Tsunamimania / Yusuf Yavuz yazdı

Tsunamimania / Yusuf Yavuz yazdı

0
PAYLAŞ

“Halkımız duyarsız”, “Dünya yardım yapıyor, Türk bakıyor” gibi sloganlarla   iyice şaşkına dönen halka, bir tokat da  bu sersemliğin asıl kaynağı olan medyadan geldi.
Felaketin ilk günlerinde mankenli, futbolculu, sosyeteli haberlerle gündeme gelen tsunami çığlığı, bilinen diğer felaket görüntülerinin aksine, bir türlü inandırıcı gelmedi halka. Gülben Ergen’den, İbrahim Tatlıses’e kadar yüz elli sanatçının katılımıyla organize edilen yardım konserine halk ilgi göstermedi. Magazin camiasının sergilediği iki yüzlü tutumun ve sırnaşık yardım pozlarının halk tarafından (arada bir böyle olur) doğru okunduğuna tanık olduk. 


Egzotik, gizemli, tutkulu ve cinsel çağrışımlı “fotojenik” görüntülerle süsledikleri güney Asya siluetine manken ve fotomodel fotoğraflarının en fiyakalılarını yerleştirerek sunan zihniyetin oluşturduğu kasvetli  havanın etkisiyle, iki yüz bine yakın cesedin fotoğrafı sahiciliğini yitirdi. Deniz Akkaya’dan, Semiramis Pekkan’a, Jenifer Lopez’den,
Kylıe Mınogue  kadar onlarca medya yıldızının Asya-Pasifik anıları en seksi pozlar eşliğinde çarşaf çarşaf sunuldu.


  1995 Dinar depreminde  evleri  yerle bir olan Dinar halkı, yaralarını sarmaya çalışırken, medya soytarıları bu faciayı  küçük çatlaklarla fazla hasar almadan  atlatan Dinar genelevini haber yapıp, “İşte Dinar genelevi, depremden en az hasar gören  yapı!” diye başlıklar atarak,  bu gün ulaştıkları pespayeliğin yolunu açıyorlardı. Cinsellik çağrışımlarıyla felaketin, şiddetin yan yana sunulmasının yarattığı “akıldışı  insan” tipi, güç, savaş, yağma, etkenlik, edilgenlik arasındaki ince çizgide, kompleksleri ile boğuşarak modern dünyanın oluşturduğu mekanik düzeneğin içinde çırpınıyor.


Amerika’nın Afganistan’a bomba yağdırdığı günlerde, Afgan halkının acılarına ortak olamadan, Afgan kızının beyinlere kazınan o bildik fotoğrafıyla gerçeğin üzerine örtülen bir yanılsama perdesinin içine düştük.


“Acaba o şimdi ne yapıyor?”  sorusuna yanıt arayan zihinlerde açığa çıkmamış bir cinsel dürtünün merakı dolanıyordu. 


AVRUPA DİBİN KARA!
Batılı yönetici sınıfının ve entellektüellerinin  doğu insanıyla kurduğu ilişkilerin sınırının nerede başlayıp nerede bittiği sorunu çok uzun bir yazı konusu olacak kadar zengin
malzemeler içerir. Hint- ıran minyatürlerinin cinsellikle sanatı buluşturan gizemi, Osmanlı hareminin kapalı yaşamının oluşturduğu derin merak  ve Japon geyşalarının batıda yarattığı  şaşkınlık, onlarca romana, filme konu olmuştur. Ne var ki bütün bunların dışında  pek tartışılmayan ve batılının kirli yüzünü yansıtan çocuk cinselliği tutkusu bu  sömürgeci zihniyetin kökenlerini oluşturur.  Çocuk cinselliği tutkusu bazen batılı aydınları bile çileden çıkarır.


İsveç’in dünyaca ünlü yazarı  Jan Myrdal, “Hain bir Avrupalının ıtirafları” adlı kitabında Hindistan’da yaşadıklarını anlatır: ” … şankar markette bir kutu dolusu ‘geç on dokuzuncu yüz yıl’ pornografisi buldum.


Bir İngiliz subayı ve centilmenine aitti. Kitapların çoğu sadistlik üzerineydi, Albay Spanker ve bütün hepsi, ancak bazıları ilginçti. En çok yıpranan kitaplar çok küçük kızların bekaretinin bozulmasına ilişkin olanlardı. Bundan yaklaşık üç ay sonra üç yaşındaki bir kızla evime geldi (Hindistan’da görevli bir ıngiliz centilmeninden bahsediyor.)  Ve bana ‘Kızın tadını çıkarmak ister misin?” dedi. Bunu yaparsam kızın kesinlikle öleceğini söyledim. Sadece güldü ve kızın tadını çıkarırken seyretmemi istedi. Merak ettim ve onları izledim(…) Adamın penisi çok uzun ve kalındı; küçük çocuğun kollarından daha kalındı ve neredeyse kızın butları kalınlığındaydı. Bu kadar küçük bir kızın böyle dev gibi çıplak bir adamın altında yatmasını görmek komikti. şimdi adam bütün şeyi içeri ittiğinde penisin kızın arkasından çıkacağını tahmin edebiliyordum. Bu adama ait diğer kitapların arasında tümü ımparatorluk ve sınır politikası üzerine ciltler vardı. Böyle bir düş dünyasıyla – üç yaşındaki kızlar ve Afganistanı fethetmek gibi- okuduğu daha ciddi kitapların klasik İngiliz dedektif romanları olması şaşırtıcı değildi…” *


Etrafimizda her gün duydugumuz ve türlü kuruyemiş isimleri ile yan yana anilan uzak Asya kızlari için türlü söylencelerin yayılmasi da yine medyanın yarattığı cinsel soslu söylemin taşrada yeniden üretilmesi  ile ortaya çıkar. Kirşehir’in Uzunçarşı’sında, Konya’nın Meram Sanayi’nde, Afyon’un esnaf arastalarında, Antalya’ın dönerciler çarşısında, Çorum da, Karaman da, Şereflikoçhisar da; esnafin günlük mevzusunu  kamçilayan bir söylem olmuştur. İşlerini yoluna koyan esnafin ugrak yeri, adeta komşu kapısı olmuştur bölge. Ertelenmiş rüyasına bir gün önce kavuşmak için hac öncesi güney Asya gezilerini bitiren, dönüşlerde masaj  maceralarını ballandıra ballandıra anlatan yurdumun bazı iki yüzlü muhafazakarları, gördükleri  karşısında aklını yitiren orta sınıfin aşağılık kompleksinden sıyrılma çabasının hastalıklı dışavurumudur.


* Hain bir Avrupalının itirafları. Jan Myrdal – İş Bankası Kültür Yayınları


yavuzyusuf@superposta.com

BİR CEVAP BIRAK

two × 5 =