İNGİLTERE… Türkiye ve realpolitik

İNGİLTERE… Türkiye ve realpolitik

0
PAYLAŞ
16 Nisan referandumu öncesinde aylar süren Avrupa karşıtı söylemler ardından, Türkiye liderleri, yeniden Avrupa Birliği ile ilişkileri canlandırma çabası içinde.Avrupa Birliği’nin temellerinin atıldığı Schuman Deklarasyonu’nun kabul edildiği 9 Mayıs’ta  yazılı bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin stratejik hedef olarak gördüğü AB üyelik sürecini, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışı çerçevesinde devam ettirmek arzusunda olduklarını bildirdi.
“Temennimiz, AB ile işbirliğimizi göç, ekonomi, enerji, Gümrük Birliği ve üyelik müzakereleri gibi alanlarda en ileri seviyeye taşımaktır” dedi.Bu arada, Avrupa ile İlişkilerden Sorumlu Bakan Ömer Çelik, ortak değerlerine ve ortak çıkarlarına inandıkları Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkeleriyle, önümüzdeki dönemde  ‘kaygılar’ yerine, işbirliği yapılabilecek alanları konuşmayı arzu ettiklerini söyledi.

Son aylarda Türkiye’nin demokratik kurumlarındaki gerileme öylesine hızlandı, ülkenin Avrupa Birliği ile arasındaki uçurum öylesine derinleşti ki, ortak değer bulmak neredeyse imkansız hale geldi diye düşünebilirsiniz.

Oysa, ilişkileri düzeltme arzusunun, hem karşılıklı, hem de sanıldığı kadar gerçekçilikten uzak olmadığını gösteren pek çok işaret var.

Üstelik bu misyonun başını, Türkiye’de Avrupa karşıtı, hakarete varan yorumların ana hedefi konumundaki Almanya çekiyor.

Geçen Cuma günü, dönem başkanı Malta’nın Valletta kentinde  düzenlenen Avrupa  Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye ile üyelik görüşmelerinin sona erdirilmesine karşı çıkan, diğer üyeleri ikna eden de Almanya’ydı.

Bu hafta Pazartesi günü Berlin’de biraraya gelen Almanya ve Türkiye Ekonomi Bakanları, ikili ticari ilişkileri nasıl canlandıracaklarını görüştüler.

Almanya Ekonomi Bakanı Brigitte Zypries, Türkiye ile ülkesi arasında 12 milyon euro civarındaki yatırım ve ticaret hacmiyle, Almanya’nın  Türkiye’nin en büyük ticari  ortağı olduğunu, ikili ticaretin yakın gelecekte iki katına çıkarılabileceğini vurguladı.

Eğer hukukun üstünlüğü kavramı etrafında herhangi bir endişe var idiyse, bu, ‘Alman şirketlerin Türkiye’de yatırımlarını devam ettirebilmeleri için gereken yasal çerçevenin oluşturulması ve sürdürülmesi’ bağlamında gündeme geldi.

Dış politika hedefleri ve ticari çıkarlar için insan hakları endişelerinin görmezden gelinmesi, sadece Almanya örneğiyle sınırl değil. Dünyanın pek çok ülkesinde alışılagelen bir durum oldu.

Öte yandan, pusulasını şaşırmış ve oradan oraya savrulduğu izlenimi veren Türk dış politikası da, çıkarlar sözkonusu olduğunda beklenmedik ölçüde istikrarlı bir çizgi izleyebiliyor.

Geçen hafta Diken’de Başkan Trump’ın, Rakka operasyonu öncesinde Suriye’li Kürt kuvvetlerini silahlandırma kararını onaylamasının beklendiğini herkesten önce haber veren gazeteci  Amberin Zaman, haklı çıktı.

NATO müttefiki Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği sert itirazlara ragmen, üstelik de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vaşington ziyaretinden günler önce, Beyaz Saray, Suriye’deki Kürtleri kendine ortak seçti.

Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinde fırtınalı  günler mi geliyor? ‘Ey Amerika, seni de gerekirse referanduma götürür, halkımıza NATO üyeliğini sorarız’ denmesini mi bekliyorsunuz?

Bana kalırsa, aynı Avrupa Birliği’nin yaptığı gibi, Türkiye de, ‘daha büyük tabloyu’ gözönünde tutup, çıkarları gereği pragmatik ve iyimser bir açıklama ile bu krizi de en kısa zamanda aşmanın formülünü bulacaktır.

___________

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
http://www.firdevstalkturkey.com/tr

BİR CEVAP BIRAK