, Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımların düşünüldüğünü söyledi. Fakat, BBC tarafından ortaya çıkarılan bir belge, hükümetin Rusya ile ticaretin sınırlanması ya da Londra finans merkezinin Rus şirketlerine kapatılması gibi bir olasılığı değerlendirmediğini gösteriyor.

Ukrayna’nın egemenlik hakkına arka çıkan dünya liderleri, diplomatik bir çözüm seçeneğini öne çıkarıyor.

Rusya, Ukrayna’ya yönelik saldırgan tutumunu, Kırım’da yaşayan Rus asıllı halkı korumaya zorlanmasıyla açıklıyor. Şu ana kadar bu iddiaya rağbet eden tek önde gelen dünya gücü, Şanghay İşbirliği Örgütündeki ortağı Çin Halk Cumhuriyeti.

NATO üyesi olmasına rağmen Şanghay Örgütüne üyelik arzusunu dile getirmiş bulunan Türkiye, bu krizde sağduyulu bir politika benimseyip, batının yanında yer aldı.

Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, refahı ve istikrarının Türkiye için temel ilkeler olduğunu söyledi. Türkiye’nin iki büyük muhalefet partisi de Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü öncelikli konu olarak görüyor.

Batı açısından en büyük endişe, Ukrayna’nın doğusunun Rusya tarafından ilhak edilmesi. Türkiye açısından ise acil endişe konusu, Kırım Tatarlarının akıbeti. Türkiye’nin Kırım Tatarlarına dair hassasiyetinin güçlü tarihi nedenleri var.

Kırım, yüzyıllar boyunca defalarca el değiştirdi. 15. ve 16. Yüzyıllarda Osmanlı idaresindeyken, 1783’te Rusya tarafından ilhak edildi. İngiltere ve Fransa ile ittifaka giden Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya’nın karşı karşıya geldiği 1853-1856 Kırım Savaşında, en az 750 bin kişi can verdi.

Rus yönetiminde, Türkçe konuşan Müslüman Tatarlar, yarımada üzerinde ağırlıklı nüfusu oluşturdular. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmakla suçlanan Kırım Tatarları, Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldüler. En az yarısı yollarda açlık, susuzluk ve hastalık sonucu can verdi.

1954 yılında Moskova, Kırım’ı Ukrayna’ya hediye etti. 1980’lerden sonra sürgündeki Kırımlılar az sayıda da olsa, anayurtlarına dönmeye başladılar. Ama asıl geri dönüş, 1991’de Sovyetler Birliğinin çökmesi ardından gerçekleşti. Gerçi bugün Kırım’daki Tatarların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 13 ila yüzde 15 arasında ama Tatarlar, kendilerini Kırım’ın asıl yerlisi olarak görüyorlar.

Son yirmi yıl içinde, Türkiye hükümetleri, finansal, siyasi ve kültürel açıdan sağladıkları yardımlarla Tatarların Kırım’daki varlığını güçlendirmek, pekiştirmek için yoğun çaba göstermekteydi.

Türkiye sınırları içinde yaşayan kayda değer Tatar toplumunun da Kırım’la güçlü kültürel bağları var. Türkiye’deki Abhaz v Çeçenler gibi, Tatarlar da etkili bir lobi olarak Kırım konusunun dış politika gündeminde tutulması için çaba gösteriyorlar. Türkiye dışişleri bakanı Davutoğlu, Pazartesi günü Kırım Birliği’nin 50 temsilcisiyle biraraya geldiğinde onlara, Türkiye’nin daima Kırım Tatarlarının yanında yeralacağı sözünü verdi.

Ülkedeki Tatar nüfusun çağrıları ve milliyetçi kesimin baskılarına ragmen, Erdoğan hükümeti itidalli bir politika benimsemişe benziyor. Rusya’yla doğrudan bir gerilim içine girmekten kaçınıyor. Türkiye, doğal gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Rusya’ya bağımlı. Türk şirketlerinin de Rusya da büyük ticari çıkarları sözkonusu.

Türkiye’nin hem Ukrayna hem de Rusya ile diplomasi kanallarını açık tutma çabası,, yerinde bir politika. Belki de Suriye’de bağların aceleyle koparılmasından ders çıkarıldı.

2008 yılında yaşanan Gürcistan deneyiminde de görüldüğü gibi, otoriter Putin rejimine yumuşak davranmak, uygulamalarını görmezden gelmek, sonuç vermeyen bir politika. Ancak Ukrayna krizinde diplomatik yollar henüz tükenmedi. Ekonomik yaptırımlar, özellikle de Rus gayrı-menkul ve mevduatlarının dondurulmasına ek olarak, Putin yönetimine karşı kararlı ve ortak bir tutum benimsenmesi, askeri gerilimin daha fazla tırmanmasına engel olabilir.

Ama bir kez daha, Gürcistan örneğini gözönünde bulundurarak, diplomaside başarının ölçütü, Rusya’nın şu ana kadar elde ettiği askeri kazanımların geri çevrilmesini de içermek zorunda.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.