Türkiye, ILO’da zor durumda. Farkında mıyız?

İSMAİL BAYER –  (ILO) Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın tarihinde bir ilke imza atıyoruz. Basında, neredeyse hiç yer almıyor. Uyarılar, tepkiler, dikkate alınmıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarihinde de, ilk kez böylesi bir durum ile karşılaşıyoruz. ILO işin farkında da, biz işin farkında mıyız?

ILO, her yıl haziran ayında toplanır. Uluslararası Çalışma Konferansı düzenlenir. Bu yılda 107. Konferans gerçekleşiyor. Üye olan ülkeler üçlü yapılanma içinde burada bir araya gelir. Kamu, yani Hükümeti temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, işverenleri temsilen, işveren sendikaları konfederasyonu yani TİSK ve işçileri temsilen, en çok üyeye sahip olan işçi sendikaları konfederasyonu, yani Türk -İş. Bu üçlü yapılanmanın Türkiye tarafını oluşturmaktadır. Delegasyon bu şekilde belirlenmektedir. İşçileri temsilen diğer konfederasyonlardan da, yani DİSK ve Hak-İş’den de gözlemci olarak katılan olur.

Dikkatinizi çekelim, işçi sendikaları konfederasyonu diyoruz.

Memur sendikaları konfederasyonlarından katılmak istendiğinde, gözlemci olarak katılım olur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, her yıl hazirandan önce TİSK ve Türk-İş’den katılacakları, Bakanlığından katılacakları resmi bir yazı ile bildirir. Temsil edecek delegeler bunlardır.

Her yıl Cenevre’de, her ülkeden bu üçlü yapılanma içinde katılanlar, genel kurul salonunda, deleğe olarak otururlar. Diğer katılanlar, yani gözlemci olarak katılanlar, izleyiciler bölümünde çalışmaları izleyebilirlar. Yine Bakanlıktan, Hükümet adına kimin konuşacağı, TİSK adına kimin konuşacağı, Türk-İş adına kimin konuşacağı, Cenevre’ye bildirilir ve sıralamaya göre konuşmalar gerçekleşir.

Yerleşik uygulama, daha çok Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, TİSK ve Türk-İş başkanları konuşma yaparlar.

Bu yıl Türkiye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bir ilke imza attı. İşçi sendikaları yerine, memur sendikalarını devreye soktu. Yanlış okumadınız, işçi sendikaları konfederasyonu değil, memur sendiaları konfederasyonu delegeleri katılacak ve başkanı konuşacak diye bildirdi.

Türk-İş ve DİSK böyle bir durum olamaz diye, bu durumun İILO Anayasasına, ilkeleri ve kurallarına aykırı olduğunu defalarca belirtilmiş olmasına karşın, bu uyarı ve karşı çıkışlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından dikkate alınmadı ve karar değişmedi.

Bu durumu protesto eden Türk-İş ve DİSK, İLO çalışmalarına katılmak için Cenevre’ye gitmeme kararı aldılar. Türk-İş haklı olarak, bu durumda delege göndermediğini açık olarak belirtti.

Böylece bu yıl gerçekleşen ILO, 107.Uluslararası Çalışma Konferansı’nda, delege olarak işçiler temsil edilmedi.

Bu durumu, Hak-İş Konferderasyonu kabul ederek benimsedi ve destekledi. Yani bir işçi sendikaları konfederasyonu temsilcisinin değil, memur sendikaları konfederasyonu temsilcisinin delege olarak katılmasını benmsediler ve karşı çıkmayıp, destek oldular.

Memur-Sen Konfederasyonun delegeleri, bu üçlü yapılanma içinde sosyal diyaloğun tarafı olarak yer aldılar.

TİSK, bu konuda yapılan işlemin elbette sakatlığının farkında ve yıllardır uygulamanın, sadece Tükiye için değil, bütün ülkeler için aynı olduğunu bilmesine karşın, sessiz kalmayı tercih etti.

Ve ILO 107. Uluslararası Çalışma Konferansı’na, işçi sendikaları değil, bir ilk uygulama ile memur sendikaları delege olarak katılmak üzere gittiler. Yani Memur-Sen Konfederasyonu, delege olarak temsil etti. Ve Genel Kurul da bu ilki, Türkiye gerçekleştirmiş oluyor, işçi sendikaları yerine, memur sendikaları delege olarak gösteriliyor.

Bu konu, sadece Türk-İş’in konusu ya da sorunu da değildir. İLO’nun yerleşmiş kuralları ve geleneklerine aykırı bir durumdur. “Şimdi nerden çıktı bu” dedirtecek kadar, adeta şaşkınlıkla karşılanacak bir durumdur.

Bu konuda nisbeten bir birlikde sağlanmıştır. Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen, sonra Birleşik Kamu-İş’de, Memur-Sen’in delege olarak katılamıyacağına ilişkin durumu, sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na değil, İLO yetkililerine de iletmişlerdir.

Bu girişimleri, nedense Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adeta duymazlıkdan gelerek, bu yeni ugulamasını değiştirmemiş, adeta önünü açmıştır.

Memur-Sen Konfederasyonu, bu konuda yanında, karşı çıkmayan, sadece Hak-İş Konfederasyonunu bulmuştur.

Burada bir “seçilme” olmadığı, adeta bir “atama” olduğu da belirtilmiştir.

Ve mayıs sonunda, 107. Uluslararası Çalışma Konferansı, Türkiye’nin bu uygulaması ile başlamıştır.

Memur-Sen Konfederasyonu Başkanı ne diyecektir, nasıl bir konuşma yapacaktır burada, örneğin,

– Bizim sendikal örgütlenmemiz güvencesizdir.

– Bizim toplu iş sözleşme, grev yapma hakkımız yoktur,

diyebilecekmidir. Tabii diyemiyecektir. O zaman kendi konumu ile ilgili olarak bile, hakları konusunda, sesini duyuramıyacaksa, başka bir anlatımla, haklarını savunamıyacaksa, oraya niye delege olarak gitme konusunda ısrar etmekde, kürsüye çıkmayı istemektedir. Gerçekten anlaşılır gibi değil.

Aslında her şey açık. İLO yetkilileri bu durumunda mutlaka farkındadırar. Ve gerekli değerlendirme ve yanıtı elbette vereceklerdir.

Peki, bile bile bu duruma neden düşülmektedir.

2018 yılı, ILO 107. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda, Türkiye’den delege olarak, işçiler ve sendikaları olmayacaktır. Türk-İş bu durumu kabul etmeyerek, bu yıl Cenevre’ye gitmeyeceğini açık olarak belirtmiştir.

Hak-İş Konfederasyonu dışındaki, işçi sendikası konfederasyonu olarak, Türk-İş ve DİSKîn sesini duyma konusunda, bir duyarsızlıkla karşılaşılmıştır.

Hiç yoktan, sorunları çözme yerine, yeni bir sorun daha eklenmiştir.

ILO bunu farkındadır.

Peki, bizim ilgililerimiz de farkında olduğu halde, neden duyarsızdır.

Tekrar soralım. Farkında mıyız?

______________

İSMAİL BAYER.  5 Haziran 2018. İstanbul.   ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − seven =