İNGİLTERE… Türkiye- 2018’e bakış

2017’nin son günlerinde, medya, sivil toplum ve muhalefete yönelik olarak, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden bu yana hızlanarak süren baskılar ışığında, 2018 yılının daha da sıkıntılı geçeceğini tahmin edebiliriz. Bu yıl da gene en fazla gazeteciyi hapiste tutan ülkeler sıralamasında en üstlerde yeralan Türkiye’de, gazetecilerin ve akademisyenlerin yanısıra, muhalefet politikacılarını da zor günler bekliyor.Siyasi, toplumsal çalkantılarla sarsılan, popülist politikaların giderek egemen olduğu,uluslararası ilişkilerde öngörülmezliğin ve kayıtsızlığın yaygınlaştığı bir dünyada, Türkiye’nin de hem içte hem de dışta aynı anda patlak verebilecek bir dizi krizle başetmek zorunda kalması neredeyse kaçınılmaz.

Ülke içinde, baskıcı politikalar, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının varoluşunu sürdürebilmesinin olmazsa olmazı haline geldi.

Yılın son haftalarında yürürlüğe sokulan Kanun Hükmünde Kararnameler ile, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ve sonrasındaki eylemlere müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğunun kaldırılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke siyaseti ve kurumları üzerindeki sıkı denetimini yeni bir aşamaya taşıdı.

Resmi Gazete’de yayımlanan 695 ve 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), daha öncekiler gibi olağanüstü hal (OHAL) kapsamında ve Türkiye Büyük Millet Meclisini yok sayarak çıkarıldı. Anayasa ile güvence altına alınan hak ve özgürlükleri korumasız kılarken, ülkedeki cezasızlık kültürünü de pekiştirdi.

‘15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ve devamı niteliğindeki terör olaylarının bastırılması’ gibi belirsiz bir ifadenin yaratabileceği sonuçlardan endişelenenler, bu defa sadece muhaliflerle de sınırlı kalmadı.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklığı, hukuk devleti anlayışı açısından kaygı verici bulduğunu açıkladı.

Genelde hükümeti açıktan eleştirmekten kaçınmasıyla tanınan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu bile ‘dehşete düştüğünü’ söyledi.

“İnsanlar sokakta birbirinin kafasına sıkacak” diyen Feyzioğlu, “Bunu derhal geri çekin. Kabile devletlerinde olmaz bu. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?” diye sordu.

Ancak, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem de Başbakan Yıldırım, düzenlemenin kararlılıkla ve aynen devamından yana olduklarını açıkladılar.

Nisan ayında Türkiye’yi yeniden denetim sürecine alan Avrupa Konseyi ise, konuyu incelemeye başladığını bildirdi.

Türkiye, 2018 yılında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ana gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek. Mahkemenin önünde şimdiden görülmeyi bekleyen çok sayıda başvuru var.

Anayasa Mahkemesinin  olağanüstü hal kararnamelerinin anayasal denetimini yapmayı reddettiği gözönünde tutulduğunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin daha ne kadar iç hukuk yollarının tüketilmesini bekleyebileceğini bekleyip göreceğiz.

Türkiye’de iktidar, ülke içinde muhalif seslere ve uyarılara kulaklarını tıkasa da, zararını yararından fazla gördüğü durumlarda, dış politikasında keskin dönüşler yapabiliyor.

Şu sıralar, Avrupa ile ilişkilerin düzeltilmesi, özellikle de Almanya ve Hollanda ile husumetin azaltılması yolunda adımlar atılıyor.

Avrupa Birliği de iyice gerilen ilişkileri düzeltmeyi arzuladığının işaretlerini veriyor.

Yılın son haftasında, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı, Büyükelçi Christian Berger,2016 yılı Mart ayında imzalanan Mülteciler için Mali Destek Programı çerçevesinde Türkiye’ye aktarılacak 3 milyar Avro’nun tamamının sözleşmeye başlandığını bildirdi.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gerginliğin önemli unsurlarından biri de, Avrupa Birliği’nin taahhüt ettiği bu parayı Türkiye’ye zamanında vermemesiydi.

Her iki taraf da, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşebileceği kanısında değil. Varolan Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, gelecek yıl içinde atılabilecek en ehven-i şer adım olarak görülmekte.

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye ilişkilerinde benzer ölçüde bir yumuşamayı sağlayabilmek ise daha zor. Amerika karşıtlığı ve güvensizlik, Türkiye’de sadece iktidar çevreleriyle sınırlı değil. En son Pew Global Poll kamuoyu araştırmasının sonuçlarına bakılarak da görülebileceği gibi, Türkiye’de kayda değer bir çoğunluk, Amerika Birleşik Devletlerini, onun dünyadaki gücü ve nüfuzunu kendileri için en büyük tehditlerin başında sayıyor.

New York’ta Ocak ayında sonuçlanması beklenen Zarrab/Atilla davasında verilecek hüküm, Türkiye’nin Rusya ile diplomasi ve savunma alanlarındaki ilişkileri, Kudüs’in statüsü ve Suriye’deki Kürtler gibi konular, ikili ilişkilerde sorun yaratmaya devam edecek. Ancak, 28 Aralık’ta vize sorununun çözüme kavuşturulması olayında tanık olunduğu gibi, kamuoyu önünde sert açıklamalara devam edilmesine karşın, Türkiye’nin perde arkasında yaptığı değişiklikler ya da verdiği güvencelerin, Amerikalıların ulusal çıkar değerlendirmeleri ile birleşince, hiç beklenmedik anda kriz çözebildiği de bir başka gerçek.

2018 yılında, hem iç hem de dış politikada, kararlar alınacak, bunlar gözden geçirilecek ya da tersine çevrilecek. Bütün bu adımlarda, belirleyici etken, 2019 seçimleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oy desteğinin nasıl artırılabileceği olacak. İktidar partisinin çıkarına olacağına hüküm verilirse, seçim belki 2018 yılına alınacak.

Uzun sözün kısası, gelecek yıl için Türkiye’ye ilişkin öngörüde bulunacak herkesin aklında tutması gereken nokta, ‘kararları tek adamın, kendine en iyi sonuçlar getirecek’ şekilde verdiği ve vermeye devam edeceği.

Huzurlu, mutlu bir yeni yıl dileklerimle..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × one =