Türlü-çeşitli korkaklıklar…

Gün geçmiyor ki iktidar boğuştuğu ve önüne çıkan her dikenli sorun karşısında batağa saplanmaktan geri kalmıyor.
Peki devamlı batağa saplanmasının gerekçeleri inandırıcı mı?
Ve nedir başarısızlık nedenleri?
Deneyimsizlik değil.
Kararsızlık hiç değil.
Pısırıklık ise akla gelmiyor.
Geriye en güçlü ihtimal kalıyor:
Korkaklık…

Korkaklıkla bağlantı kurabileceğimiz olayların en tazesinden ve sonundan başlayalım.
Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un  koltuğuna oturur oturmaz, askerlerin, kurum adına Ergenekon iddianamesinde suçlanan iki emekli paşayı cezaevinde ziyaret etmeleri.
Askerler “Kurum “ adına ziyaret ettik diyorlar.
Askerler ardından da bunu “İnsani” açıdan yaptıklarını vurguluyorlar.
Orgeneral Eruygur Jandarma Genel Komutanlığından emekli.
Orgeneral Tolon Birinci Ordu Komutanlığından emekli.
Askerlikle işleri bitmiş.
Her emekli vatandaş gibi emekli maaşlarıyla yaşıyorlar.
Ancak ülke uçurumun kenarına gelmiş gibi kurtarıcı rolünü üstlenmişler.
Ben demiyorum, iddianame öyle söylüyor.
Doğru mu değil mi?
Büyük ihtimalle yanlış çıkabilir, kanıtlanması zor bir iddia.
Ama olay yargıya intikal etmiş, en azından sonuç alınıncaya kadar beklemek lazım.
Yargılama başlamadan askerler “kurum” adına bu paşaları ziyaret edebilirler mi?
Ettiler bile.
Normal midir?
Hükümet, üstelik başbakan Erdoğan normal kabul etti.
Mesele bitmiştir.

***

AK Parti üst düzey yöneticisi Şaban Dişli ne yapmıştır?
Silivri’taki bir arazi ihalesinde aracılık etmiş ve iddiaya göre bir milyon dolar “cukka”lamıştır.
Yani hortumlamış deniyor.
Oysa Genel Başkanı ve Başbakan iktidara geldiği ilk günden bu yana “ Soyguncuların, vurguncuların hortumlarını kestik, ana damara girdik” diye mücadele stratejisinin şiddetini açıklamıştı.
Ama hortumcu bu kez kendi partisi içinden çıktı.
En azından iddia öyle.
Peki Şaban Dişli bir aydır neden beklenen kararını geciktirdi.
Yani CHP’nin belgeleri ortaya koyduğu gün neden istifa etmedi?
Parti üst kademesi önlemiş olmalı.
Nedeni, kesinlikle belli: “CHP istedi, bu nedenle yaptılar” dedirtmemek için. Sular biraz durulunca Dişli için ihraç mekanizmasının dişlileri devreye girecekti ki, bu “cukkacı” olduğu öne sürülen  arkadaş kararını verdi ve  üst görevlerden istifa etti.
Yani tepedeki görevlerini bıraktı. Partililiği ve milletvekilliği devam ediyor.
Neden ihraç edilmedi veya partiden istifası istenmedi?
“Bir oy bir oydur” hesabı yapılmış olabilir.
Bir de AK Parti üst yönetiminin (Erdoğan dahil) “cesur karar” alma yetenekleri eksik.
Yani korkaklık hakim.

……………………..

Gelelim yine en taze olaya. Dumanı üzerinde tüten olay, Cumhurbaşkanının Ermenistan’a gidip gitmemesi.
Her daim Başbakan Edoğan ile istişareden kaçmayan, çekinmeyen, üstelik tercihan görüşen Gül, tam da dış politikamızın göbeğinde yer alan Türkiye-Ermenistan  sorununa katkı yapacak Erivan’daki Milli maçı seyretmeye gitmeye son anda karar verdi.
Evet bu olayın Ak Partiyle doğrudan ilgisi yok.
Ak Partinin  bu konuda bir karar alıp Gül’e “Hadi git” deme hakkı da yok belki kağıt üstünde….
Ama dış politilka bu.
Devletin her kademesinde aynı ses, aynı nefes olacak bir konu.
Yani “tekparça” hareket edilmesi gereken bir  sorun .
O halde haftada bir Çankaya Köşkünde bir araya gelen Başbakan Erdoğan, kendi partisinden Çankaya’ya taşıdığı eski arkadaşı ve yoldaşı Gül’e “Aman haa, şu milli maça gitmemeyi düşünme. Dünyanın gözü üstümüzde. Oraya gidersek Ermenistan’ın eline koz vermemiş oluruz” diyemez miydi?
Çankaya’da herhalde kuru fasulyenin nimetlerinden bahsedilmiyordur resmi olağan görüşmelerde…
O halde Erdoğan Gül’e milli konularda dahi etki yapmaktan geri durmuştur. Etkilememiş ve Gül kendi başına gitmeye karar vermiştir. Kerhen de olsa bu kararı almıştır.
Erdoğan’ın Gül’ü etkilememesi ve  telkine yanaşmamasının adını koyalım o zaman.
Adı nedir?
Korkaklık…

Son not: Korkak devlet adamlarıyla, hedef e  ve milletin hak ettiği yere varıldığı hiç görülmemiştir.
Varılır ama istenilen yere değil…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.