TÜRKİYE’DE KADIN CİNAYETLERİNE ZEMİN HAZIRLAYAN ZEHİRLİ ATMOSFER

Gün geçmiyor ki, ülkenin bir köşesinde yeni bir şiddet olayı ya da cinayet haberiyle karşılaşmayalım.

Her yaştan insana, her türden hayvana karşı eziyet ve şiddet görülmemiş boyutlarda. Toplumun bütün kesimlerinde saldırganlık adeta normalleşiyor.

Ama en çok da kadınları hedef alan, ev içinde ve dışında gerçekleşen darp, tecavüz ve cinayetlerle karşılaşıyoruz.

En son kadın cinayetinde, Kırıkkale’de 38 yaşındaki Emine Bulut, eski kocası tarafından 10 yaşındaki kızının gözü önünde bıçaklanarak öldürüldü.

Konya’da ise, 37 yaşında üç çocuk annesi Tuba Erkol, evden uzaklaştırma kararı aldırdığı, kendisine daha önce de defalarca şiddet uygulayan kocası tarafından katledildi.

Emine Bulut’a saldırının görüntüleri sosyal medyada yayınlanıp, #ölmekistemiyorum etiketiyle dünya çapında hızla yayılınca, haber, ülkenin gündeminde alışılanın ötesinde yer buldu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre, 2019’un ilk altı ayında 214, sadece Temmuz ayında 31 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

bianet ise, geçen yıl öldürülen kadın sayısını 255 olarak açıklamıştı.

Bu korkunç rakkamlar, toplumun kayda değer bir kesiminin kadınlara karşı şiddet ve cinayetleri yadırgamayan, hatta katili mağdur gösteren tutumlar benimsediği gözönüne alınınca daha da ürpertici bir tablo yaratıyor.

Sosyal medyada, kadın cinayetlerini kınayan ve öfkeyle tepki gösterenler kadar, kadının değişen rolünü ve erkek şiddetini önlemeyi hedefleyen adımları suça teşvik olarak algılayan bireyler de var.

Üstelik, erkeğin kadın üzerindeki hakimiyetinin sorgulanmamasını canla başla savunanlar sadece erkekler de değil.

Islamcı muhafazakar kesimde kadınlı erkekli egemen görüş, kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğe ek olarak, medeni durum, cinsel yönelim, sosyal ya da etnik kökenden ötürü ayrımcılığa son verilmesi gibi hedeflere ulaşmak için yasal düzenlemelere başvurulmasının, aile yapısını kökten yıkmayı hedeflediği yönünde.

Özellikle de, ev içi şiddet durumlarında erkek için uzaklaştırma kararı alınmasına ya da çoçukların velayetinin anneye verilmesine sert tepki gösteriyorlar.

“Sinsi bir proje” diye niteledikleri ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’, ya da kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi’nin iptali, birinci hedefleri.

Avrupa Konseyi bünyesinde, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddete Karşı Eylem Uzmanlar Grubu (GREVIO) eski başkanı Profesör Feride Acar’ın, “Avrupa’nın kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması için imzalı mühürlü yüklenimi” diye tanımladığı sözleşme, Türkiye açısından bu alanda atılmış çok önemli bir adımdı.

Türkiye, sözleşmeyi 2011 Mayıs’ında imzaladı, Mart 2012’de de onayladı.

Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle de, sözleşmenin kuralları iç hukukta bağlayıcı hale getirildi.

Kadınlara ve kız çoçuklarına karşı şiddetin önlenmesi için devletlerin asgari yükümlülüklerini belirleyen İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’de insan hakları ve kadın hakları savunucuları tarafından ciddi bir kazanım olarak değerlendirilmişti.

Ancak uygulamada Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden kaynaklanan önleme yükümlülüğünün gereklerini yeterince yerine getirmediği görüldü.

Buna parallel olarak, sözleşmeye karşı çıkanlar da hem hükümete hem de kadına yönelik şiddete karşı kampanya yürüten kesimlere yönelik sözlü saldırılarını giderek artırdılar.

Taraf devletlerde sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığını denetleyen GREVIO’nun geçen yılki Türkiye raporunda ciddi endişeler dile getirildi.

Bazı alanlarda ilerleme sağlandığı kabul edilmekle birlikte, Türkiye’nin gerilemeye başladığından kaygı duyulduğu uyarısı yapıldı.

Özellikle endişe yaratan konuların başında küçük yaşta ve zorla yaptırılan evlilikler, psikolojik taciz, kadın örgütlerinin faaliyetlerine getirilen kısıtlamaların artması ve kadına karşı şiddete zemin hazırlayan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerin en üst düzey yetkililerin kullandığı dil de dahil, toplumda hala egemen olması bulunuyor.

Emine Bulut’un geniş yankı uyandıran katli, hem muhalif siyasetçiler ve iktidar, hem de sivil toplum örgütleri tarafından kınandı.

Ülkenin dört bir yanında düzenlenen protestolarda, kadınlara karşı şiddetin önünü almadığı için hükümet, kadınlara karşı suç işleyenlere hafif cezalar verdikleri, ceza indirimi yaptıkları hatta zaman zaman cezasız bıraktıkları için mahkemeler ve kadınlara karşı ayrımcı tutumlardan dolayı toplum kesimleri kınandı.

Ve tabii, yetkili organlar da alışılageldiği üzere, Emine Bulut’un 10 yaşındaki kızının gözleri önünde öldürülüşünü kaydeden görüntülere derhal yayın yasağı koydular. Kayıtı gerçekleştiren kişiyi de gözaltına aldılar.

Geliyorum deyip de önlenmeyen bir yeni cinayete daha tanık olduk ve Türkiye’nin kadın cinayetlerinde rekor kırma yolunda emin adımlarla yürüdüğü bir haftayı daha geride bıraktık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.