Türküler yanmaz ama yakılır…

Türküler yanmaz ama yakılır…

0
PAYLAŞ

Son günlerde yaşanan tehlikeli siyasi gerginlik, çatışmayı da beraberinde getirmektedir. Çatışma bir anlamda türkülerin yakıldığı cenazeler ve gençler üzerine yazılmış destanlar demektir.

Her çatışma ortamı, komşularımız ile aramızın daha da açılması anlamına gelmektedir. Çünkü çatışma, komşular arasında nefret duygusunun ve söyleminin artmasındır. Tarihin en büyük kötülüğü belki de nefret söylemin ortaya çıkmasında yatmaktadır. Nerede bir nefret söylemi var ise, orada toplu cinayetlerin varlığı anlamına gelmektedir. Nefret bir anlamda kan dökmek ve yok saymak ya da yok etmek anlamına gelir.

Anadolu toprakları nefret söylemlerine yabancı değildir. Her çatışma, başka nefret duyguların kapsını aralamak anlamına gelmektedir. Nefret söylemi geleceğe bırakılan kanlı ellerdir.

Nefret söylemi ve duygusu öyle bir birlik sağlar ki, bir toprak üzerinde yaşayan başka dillerden de konuşanların ortak duygusu ve düşüncesi hatta hareketi bile olabilir. Aynı söylemin farklı diller ve lehçeler içinde duymak hiç şaşırtıcı değildir, çünkü nefret söylemi grip virüsü gibi yayılır ve kendisine karşı geliştirilen her türlü önlemi karşı kendisini koruyacak güç ve enerjiye sahiptir. Nefret söylemi öyle bir birikim üzerine oturur ki, her ortama göre biçim değiştirerek ve yeni söylemlerin gelişimi için olanak tanır konumdadır.

Bir türkü okundu, değişik dillerde okunan bir gecede. Farklı dillerde okunan türkülere severek katılanlar bir an kulaklarına aşina olduğu başka bir türkü duyduklarında gururlarının incindiğini hissettiler, çünkü o geceden bağımsız gelişen, dışarıda olan bir olayın yankısı salona yansımıştı. Salonda kimse hadi protesto edelim demedi, ortak bir iletişim kendiliğinden oluşmuştu ve kimse bu kendiliğinden olana isim bile vermemişti ve protesto başlamıştı. Gururları incindiğini düşünenler, gurur olarak gördükleri bir marşı yüksek ses ile okuyup kendilerinin gurularını okşamışlardı. Protesto yapılmıştı, türkülere karşı marş söylenmişti. Geçmişte bir olayda olduğu gibi kaşık bıçak atılmamıştı ama ortam görünmeyen bir elektrik dalgası altındaydı. Gururu kırılanlar, gurur kırmıştı. Nefret söylemi yoktu ama duygusu ve birikimi o salonu doldurmuştu.

Salonların sesinin sokağa ulaşması uzun sürmedi. (Medya üzerine düşen görevi yerine getirmiş ve nefret duygusunun hareket alanını bir anda genişletmişti.) Ellerine onur olarak gördükleri bir sembolü alıp, istedikleri evlerin, büroların, siyasi partilerin önüne gelip bir birini tanımayan insanlar yüksek ses ile protesto etmişlerdi. Gece karanlığın içinde Molotof kokteyller atılmış, karanlık ateşe verilmişti. Her şey sessizce ve aniden, yılların birikimi olan bir duygunun hareket etmesi olarak hayat bulmuştu. Salonlar ve sokaklar aynı duygunun dalgası altındaydı…

Nefret duygusu zaman zaman hayat bulurken, aynı zamanda komşumuzu kaybetmemiz anlamına da gelmektedir. Her nefret dalgası, toplumumuz için bir rengin solması ve yok olması anlamına gelmektedir. Toplum, her dalga sonucunda daha da fakirleşmiş, daha da kronik bir hastalığın pençesi içinde, kendi sonunu hazırlayacak günlerin tohumlarını ekmektedir.

Geçmişten gelen türküler bir çok ağıtı içinde barındırır, türküler yanmaz, fakat ağıt türküsünü oluşturan yer ve zaman; bir yangın yeri olur…

Ülkemizin hiçbir alanın, bir karış toprağının dahi yangın yeri olmaması için, bilincimiz içinde yer alan nefret duygusunun kırpıntılarını dahi yok edelim. Çünkü kalan bir kırpıntı bile oluşacak olan her hangi bir dalgada sizin de katil olma olasılığını içinde barındırıyor demektir.
İsmail Cem Özkan

BİR CEVAP BIRAK