Türkiye gaza geldi

Türkiye gaza geldi

0
PAYLAŞ
Sinan Olcayto
Sinan Olcayto

1. Dünya savaşıyla birlikte gezegenimiz yeni bir döneme girdi. 1908 yılı da enerji savaşlarının başlama yılıydı ve hız kesmeden devam ediyor. Türkiye gibi stratejik bölgelerse yer altı kaynaklarına sahip ülkeler kadar ciddi bir problemle karşı karşıya kalıyor.

Türkiye Rusya ile geçtiğimiz hafta tarihinin belkide en büyük ve en stratejik enerji anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma aslında iki ayrı ülke arasında imzalanan bir anlaşmadan ziyade bir ülke ile şirket arasında varılan bir mutabakattı. Taraflar ise Türkiye Cumhuriyeti ve Gazprom şirketiydi. Gazpromu ise koskoca Rusya başkanı temsil ediyordu.

Durum bu kadar vahim ise bu adını sıkça duyduğumuz şirkete kısaca bir göz atmakta fayda var. Gazprom nedir, kimdir ?

İlk olarak şirketin ne kadar büyük bir güç olduğunu anlamak gerekiyor. Gazprom için istatistikler işin boyutu hakkında bizlere bazı ipuçları veriyor. Firma tüm Rusyanın yıllık tam %94’lük gaz ihtiyacını karşılamakta. Aynı zamanda maddi mal varlığıyla Rusya içinde ayrı bir devlet gibi. Glastnostla kapitalizme geçen Rusya Amerika’yı bile gölgede bırakacak dev kapital şirketler kurmaya başladı. Bunlar yıllık karı devleti dahi geçen emperyalist firmalardı. Aynı şekilde büyüme ise Amerikada engelliniyordu ama Rusya bu sınırsız kapital şirketlerin büyümesine izin verdi.

Gazprom Süleyman Kerimov tarafından yılında kurulduktan sonra sadece gaz değil petrol yatırımı, çıkarımı, üretimi ve dağıtımıyla da hızla yükselerek bu alanda dünyanın en büyük şirketi olmayı başardı. Tabii bu Rusyanın desteğiyle gerçekleşirken Başkan Putinin de stratejik hesapları vardı. Enerjiye hükmeden Dünya’ya hükmeder mantığıyla Putin derinden derine SSCB zamanındaki gibi stratejik güce sahip olmanın planlarını yapıyordu.

Gazprom çok hızlı büyüdü ve Avrupayı kendisine enerji bağımlısı haline getirdi. Kaynaklara göre şirket 2004’un sonu itibariyle bosna hersek, estonya, finlandiya, makedonya, letonya, litvanya,moldova, slovakya’nın gaz ihtiyacının tamamını, bulgaristan’ın %97’sini, macaristan’ın %89’unu,polonya’nın %86’sini, çek cumhuriyeti’nin %75’ini, türkiye’nin %67’sini, avusturya’nın %65’unu,romanya’nın %40’ini, almanya’nın %36’sini, italya’nın %27’sini ve fransa’nın %25’ini karşılıyordu. Tüm Avrupanın ise %33’lük gaz ihtiyacı firma tarafından karşılanmaktaydı. Son yıllarda rakkamlar gizli tutulduğundan doğru bir veriye ulaşmak mümkün olmasa da Avrupanın çok ciddi bir şekilde Gazprom’a bağımlı olduğu açıkça belli.

Avrupa ülkeleri niye mutsuz?

Gazprom Türkemistan’dan aldığı 100$’lik gazi Avrupaya 200$’a satınca bu tabii ihtiyar kıtanın tepkisini çekti. Ancak şirket geri adım atmayıp her yıl fiyatları daha da yükselterek geri adım atmadı. Ne de olsa kıta kendisine bağımlıydı. Hatta Putin’in canını sikan Ukrayna için bu fiyat 400$’a kadar çıkmıştı. Gelen tepkiler üzerine 2013 yılında %5 indime gitmiş olsa da Avrupa durumdan son derece mutsuzdu. Her zaman alternatif bir proje gerçekleştirmesiyle ünlü AB yine bir çözüm buldu.

