Türkiye’nin darbe travmasını atlatmasının yolu hukuktan geçiyor

15 Haziran’daki başarısız darbe girişimi, Türkiye’ye ilk başta düşünülenden de ağır zarar verdi ve karşı karşıya bulunulan güvenlik tehditlerini inanılmaz boyutlara ulaştırdı.Ülke, olağanüstü bir dönemden geçiyor. Olağanüstü Hal ilanı da bu yüzden kimseyi şaşırtmadı.

Milli Güvenlik Konseyi ve bakanlar kurulu toplantıları ardından Olağanüstü Hal ilan edildiğini duyuran Cumburbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunun demokrasiyi korumaya yönelik bir adım olduğunu söyledi.

Ülkeyi, uçurumun kenarından çekip almak için acil ve etkili adımlar atılması gereğini kabul etmekle beraber, Olağanüstü Hal ile demokrasinin birarada var olamayacağı da gün gibi ortada.

Olağanüstü Hal uygulamasına olanak tanıyan Anayasa’nın 121. Maddesi, yürütmenin, kanun hükmünde kararnamelerle, yasama organını bir kenara iterek, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayarak ve seyahat özgürlüğünü askıya alarak ülkeyi idare edebilmesini öngörüyor.

Üst düzey, kilit mevkilere yapılan sızıntının boyutları, darbe girişiminin arkasında olmakla suçlanan gizli ve örgütlü gücün yapısı ve kendi halkına karşı kullandığı şiddet gözönünde tutulduğunda, bu olağanüstü durumun olağan tedbirlerle aşılabileceğini ummak, ne gerçekçi ne de makul.

Ama, Türkiye hükümetinden hukuk kuralları dahilinde hareket etmesini, insan haklarına saygı göstermesini talep etmek, hem hakkımız, hem de görevimiz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin geçici olarak bile olsa askıya alınması ise, hükümetin demokratik ilkelere uymaya niyetli olduğu  konusunda  duyulan şüphe ve endişeleri haklı çıkarıyor.

Yetkililer, sürgündeki  lider Fethullah Gülen’i ve onun örgütlü müritlerini darbenin sorumlusu olarak görüyor. 25 yıldır bu konuyla ilgilenen bir gazeteci olarak, Cemaati ve faaliyetlerini çok daha yakından araştırmış bağımsız meslektaşlarımın ve açık kaynakların da ortaya koydukları veriler ışığında, son günlerin gelişmelerine bakarak, bu suçlamanın temelleri olduğuna inanıyorum. Gülen hareketinin ordu içinde hükümetin politikalarına tepki duyan ya da kişisel çıkar uman bazı unsurlar tarafından   desteklenmiş olması ihitmalini de yüksek görüyorum.

Fethullah Gülen hareketinin yargıda, emniyet kuvvetlerinde, devlet bürokrasisinde ve medyada, kilit noktalarda etkin konumlara sahip elemanları olduğu da kuşku götürmez bir gerçek.

Darbe girişimine katıldıkları belirlenen orta ve üst düzey subayların AKP hükümetleri döneminde bu mevkilere geldiklerini ve terfi ettiklerini de biliyoruz.

Darbe girişimi ardından şüpheli şahıs listelerinin ortaya çıkışındaki görülmemiş hız da, aslında geçmişe dayanan bu işbirliği ve bilgiler sayesinde.

Ancak, 58 binden fazla kamu çalışanının görevden alınması, yüzlerce gazetecinin işten atılması, akademik özgürlüklerin kısıtlanması ve binlerce kişinin gözaltına alınması, önlem niteliğindeki adımların çok ötesinde bir cadı avını andırıyor.

Bu akıl almaz darbe girişiminin hazırlıkları, devletin kilit noktalarına sızmalar ve güvenlik tehditleri, 14 yıl boyunca ülkeyi tek başına idare eden AKP hükümetinin giderek artan ölçüde otoriter yönetimi altında gerçekleşti. Haberalma örgütü de hükümetin denetimindeydi.

Darbeciler, AKP hükümetlerinin hukukun üstünlüğünü gözardı eden, güçler dengesini bozan, ülkenin temel kurumlarını yıpratan politikalarının sonucunda büyüyüp serpildiler. Bağımsız ve araştırmacı medyayı susturarak, hesap vermeyen bir devlet ve hükümet yaratıldı. Gerçekten ifade özgürlüğü ve demokrasinin olduğu laik bir ülkede, gizli ve karanlık bir İslamcı örgüt, devletin ana damarlarına bir virus gibi yayılamazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetlerinin vermeleri gereken hesap büyük.

Ama şu anda ülkeyi içine sürüklendiği felaketten kurtaracak tek meşru ve yetkin, güç, seçimle iktidara gelen AKP yönetimi. Muhalefet partileri de varolan durumun ciddiyetinin farkında ve sorumlu davranıyorlar.

Muhalefetin ve medyanın kararlı tutumu, AKP yandaşlarının ve darbe karşıtı diğer parti sempatizanı halkın direnişi olmasaydı, darbe başarıya da ulaşabilirdi.

Hükümetin ve Cumhurbaşkanının geçmiş hatalarından ders çıkarmaları, toplumu artık daha fazla germekten, bölmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Siyasi İslam ideolojisini bir kenara bırakıp, kitleleri kontrolsüz hale getirmekten de kaçınmaları lazım.

Sonuçta, Cumhurbaşkanı da hükümet te, Türkiye güçlü olabildiği kadar güçlü ve şu anda Türkiye, durumu ufak tefek berelerle değil, derin yaralarla atlatmış görünüyor.

Darbe girişiminde bulunan, ağır suçlar işleyen hukuk tanımaz bireylere, hukuksuzlukla karşılık vermek, olsa olsa yaraya tuz basar, acıları daha da derinleştirir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
http://www.firdevstalkturkey.com/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × two =