İNGİLTERE… Türkiye’de din ve siyaset kıskacında boğulan eğitim

İNGİLTERE… Türkiye’de din ve siyaset kıskacında boğulan eğitim

0
PAYLAŞ

Türkiye’de bitmek bilmeyen siyasi çalkantılar ortamında, canalıcı diğer konular çoğu zaman gözden kaçıyor.Eğitimin toplum açısından önem ve değeri üzerinde düşünmeyi ihmal etmememiz lazım; hele hele bilgi, birikim ve mantığa her zamankinden çok ihtiyaç duyduğumuz şu fırtınalı günlerde.Eğitim, toplumda fazlaca tartışılmayan bir konu olmakla birlikte, siyasette her zaman kilit mücadele alanlarından biri.

Dindar bir kuşak yetiştirmeyi hedeflediğini açıkça dile getiren Cumurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, Türkiye’nin eğitim sisteminde Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra en köklü değişiklikleri gerçekleştiren siyasetçi oldu.

2010 ve 2014 yılları arasında İmam Hatip okuları yüzde 73 oranında arttı. AKP iktidarları döneminde dini eğitim alan öğrencilerin  sayısı 1 milyona ulaştı.

15 Temmuz darbe girişimi ardından Gülen hareketine bağlı olduğu gerekçesiyle kapatılan 15 üniversite ve bin kadar okul gözönünde tutulursa, alternatif İslamcı ideolojinin okullarında okuyan öğrenci sayısı da 200 bin civarındaydı.

AKP hükümetleri döneminde eğitim sistemi baştan aşağı yeniden şekillendirildi. Okul kitapları değiştirildi, müfredat gözden geçirildi.

Ara sıra laik, modern ve bilimsel bir eğitim talep eden sesler yükseldiyse de, bir avuç elit liselinin protestosuyla sınırlı kaldı ve çabucak susturuldu.

İdeolojik, radikal müdahalelerle yeniden yapılanan eğitim sistemi, sadık ve dindar nesil yetiştirme yolunda epey mesafe katetti.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD tarafından 15 Eylül 2016’da yayınlanan 2016 Tek Bakışta Eğitim raporunda Türkiye’de eğitim sisteminin durumu mercek altına alınıyor.

Bu yılki rapor, Türkiye de dahil 35 OECD üyesi ülke ve diğer bazı ülkeleri, kendi ulusal istatistikleri üzerinden karşılaştırarak eğitim alanında değerlendiryor.

Rapora göre, 2008 ve 2013 yılları arasında Türkiye’nin ilkokuldan üniversite düzeyine öğrenci başına eğitim harcaması kayda değer oranda arttı ama OECD ülkeleri arasında hala en düşük düzeyde.

Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin eğitim harcamalarının milli gelire oranında OECD ortalamasını yakalamış olmasından dolayı memniyetini ifade etti ve şimdi eğitimde kaliteyi artırma zamanı geldiğini belirtti ama artan harcamanın neden beklenen kaliteyi sağlayamadığına değinmedi.

OECD raporu ayrıca, Türkiye’de eğitim ve istihdamda kadın-erkek eşitsizliğine de yer veriyor ve eşitsizliğin OECD ortalamasının üstünde olduğuna dikkat çekiyor.

20-24 yaş arası eğitime devam etmeyen, çalışmayan kadın oranının en yüksek olduğu ülkeyi Türkiye olarak açıklıyor.

Dahası, erkeklerle aynı düzeyde eğitim görüp iş hayatına atılan Türk kadınlarının, erkek meslektaşlarının kazandığı maaşın sadece yüzde 84’ünü aldıklarını vurguluyor.

Nisbeten hızla büyüyen, güçlü bir ekonomik altyapısı olan ve kendine büyük hedefler belirleyen Türkiye için, bu, hiç de umut verici bir karne değil.

Modern toplumlarda bireylerin, karşı karşıya bulundukları ekonomik, siyasi ve kültürel sorunları aşmaları için gerek duydukları nitelikler, rejime bağlılık ve dindarlık değil.

Eğitime para akıtmak da tek başına yeterli olmuyor. Rekabet ortamında işgücünün yüksek kalitesini ve eşitliği de sağlamak gerekiyor.

Türkiye’nin, dindar nesillerle ve eve kapatılan kadınlarıyla bunu başaramayacağı gün gibi açık.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK

twenty + nine =