Arap baharı, ortadoğu ve gaz savaşları

AB, Amerikanın kaya gazi işine girmesiyle Gazproma karşı bir zafer elde edebileceği ve en azından ellerinde oynayabilecekleri bir kartları olduğunu düşündü ancak ortaya çıkan rezervler hayalkırıklığı yarattı. Bu rezevlere ulaşmak için güneyden yapılması gereken bir nakil de arap baharının tersine dönmesi ve Işid ile tamamen sarpasardı.

AB’ye en büyük darbeyi İŞİD vurdu

Arap baharı ile ortaya çıkan bu kargaşada “dost terörist”’lerin bazıları beklenmedik bir şekilde batılıların başına bela oldu. 63 ülke ve 30’a yakın “çakma” terörist gurupla savaşan Işid, çaresiz kalan AB’ye mesaj verdi ve devlet olarak tanınmak istediğini açıkladı. Tam bu döneme denk gelen zamanda isimlerini “İslam Devleti” olarak değiştirmaleri de tabii ki raslantı değildi. Onlar da satış için tekliflere açıktı ve el altindan yaptilar.

Tüm bu kargaşa yaşanırken Suudi Arabistan’ın petrol üretimini arttırıp varil fiyatlarını dibe vurdurması AB’nin güneyden enerji elde etme imkanını da engelledi. Putin’in Suriye’ye girmesindeki en büyük sebeplerden biri de Arapları değil Gazpromu korumaktı. Putin açıkça AB’ye “Gaz istiyorsan bizden alacaksın” demişti. Gazprom savaşları kazanıyordu.

Avrupanın önünde bir seçenek daha vardı. Nükleer’e geri dönüş. Bu da tabii ki hiçbir düzlemde ülke halklarına kabul ettirebilecekleri bir alternatif olmadı. Çaresiz AB yüzünü Türkiye’ye döndü.

Patron Türkiye

AB bu sıkıntılı dönemde Türkiye’ye çok sayıda diplomatik ziyaret gerçekleştirdi. Çünkü Başkan Putin tüm kartları eline geçirmek için bir de Çin’i ve onların gaz dağıtımını da kendine bağlamıştı. AB Türkiyenin eline bakar hale gelmişti. Bizden istedikleri güneyden Gazpromu by-pass eden alternatif bir enerji akımı yaratmaktı. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan buna hiç de istekli değildi çünkü hem Putin ile iyi ilişkiler içinde hem de güçlüyü yanına almış bir haldeydi. Ayrıca Gazprom Türkiye’ye hem nükleer santral yapına destek veriyor hem de ucuza gaz sağlıyordu.

İşte tam o sırada Rusya ile uçak düşürme krizi yaşandı. Tesadüfler tabii ki olasıdır ancak anlaşmanın imzalanacağı aya denk gelen bu uluslararası kriz gerçekten ilginç bir sürecin başlamasına sebep oldu. AB tekrar devreye girerek özellikle Alman başbakanı Merkel aracılıyla neredeyse Aksaray’a yerleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise kesinlikle Rusya ile normalleşme ve gazpromla çalışma niyetindeydi. 15 Temmuzda alelacele bir darbe girişimi oldu. Bu darbe girişimi kapalı kapılar ardındaki kimi kaynaklara göre KGB’nin Tayyip Erdoğanı uyarmasıyla başarısız oldu. Bu da iki başkanın arasındaki buzları eritti. Bu da AB için denizin bittiği anlamına geliyordu.

Bıçak sırtı

Türkiye Rusya ile imzaladığı bu anlaşmadan sonra artık eski Türkiye olmayacaktır. Bu büyük rolü yürütebilmek için ise büyük bir devlet dinamiklerine ihtiyacınız vardır ki bu da ne yazık ki henüz erişebildiğimiz bir seviye değil. Sonuç olarak boyumuzdan çok çok büyük bir oyuna balıklama dalmış durumdayız. Uzun yıllar ötesini kapsayan stratejik bir çalışma yapılmazsa Arap Baharı’na benzer bir durum ülkemiz için de söz konusu olabilir. Pasta çok büyük, kazançlar ve kayıplar da çok büyük olacaktır. İşin en önemli bölümü ise yönetebilmekte.

BİR CEVAP BIRAK