İNGİLTERE… Türkiye kendi davasına hizmet etmiyor

İNGİLTERE… Türkiye kendi davasına hizmet etmiyor

0
PAYLAŞ

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının partizan ve kutuplaştırıcı politikalarının devlet kurumlarını nasıl yıprattığı ve 15 Temmuz’da tanık olunan türden girişimlere karşı ülkeyi nasıl tehlikeye açık hale getirdiği artık açıkça görülüyor.

Başarısız darbe girişimi ardından atılan adımlarla, zaten sarsılmış olan bürokratik, idari ve hukuki kapasite daha da zayıfladı.

Son günlerde dışarıdan gelen eleştiri ve endişelere karşı gösterilen abartılı tepkinin yanısıra, yabancı düşmanlığını körükleyen popülist söylemler, diplomatik alanda da benzer bir yetersizliğe işaret ediyor.

İlk bakışta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gücünü fazlasıyla pekiştirmeyi başardığı düşünülebilir. Nitekim, 15 Temmuz’dan sonra, daha önceki darbelerle kıyaslanmayacak boyutlarda gözaltılar, tutuklamalar ve işten çıkarmalar yaşandı.

Ama gerçekte, hem Erdoğan rejimi, hem de ülkenin tamamı, son derece istikrarsız ve güvensiz bir döneme girdi. Orduda, emniyet ve istihbarat örgütlerinde gerçekleştirilen operasyonlar, Türkiye’yi darbe girişimi öncesinde karşı karşıya bulunduğu çok başlı tehditlere daha da açık hale getirdi.

Aceleyle ve iyi düşünülmeden atılan adımlar, asıl niyetin o olduğu varsayılsa bile, tek adam rejimine kararlı yürüyüşten çok, bir panik halini andırıyor.

Üstelik, ülke içinde varolan tehlikeler yetmiyormuş gibi, hükümet ve medyanın kayda değer bölümü, dışarıda da yeni hasımlar yaratmak için elinden geleni yapıyor.

Varılan noktada kendi sorumluluk ve hatalarını hiç bir şekilde kabul etmedikleri gibi, suçu tamamen başkalarının üstüne yıkmaya çalışıyorlar.

Oysa, uluslararası alanda, medyada değilse de en azından diplomatik düzeyde, durumun vehameti artık anlaşılır oldu.

Artık hiç bir ülke ya da ciddi uluslararası örgüt, darbe girişiminin, karşıtlarını ezmek için Erdoğan tarafından sahnelenen bir oyun olduğu saçmalığını savunmuyor. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin açıklamalarında da görülebileceği gibi, seçimle iktidara gelmiş bir hükümeti şiddet yoluyla devirmeye kalkışanlar, kuşkuya yer bırakmayacak sertlikte kınanıyor. Hatta Ankara’daki İngiltere Büyükelçisinin Hürriyet Daily News’e verdiği mülakatta, darbe girişiminin ardında Fethullah Gülen taraftarlarının bulunması ihtimali de açıkça dile getiriliyor.

Karşı karşıya bulunulan durumda, Türkiye’nin olağanüstü hal ilan etme hak ve yetkisi de genelde sorgulanmıyor.

Fakat, istisnasız herkes, olağanüstü hal koşullarında atılan adımların boyutları, alınan önlemlerin orantısızlığı ve keyfiliği konusunda endişe dile getiriyor.

Devlet kurumlarında işten çıkarılanların sayısı, olağanüstü koşullar altında bile kolay kolay izah edilebilir gibi değil. Soruşturmaların kollektif niteliği, kabul gören normlara ve hukukun üstünlüğüne ters düşüyor. Adil yargılama ilkesine uyulmadığını düşündüren uygulamalar, bireylere kalıcı zarar vermekle kalmıyor, ülkenin zaten zayıf olan insan ve uzmanlık kapasitesini daha da yetersiz hale getiriyor.

Aralarında dünya çapında tanınmış gazetecilerin de bulunduğu pek çok medya mensubunun gözaltına alınması ya da tutuklanması, yüzden fazla medya kuruluşunun kapatılması, akla mantığa ters düşüyor. Demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan ifade özgürlüğünün keyfi bir şekilde kısıtlanması olarak görülüyor.

Türkiye’nin yöneticileri ve diplomatları farkında olmasalar da, aslında Türkiye’ye kayda değer ölçüde sempati ve anlayış gösterilmekte.

Bu uluslararası dayanışma ve iyiniyeti, içinde bulunulan krizden çıkış için destek olarak kullanmak yerine, Türkiye, zaten az sayıda kalan demokratik kazanımlarını da heba etmeyi tercih ediyor.

YAZARIN KENDİ BLOĞUNDAKİ DİĞER YAZILARI İÇİN LÜTFEN TIKAYINIZ

http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK